Archive for Nisan, 2013

Labirentler ve Algoritmalar

Salı, Nisan 23rd, 2013

resim5

Bilimin ve özgür düşüncenin kontrol altına alınmaya çalışıldığı bir dönemdir, ortaçağ. İnsanlar özgürce düşünüp araştırmak üretmek yerine dini kurumların da baskısıyla olanla yetinmeye zorlanmış, korkularının esiri olarak kendilerini değişim ve dönüşüme kapatarak yaşamışlardır. Her şeye rağmen araştıran sorgulayan üreten insanlar ise ortaçağ karanlığını aydınlatmaya çabaladıkça dışlanmış cezalandırılmıştır. Dahası, başına gelen her felaketi aklını özgür bırakmaya çabalayan insanlardan bilmiş onları cadılık, büyücülük kisvesi altında imha etme yolunu seçmiştir. Bu konuda başta papalık olmak üzere dini kurumlar başı çekmiş söz gelimi uğursuzluk getirdiğine inanıldığı için kedilerin itlaf edilmesiyle artan fareler yüzünden zamanın Avrupa nüfusunun neredeyse yarısı veba salgını ile yitirilmiştir. Dini kurumlar özgür aklı ve bilimi kendileri için tehdit algılamış ve kontrol altına almaya çalışmıştır. Ortaçağ karanlığı dediğimiz dönem toplumu hayal ettiği biçime dönüştürmeye çabalayan din ve dini kurumların korkuları da kullanarak özgür aklı baskıladığı bir dönemdir. Toplumu istedikleri yaşam tarzına dönüştürüp orada tutmaya çabalayan birileri var oldukça tekrarlanması her zaman olasıdır.

Peki, insanlığın tüketim çılgınlığı ile büyümeye odaklanmış son yüzyılını bunca gürültüye rağmen gelecekte kaleme alacak tarihçiler aynı akıl tutulması ve insanlığın karanlık çağı olarak tanımlayabilirler mi? Bunun olmadığından emin miyiz? Baskıcı dini kurumların yerini alan piyasa tanrılarına teslim olmuş, boyun eğmiş bilim ve bilim insanları ile aklın özgürlüğünden söz edilebilir mi? Çocuklarına problem çözmek diye önceden çözülmüş problemlerin şıklarından doğru olanı bulmayı öğreten, başarıyı buna indeksleyen, bilim ile uğraşmaktan kişisel kariyer, ikbal ve hatta kazanç beklentisi olmadıkça uzak duran insanların özgür iradeleri ile bilim yaptıklarından ne kadar söz edebiliriz?

Bilimin piyasalaşması, üniversitelerin piyasaya beklentilerine göre yeniden yapılandırılması, rant ve kazanç uğruna bilimi ve bilimselliği çarpıtıp kendi doğrusunu dayatanların etkisi ile aklın karanlığa gömüldüğü bir  dünyaya doğru ilerliyoruz.  Bilim ve bilgi günümüzde ne yazık ki kazandırdığı para kadar itibar görüyor, kazanç getirebilecek her şey bilimsellik kisvesine büründürülerek satılabilir hale dönüştürülmeye çalışılıyor. Bilimsel kuşkuculuğun bile piyasa beklentileri gereği kazanç beklentileri karşısında dışlanıp susturulduğuna tanık olabiliyoruz. Sigara kartellerinin sigaranın zararlarını ortaya çıkaran bilimsel araştırmaları engellemelerini, yıllarca baskı altında tutma çabalarını unutmadık. Benzer bir süreç enerji kartelleri üzerinden küresel iklim değişikliği konusunda yaşanıyor. Kentsel dönüşümde veya imar ile ilgili konularda bırakın kamuyu şehir planlamacıları ve mimarların sesi bile duyulmazken diyetinden ilacına satılabilir her şey yeterli bilimsel dayanağı olmasa da piyasanın insafına terk edilebiliyor. Bilim ve bilimsellik binlerce yıllık kuşkucu geleneğini bırakıp çıkmaz sokaklara yöneldikçe insanlığın bilime olan güveninin azalması da kaçınılmaz hale geliyor. Piyasanın o meşhur gizli eli insanlığın binlerce yıllık araştırma geleneğini, kuşkuculuğunu kendine göre biçimlendirmeye kalkıyor. Bilimin piyasalaşması insanlığın ortak değerlerini de erozyona uğratıyor.

Bilim felseficisi Karl Popper (1902-1994) 1938 yılında yayınlanan “Bilimsel Araştırmaların Mantığı” isimli kitabına “hiç kuşku yok ki; evrendeki en büyük mucize insanlığın bilgi birikimidir” cümlesiyle başlar. Ortaya koyduğu bilgi kuramına göre kavram ve kuramların bilimsel olabilmesi için doğrulanabilir olması yetmez, sınanabilir ve yanlışlanabilir olması zorunludur. En doğru bilgiye ulaşmamızı da bilginin sınanabilir ve yeni bilgiyle yer değiştirebilir olmasına borçlu olduğumuzu ileri sürer.  Araştırmacıların çoğu kez ulaştıkları bilgi kırıntılarının anlamı konusunda fazlaca fikir sahibi olmadıklarını, bilginin yanlış olup olmadığına odaklandıklarını söyler. Başlangıçta bilgi kırıntılarının tek başına anlamı yokmuş gibi görünse de zaman içinde eklenen yeni bilgiler ile puzzle veya mozaiğin tamamlanıp aranılan anlam olarak şekillendiğini ise yine tarih bize söylemektedir.

Elde edilen bilginin satılabilir olup olmadığıyla ilgilenenler için ise kazanç getirdikten sonra her şey iyidir, yararlıdır. Bir noktadan sonra çok fazla sorgulanmasına da gerek yoktur. (Bakınız kolesterol düşürücü ilaçlar ve yıllardır kullanılan onca ilaca rağmen bir türlü düşürülemeyen  damar sertliğine bağlı ölümler) Yıllarca araştırıldıktan sonra piyasaya sürülen ilaçların aslında öldürücü yan etkilerinin olduğunun anlaşılıp piyasadan toplatılmasına giderek daha fazla şahit olmamız işte bu zihniyetin sonucudur. Gerçekte ise insanlık tarih boyunca dev bir labirentin içinde küçük adımlarla doğru yolu arayanlar sayesinde ilerlemektedir. Bilirsiniz, labirentin içinde hedefe çok yaklaşmış görünmek gidilen yolun doğru olması için yeterli değildir. Pek çok kez yanılıp rota değiştiren ve hiçbir zaman doğru yolu aramaktan vazgeçmeyen bilim insanları sayesinde insanlık yönünü ve yolunu bulmaya çabalar. İnsanoğlu binlerce yıldır labirentler keşfeder, yol haritaları çıkarır ve kuşkuculuğundan vazgeçmeden öğrendiklerini algoritmalar ile kullanır.

resim1Labirent kavramı insanlığın ortak bilincini yansıtan mitolojide yer alır. Grek mitolojisinde kaostan evreni yaratan tanrı Ares Dionisos Labris adı verilen çift taraflı balta ile karanlığı yararak açtığı yolda ilerlerken baltanın diğer keskin yüzü Ares Dionisos’un içindeki aydınlığı açığa çıkarır gidilen yol ve yeryüzü bu şekilde aydınlanır. Çift taraflı balta Labris’in karanlıkta el yordamıyla açtığı zor ve çetrefilli yol günümüzde aynı kökten türeyen labirent kavramı içinde yaşamaktadır. Labris’in açtığı yoldur, labirent. Bilim insanları önce paradigma dediğimiz labirentleri keşfeder gün ışığına çıkarır sonra o labirent içinde doğru yolu işaret etmek için çabalar. Genellikle bir öncü en zor işi yapıp karanlığı parçalamaya çalışarak labirenti görünür kılmakta, peşinden gelenler ise yolun çıkmaz sokaklarını ve yol haritasını ortaya çıkarmada görev almaktadır. Labirentin aydınlatılmasından sonra içinde kaybolmadan bilginin kullanılabilmesi için yol haritaları, akış diyagramları veya algoritmalar oluşturulmaktadır.

resim2Yine grek mitolojisinde Zeus ve Europa’nın üç çocuğundan biri olan Minos Girit tahtına kardeşlerinden daha fazla layık olduğunu kanıtlamak için denizler tanrısı Poseidon’dan yardım ister. Poseidon ona kurban etmesi için denizin köpüğü içinden çıkardığı beyaz boğayı armağan ederek yanıt verir.  Poseidon aracılığıyla gerçekleşen mucize nedeniyle Girit tahtını ele geçiren Minos sözünü tutup boğayı kurban etmez yerine bir başka beyaz boğayı kurban eder. Sözünün tutulmadığını gören Poseidon ise intikamını Kral Minos’un karısı Pasiphae’yı gönderdiği beyaz boğaya aşık ederek alır. Pasiphaenin  boğa ile ilişkisinden başı boğaya gövdesi insana benzeyen kuyruklu bir yaratık olan Minotaurus (Minos boğası) dünyaya gelir. Minotaurus büyüdükçe zaptedilemez ve kral Minos mimar Daidalos’a Minotuarus için çıkamayacağı bir labirent inşa ettirir. Girit kralı her yıl Atina’dan Minotaurus’a kurban edilmek üzere 7 erkek ve 7 genç kız istemektedir. Bu isteklerin sonunun gelmediğini gören Atina kralı Egeus’un oğlu Theseus o yıl babasını ikna edip Minotaurus’u öldürmek için 7 kurban adayından biri olarak gemiye biner. Gemi Girit’e vardığında Kral Minos’un kızı Ariadne ile Theseus birbirlerini görüp aşık olurlar. Ariadne sevgilisine labirentte geri dönüş yolunu bulabilmesi için bir ip yumağı verir. Theseus labirentte ilerleyip Minotaurus’u uykuda yakalar ve öldürür. Kafasını kesip Ariadne’nin verdiği ip sayesinde labirentten çıkmayı başarır. Ariadne’yi de alıp Atina’ya geri döner.

Bakmayın günümüzün piyasalaşan biliminin kendi doğrularını dayatanların hizmetine sunulmuş olmasına. Ortak aklın ürünü olan binlerce yıllık bu mitolojik öykü bile insanlığın sorunlarını çözerken labirentleri ve Ariadne’nin ipi gibi algoritmaları kullandığını fısıldamaktadır.  İnsanlığın bilgi birikimi labirent gibi bir bilinmezin ortaya çıkarılışı, amacı yitirmeden doğru bilgiye ulaşmak için o labirentin içinde yol arayışı ve takip edenler için yol gösteren algoritmalar biçiminde oluşmuştur. Her araştırma her bilgi kırıntısı içinde bulunduğumuz dev labirentin yollarını döşeyen taşlardır.

resim4Günümüzde piyasanın kontrolüne almaya çabaladığı bilim ve bilimin okulları olan üniversitelerin çabuk ve kolay kazanç getirici yol arayışına yönelmelerinin labirentin çıkmazlarında son bulması kaçınılmazken insanlığın binlerce yıllık kuşkucu düşünme yeteneği köreldikçe ödenecek bedelin ağırlaşması kaçınılmazdır. (Bkz. karbondioksit emisyon artışına bağlı küresel iklim değişikliği)

Tüm bu kazanç kaygılarına, para kazanmanın başarı ölçüsü olarak kabul görmesine ve yeteneğini para kazanmak yerine içinde bulunduğu labirenti araştırmaya verdiği için hakir görülseler ve sayıları giderek azalsa da bir avuç bilim insanı binlerce yıllık geleneği sürdürmeye çabalıyor. Kariyer, kazanç veya ikbal beklentileri uğruna eğilip bükülmeksizin bilimsel özgürlüğünden ve kuşkuculuğundan taviz vermeden labirentlerle düşünüp araştırıyor, öğrendiklerini algoritmalar ile kullanıyor. Her daim acelesi olan piyasaya teslim olmayıp “akılcı” iş yapmamakla suçlansalar, masallardaki gibi geriye dönüp baktıklarında bir arpa boyu yol gitmiş olduklarını görseler de evrendeki en büyük mucizeye katkı sunmaktan vazgeçmiyorlar. Aklın tutulduğu böylesi karanlık çağların geçmişte de yaşandığını, kalıcı olamayacağını biliyor ve vazgeçmiyor, her tür bilgiye olması gerektiği gibi kuşkuyla yaklaşıp yanlışlamaya çabalıyorlar. Sesleri her geçen gün daha az çıksa ve kendilerini özgürce ifade edecek platformlar giderek azalsa da vazgeçmiyorlar. Onlar seslerini duyurmaya çabalıyor. Aklın bu karanlık çağından yine bilimsel kuşkuculuk ve düşüncenin özgür bırakılmasıyla çıkılacağının farkındalar. İnsanlığın içinde bulunduğu dev labirentin yollarını aydınlatan, arkalarından gelenler için ortaya çıkardıkları algoritmalarla Ariadne’nin ipini hazır eden ve hedefe yaklaşmış görünseler de aslında labirentin çıkmaz sokağında hedeften çok uzak bir yerde duraklamak zorunda kalanlar için doğru yolu işaret eden gerçek bilim insanları seslerini duyurmaya çalışıyor. İşitiyor musunuz?

Mehmet Uhri

Not: Bu yazı kariyer, kazanç veya ikbal uğruna eğilip bükülmeyen bilimsel kuşkuculuktan taviz vermeden aklını özgür kılmaya çabalayan gerçek bilim insanlarına ithaf olunmuştur.

Küçük Testinin Yolculuğu

Pazartesi, Nisan 1st, 2013

dsc7835x

O akşam çocuklar yatmadan önce annelerinin gelip onlara yine masal anlatmasını ister. Çocuklar kararlıdır, masal dinlemeden uyumazlar. Günün telaşına eklenen ev işleri yüzünden gözünden uyku akan anne çocuklarını kırmaz ve neredeyse her akşam dinlemekten bıkmadıkları küçük testi masalını anlatmaya başlar. Bir yerden sonra hepsinin uykusu gelir, birbirlerine sarılırlar masal uykuya uyku ise rüyalara karışır.

Vaktin birinde topraktan çanak, testi ve kaplar yapan bir usta ve küçük oğlu varmış. Çamuru hazırlayıp babasının istediği boyutlara bölmek, şekil aldıktan sonra pişip kuruması için güneşe çıkarmak küçük oğlanın işiymiş. Her sabah birlikte işe başlar sabırla toprağa şekil verirler akşama evin yolunu tutar ertesi gün için yine aynı çalışmayı sürdürürlermiş. İş sırasında pek konuşmasalar da küçük oğlan yol boyunca babasının anlattıklarını dinler merak ettiği konularda sorular sorarmış. Kayaların ufalanıp toprağa, toprağın çamura dönüşmesini, kapkacak haline gelen çamurun dayanıklı olmasının sırlarını anlatırmış babası. Çamura şekil vermeye başlamadan önce yapmak istediği çanak, testi veya kabın içindeki boşluğu hayal eder sonra o boşluğun üstünü saracak biçimde çamura şekil verdiğinden söz edermiş.

Günler böyle geçer, arada çamur için uygun toprak bulma amacıyla araziye çıktıkları da olurmuş. Genellikle kurumuş ırmak yatağının kenarında buldukları koyu kırmızı renkli toprağı kullanırlarmış. Küçük oğlan ilgiyle babasının çamura şekil vermesini izler ara sıra gün sonunda artan çamur parçalarına kendince şekil vermeye çalışır kendi küçük masal kahramanları yapıp güneşte kuruturmuş. Masal kahramanları bazen melek, bazen canavar bazen de bir hayvan olurmuş. Babası yaptıklarına şöyle bir göz atar ilgilenmiyormuş gibi görünürmüş. O ise kurumaya bıraktığı çanak ve testinin arasında masal kahramanları ile oynar hayalinde onları konuştururmuş. Bazı akşamlar birkaç tanesini yanında götürüp evde mum ışığında duvara düşen gölgelerine bakarak oyununu sürdürdüğü de olurmuş.

kt3Oğlunun topraktan yaptığı şekilli küçük oyuncaklarla oynadığını gören babası bir gün birlikte testi yapmak için çağırınca bizimki çok heyecanlanır. Oyuncaklarının hepsini içine alacak sevgi dolu bir boşluk hayat etmesini ve o boşluğu kaplayacak şekilde çamura biçim vermesi gerektiğini söyler. Birkaç denemeden sonra pek biçimli olmasa da geniş ağızlı bir testi yapmayı başarırlar. Babası testiyi kuruması için kenara alır güneşte pişip sertleştikten sonra kullanabileceğini söyler. Küçük oğlan sevinçle testiyi güneşe çıkarıp neredeyse başından ayrılmadan pişmesini bekler. Pişerken çatlamaması için ara sıra dışını ve içini ıslak bezle silip güneşe göre yerini değiştirir. İşte böyle başlar bizim içi sevgi dolu küçük testinin yolculuğu.

Testi olan bitenin farkındadır. Her akşam oyuncakları yüklenip çocuğun kucağında evin yolunu tutar, gece el ayak çekilene kadar çocuğu ve oyunlarını izler sabah yine oyuncakları yüklenip yola koyulurlar. Topraktan yapılmış küçük oyuncaklar testinin hafiften canını yaksa hatta bazıları gövdesini çizip aşındırsa da umursamazmış. Bizim küçük testi oyuncakları çok sever ara sıra onlara sesini duyurmaya çalışırmış. Oyuncaklar ise hep kendi aralarında konuşur küçük testiye pek yüz vermezlermiş.

Günün birinde alışverişe gelenlerden biri kenarda içi oyuncak dolu testiyi görüp küçük kızı için satın almak ister. Çömlekçi satılık olmadığını söylese de adam hastalığı yüzünden sokağa çıkamayan kızına hediye etmek istediğini söyleyip iyi para teklif edince dayanamayıp içindeki oyuncaklarla beraber testiyi satar. Güneşe testi dizmekte olan küçük oğlan durumu fark ettiğinde iş işten geçmiş içi sevgi dolu küçük testi ve oyuncaklar yeni bir yolculuğa başlamıştır. Babasının yenilerini daha güzellerini yaparız demesine karşın küçük oğlan oyun arkadaşlarının ve giden testinin ardından günlerce gözyaşı döker. Oyuncaklar ise şaşkındır. Testi korkmamalarını, onları bir arada tutup koruyacağını söyleyip yatıştırmaya çalışır.

Yolculuk uzun ve yorucudur. Oyuncakların bir ikisi dayanamaz ufalanır. Gittikleri evde hastalığı yüzünden zayıf düşmüş kız çocuğunun yüzü, oyuncakları görünce günler sonra ilk defa aydınlanır. Kız, babasının boynuna sarılıp mutluluk içinde teşekkür eder.   Oyuncakları çıkarıp masaya dizer ve oynamaya başlar. Her birine kendince isimler verir ve kurduğu hayallerinde onları konuşturup oynatır. Küçük testiyi ise elinden bırakmaz. Oyun arkadaşlarını ona ulaştıran testiye sevgiyle sarılır. Testi ise gördüğü ilgiden çok mutludur. Zamanla kenarı köşesi kırılıp dökülse de içindeki sevgi dolu boşluğu koruyup küçük toprak oyuncakları bir arada tutmayı sürdürür. Tüm bunlar yaşanırken oyuncaklar uzun süre somurtup onları dünyaya getiren oğlan çocuğuna kavuşmayı bekler. Zamanla umutlar tükenir çatlamaya ve ufalıp dağılmaya başlayanlar olur.

jkt2Aradan yıllar geçer, kız çocuğu büyür çok güzel alımlı bir genç kız olur. Artık lise çağına gelmiştir. Oyuncaklar eksilip ufalanmış bir ayağı olmayan canavar ve kanatları kırık melek figüründen başka geriye pek şey kalmamıştır. Küçük testi ise genç kızın her zaman yanında onun sırdaşı olmuştur. Üzerinde küçük çatlaklar oluşmasına karşın içindeki sevgi dolu boşluğu genç kız ile paylaşmaktan mutludur. Artık genç kızın anıları için biriktirdiği eşyalar ve küçük bir not defterinden oluşan günlüğünü taşımaya çalışsa da onu bir arada tutan toprağın gücü zayıflamıştır. Gün gelip genç kız üniversiteye gitmek için evinden ayrılacağı zaman o küçük testinin kendine eşlik edemeyeceğinin farkındadır. Ayrılık kaçınılmaz olunca kalan oyuncak, anı eşyaları ve günlüğünü iyice sarıp sarmalayıp testiye koyar ve hepsini bahçelerindeki erik ağacının altına gömer.

Testi içindekilerle beraber başladığı yere toprağa geri dönmüştür. Uzunca bir süre toprağın altında kalır. Yağmurlarla ıslanıp zamanla erir ve toprağa karışmaya başlar. İçi sevgi dolu küçük testinin yolculuğu sona ermiş gibi görünse de barındırdığı oyuncak, anı ve notlar ile tekrar gün ışığına çıkacağı güne kadar bekler. Bizim genç kız ise büyür anne olur ve yıllar sonra afacan çocuklarıyla birlikte doğup büyüdüğü eve geri döner. Çocuklarına uyumadan önce masal olarak anlattığı içi sevgi dolu küçük testiyi göstermek için erik ağacının altını kazarlar. Testiden geriye pek bir şey kalmasa da içindeki sevgi dolu boşluğun koruyuculuğuna emanet edilen eşyalar, anılar ve günlük oradadır.

Testinin içindeki o küçük boşluk ne yapıp edip emanetleri korumuş ve toprağa karışıp gitmiştir. O gün küçük testinin yolculuğu sona ermiş görünse de onu içindeki boşluk ile hayal edip çamurdan şekle sokan çocuğun düşlediği gibi içindeki oyuncaklar, anılar ve hayaller ile masallarda yaşamakta ve hayatında sevgi dolu küçük ve özel boşluk arayanlara yol göstermektedir. Küçük testinin yolculuğu masallarda devam etmektedir.

Mehmet Uhri