Archive for Mart, 2013

Bir Biletten Fazlası

Pazar, Mart 17th, 2013

timthumbHastane çevresinde görmeye alıştığımız hastane ortamıyla özdeşleşen bazı insanlar vardır, bilirsiniz. Onları çoğunlukla “sıcak simit” diye haykıran bir simitçi, taksi durağı değnekçisi bazen de gazete bayi olarak görürüz. Hastalar, hasta yakınları hatta sağlık çalışanları değişir,  onlar neredeyse hiç değişmez, hep oradadır. Herkesin tanıdığı isimsiz kahramanlardır. Çalışmakta olduğum hastanede benim isimsiz kahramanım seyyar piyango bilet satıcısıydı. Bildim bileli oradaydı. Yaşlıydı. Aksayan ayağı ile genellikle bahçede bazen de içerde hasta bekleme salonlarında gözümüze ilişirdi. Yüzüne karşı söylemesek de hastane çalışanları arasında “uğursuz piyangocu” olarak tanınıyordu. Bu güne kadar sattığı hiçbir bilete hatırı sayılır ikramiye isabet etmediği için “uğursuz” dense de efendiliğine kimse laf söyleyemezdi.

Büyük depremde enkaz altında eşini ve çocuğunu yitirmiş bir ayağının sakat kalması üzerine kendi de malulen emekli olmuştu. Deprem sonrası getirildiği hastanemizde tedavi olduktan sonra maluliyetini belgelemek için uğraşırken sağlık kurulunda tanıştığı hekimler haline üzülüp seyyar piyango bayiliği alabilmesi için aracı olmuş hatta teminat için gereken parayı aralarında toplamışlardı. Hayatın sillesini yemiş olsa da hastanemizi vefa duygusuyla yeni iş yeri olarak görüyor, ayrılmıyordu. Hasta veya hasta yakınlarına sevabına yol gösterdiği, yardımcı olduğuna da şahit oluyorduk. Yalnız yaşıyordu. Bazı akşamlar evine gitmiyor hastane bahçesinden ayrılmıyordu. Bir meslektaşımıza hastaneyi evi bellediğinden söz etmiş “ bu dünyada ne sevdiğim ne de sevenim kaldı, sizler sevip sahiplenmeseniz her şeyden çoktan vazgeçmiştim, ayrılamıyorum buradan, kaybolurum diye korkuyorum” demişti.

Gerçekten de hastaneyi herkesten çok sahiplenmişti. Bir kış günü acil servis önünde park sorunu yüzünden çıkan kavgayı ayırmak isterken arada kalıp hayli hırpalanınca acil servise yatırmak zorunda kalmıştık. Dudağına dikiş atılmış, iç kanama şüphesi nedeniyle gözlem altına alınmıştı. Çıkıp gitmek istiyordu. İkna etmek için hayli uğraşılmıştı. Ertesi gün akşamüstü hastane bahçesinde bir elinde idrar sondası ve hastane kıyafetleri ile yine piyango bileti satmaya çabalarken görünce biraz da içerleyerek yanına gidip yaptığının doğru olmadığını derhal yatağına geri dönmesi gerektiğini söyledim. O ise yılbaşı üstü satıp bitirmesi gereken biletlerin telaşındaydı.

- Sizin için söylemesi kolay. Bu biletleri satamazsam elimde patlayacak. Bir şekilde işimi sürdürmek zorundayım.

- Yani elindeki biletlere ikramiye çıkmayacağından bu kadar eminsin. Belki elinde kalacak biletlerde bir hayır vardır, nereden biliyorsun?

- Yoktur. Hayırlısı bana uğramaz. Bunca yıldır feleğin ne menem bir şey olduğunu görmüşüm. Boşuna uğursuz piyangocu demiyorlar bu hastanede. Biliyorlar, tanıyorlar beni.

- Anlamadım. Hiç mi umut yok?

- Yok, öyle değil. Umut hep var ama bakacağın, bekleyeceğin yönü bilmen lazım. Bu biletler yönünü bulamayanlar için. Onlar her şeyden umudu azar azar kesmiş olsalar da olmayacak duaya amin demek gibi bilet alır dururlar. Çok var onlardan. İyi insanlardır, zararsızdır, severim onları. Zaten beni hemen fark ederler. Hayattan beklentileri ve hırsları fazla olanlar ise hiç görmezler, varlığımı bile hissetmezler. Onlara da lafım yok. Ben en çok bilet almaktan vazgeçenlere üzülürüm.

- Niye üzülürsün?  Müşteri kaybettiğin için mi?

- Müşteri hep var. Bakacağı bekleyeceği yönü yitirmişken o küçük umutları kovalamayı da bırakıyorsa insan üzülmek, hatta korkmak lazım. Öylece oldukları yerde ufalıp sanki bir anda görünmez oluyorlar. Akşamları evde yalnız başıma kalınca bazen bende onlar gibi olduğumu düşünüp kendimden korktuğum oluyor. Evde duramıyor gelip buralarda geceliyorum.

- Yine de bu şekilde hastane kıyafetleri ve sondayla olmaz, gazetelere çıkar hastalara kötü muamele ediliyor diye rezil oluruz, anlatamayız. Şimdi beraber yatağına gidiyoruz.

p2Koluna girdim. Bahçeyi geçip hastane binasına yöneldik. Ayağı aksadığı için hızlı yürüyemiyordu. Dudağındaki dikişlerin gerginlik yapıp acı verdiğinden yakındı. Bu sırada yanımıza gelen hasta yakını bir hanım bilet almak istediğini söyledi. Bizimki cebinden çıkardığı biletlerden seçtirip alışverişi tamamladı. Parayı ve bilet tomarını cebine koymasını bekledim.

- Biliyor musun doktor bey? Biletleri genellikle erkekler alıyor. Başlangıçta yaşça büyük de olsam kadınların sokakta erkek bir seyyar satıcıdan alışveriş etmeye çekindiklerini düşünmüştüm. Sonra arkadaşlarıma sordum, merkeze sordum hep öyleymiş. Sanki, kadınlar umutlarını nerede arayacaklarını daha iyi biliyorlar, böyle nafile umutlara gereksinim duymuyorlar. Beni görmüyor rahatsız da olmuyorlar. Bunu anladığımdan beri rahatça yanlarına gidiyor, oturuyorum. Konuştuğum bile oluyor, onlar benim milli piyango satıcısı olmamla çoğu kez ilgilenmiyor.

- Ama az önce yanına gelip bilet satın alan bir kadındı.

- Muhtemelen kafasını dağıtmak isteyen bir hasta yakınıydı. Ayağına gelen kısmet diye düşünmüş olmalı. Belki de halime acıyıp sadaka vermek yerine hayırlı bir iş yapmak için bilet almıştır. Böyleleri birkaç gün sonra aldığı bileti nereye koyduğunu bile unutur. Diyorum sana, kafası karışık olanlar çoğunlukla erkekler.

- Neden böyle?

- Ne kadar güçlü görünmeye çalışsalar da bence erkekler çabuk vazgeçiyor, kolay pes ediyorlar. Kadınlardaki sabır ve dirayet erkeklerde pek yok. Kadınlar ne yapıp edip umutlarını tazelemeyi, yeri geldiğinde kendilerini göstermeyi aynı zamanda korumayı biliyorlar.

Yürümeyi sürdürüp hastane kapısına varmıştık ama muhabbet giderek rutin bir nöbet akşamı için ilginç olmaya başlamıştı. Kapıda gençten bir adama iki bilet daha sattık. Sattık diyorsam, para üstü konusunda yardımcı olmak zorunda kaldığım için. Teşekkür etti. Soluklanmak için bekleme koltuklarından birine oturdu, yanına oturmamı istedi. Tekrar teşekkür etti. Cevap vermeme fırsat vermeden konuşmasını sürdürdü;

- Bu hastane olmasaydı çoktan her şeyden vazgeçmiştim. Ama burada beni tanımasalar da birileri hep elimden tuttu, bırakmadı. Belki acıdıkları için yaptılar ama bırakmadılar. İlacı ameliyatı her yerde bulursun ama şu aksak ayağımla ayakta durmamı sağlayan insanları bir daha bulamam diye korktum. O yüzden ayrılamıyorum buradan.

- İşimizi yapıyoruz.

- İşinizden fazlasını yapıyorsunuz. Şu an olduğu gibi yeri geldiğinde ailenizden biri gibi davranıyorsunuz.  Her ne yapıyorsanız bana iyi geliyor, uzatma.

Bu sözleri biraz sertçe söyleyince konuyu değiştirmek istedim. Az önce kadınlar umutlarını tazelemeyi, kendini gösterirken korunmayı başarıyorlar demiştin “nasıl başarıyorlar bunu?” diye sordum. Gülümsemeye çalıştı ancak dudağındaki dikişler yüzünden gülümseme çabası yüzünde acıya dönüştü. Eliyle hastane bahçesindeki insanları gösterdi;

- Siz doktorlar insanları en yalın haliyle görmeye alıştığınız için sözünü ettiğim şeyi görmeniz, anlamanız kolay değil. Eskilerde kadınlar erkeklerin rahatsız etmemesi için mutaassıp biri gibi giyinir başörtüsü kullanırlardı. Ama başörtüsünün de kendine göre sorunları vardı. Şimdilerde kolayını buldular. Cep telefonu veya her ne aletse kulaklığını hem de gayet görünür biçimde kulaklarına takıp çevreye kendilerini kapattıkları mesajını veriyorlar. Kulaklık sayesinde “bana bulaşmayın, benim dış dünyayla işim yok” mesajı verip her yerde her şekilde gezip dolaşıp işlerini halledebiliyorlar. Çok da becerikliler. Her işlerini kendileri hallediyor umutlarını kendi kontrollerinde tutabiliyorlar. Üstelik erkekler gibi kolay vazgeçmiyorlar. Şartlar böyle olunca kendileri gibi hayata tutunan dirayetli hayat arkadaşı bulmaları da hiç kolay değil. Dedim ya erkekler çabuk sıkılıp kolay pes ediyor.

- Şimdi senden bir bilet satın almak istesem bir araba laf da bana edeceksin diye endişeleniyorum.

- Bir bilet bazıları için bir biletten fazla anlam taşır. Ya çıkarsa diye düşündüğünde aklını aydınlatacak, içini rahatlatacak öyle başkalarının hayali gibi değil, kendine ait bir beklentin yoksa neden bilet alasın ki? Hem maazallah çıkarsa sen yine aynı sen olursun belki ama hastaların doktorlarını görebileceklerinden emin değilim. İyisi mi hastalarına iyilik yap biletten uzak dur. Ben odama gideyim. Serum saatim geliyor. Hem böyle kapı önünde durdukça daha çok dikkat çekiyoruz.

Başıyla belli belirsiz selam verdi. Odasına doğru yürürken hasta yakınlarından biri “piyangocu biletin var mı?” diye seslendi. Bizimki bir ona bir de bana baktı. Gülümsemek istedi ama dudağındaki dikişler yüzünden yüzü yine acıyla gerildi. Gelen ambulansın sireniyle acil servisin önü hareketlendi. Hastanede gecenin hareketliliği erken başlamıştı.

Bizimki, iki gün sonra taburcu oldu. Taburcu oldu dediysem hasta odasından hastane bahçesine transfer oldu. Hastanenin isimsiz kahramanlarından biri olarak ortalıkta olmayı “burası bana iyi geliyor” diyerek sürdürüyor. Ara sıra yine karşılaşıyoruz. Geçenlerde bir bilet istedim uzatırken “Unutmadın değil mi? Bir bilet bazen bir biletten fazlasını anlatır. Şansın bol olsun” dedi. Şapkasının kenarını tutarak selam verdi, bahçenin kalabalığında gözden kayboldu.

Mehmet Uhri

30 Lira 50 Kuruş

Pazar, Mart 10th, 2013

8728603

Anadolu’da bir devlet hastanesinde iç hastalıkları uzmanı olarak görev yapan sınıf arkadaşımdan elektronik posta aldım. Yazdıklarını biraz gülerek fazlasıyla üzülerek okudum. Öğrencilik yıllarından beri efendi ve  inançlı kişiliği yanı sıra kontrollü dirayetli çalışkan yapısıyla doktorluğun yakışacağını düşündüğümüz arkadaşımın başından geçenleri onun kaleminden okumanız için mektubu ile sizleri baş başa bırakıyorum. Tahmin edebileceğiniz nedenlerden ötürü kimliğinin açıklanmamasını rica etti.

30 Lira 50 Kuruş

İnancım ve vicdanım yüzünden yaşadıklarım için hastane ortamında “hafif çatlak” ve  sorunlu biri olarak anılsam da suçluluk duymuyorum. Sorunun neden bu kadar büyüdüğünü anlamakta güçlük çekiyorum. Bir kamu hastanesinde uzman doktor olarak görev yapmaktayım. Görevim gereği sabah 8.00 akşam 17.00 mesaimin gerektirdiği gibi hastalarım ile ilgileniyor sağlık hizmeti üretiyorum.

Meslektaşlarımı bilemem ama hekim olmanın gerektirdiği sabır ve esnekliği her zaman gösteremiyor günün sonuna doğru özellikle belirli bir hasta sayısının üzerine çıkıldığında yorgunluğun da etkisi ile insani hata yapmaktan endişe edip hastalara daha çok zaman ayırmaya çalışıyorum. Günün sonuna doğru muayene olmak için bekleme süresi uzadıkça hastaların huzursuzluğu da artıyor. Randevu saati geçmiş, gereksiz bekletildiğini düşünen ön yargılı ve gergin bir hastayla ilgilenmenin zorluğunu bilmem takdir eder misiniz?

İşte böyle önyargılı ve gergin bir hastanın sözlü saldırısına uğrayınca karşılık vermeyip olayın büyümesini engellemiş olsam da diğer hastalar için dikkat ve sabrımın kalmadığını düşünüp serviste görev yapmakta olan bir meslektaşımdan kalan hastalara bakmasını rica ettim ve odama çekilerek kalan iki saatlik mesai süremi tamamlayıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Kolay olmadı ama eve dönerken böyle gergin halde araba kullanmanın kendim ve başkaları için risk oluşturacağını düşünüp sakinleşmeye uğraştım.

Ertesi gün yine benzer bir curcunanın içinde hastalarıma yardımcı olmak üzere mesaiye başladım. Ancak vicdanen duyduğum rahatsızlık yüzünden öğle arasında hastane idaresine verdiğim dilekçe ile her ne kadar mesai saatleri içinde hastanede olsam da 15.00 – 17.00 saatleri arasında özel durumum nedeniyle yapmam gereken görevi yapamamış olduğumu anlattım. Bu iki saatlik süre içinde adıma yazılan döner sermaye katkı primi almamın hakkaniyetle bağdaşmayacağını belirterek inancım gereği iki saatlik süre için adıma tahakkuk ettirilecek döner sermayeyi hak etmediğimi, özellikle bir kamu hastanesinde bu şekilde hakkaniyet dışı olduğunu düşündüğüm bir ödemenin kamunun kaynaklarının israfı anlamına geleceğini belirttim. Harama helale inanan bir kişi olarak bu farkın döner sermaye hesaplamalarında göz önüne alınarak hesabımdan düşülmesini talep ettim.

Başlangıçta basit istek ve önemsiz bir hesaplama olduğu düşünülen dilekçemin bu kadar büyük soruna yol açacağını inanın tahmin etmemiştim. Yasalara ve mevzuata göre mesai saati içinde görev yerinde olduğum için istemesem de döner sermaye katkı primini hak etmiş görünüyormuşum. Dahası yıllık izinden iki saatlik kısmını silerek sorunu çözme çabaları da mesai çizelgesinde imzam olduğu için işe yaramıyormuş. Sonuç olarak yaklaşık 20 gün sonra dilekçeme olumsuz yanıt verildi. Dahası almak istemediğim döner sermaye katkı primi, günü geldiğinde herhangi bir kesinti yapılmadan maaş hesabıma yatırıldı.

Bu kez ikinci dilekçeyi adı geçen tarih ve saatler içinde adıma tahakkuk eden döner sermaye miktarının hesaplanıp tarafıma bildirilmesi için verdim. Yanıt gelene kadar hesabıma yatırılan paraya el sürmedim. Bu kez de brütünü hesaplamanın kolay olmasına karşın net karşılığını bulmakta zorluk çektiler. Bir hafta sonra dilekçeme söylemesi ayıp 30 Lira 50 kuruş şeklinde bir yanıt verdiler.

30 lira ve 50 kuruşu hazırlayıp döner sermaye veznesine yatırmak istedim. Veznede paranın hangi işlem karşılığı olarak yatırıldığı sorulunca karşılığı olmadığını tarafıma yatırılan fazla ödemeyi iade etmeye çalıştığımı söyledim. Veznedar ancak tıbbi işlem karşılığı olarak parayı tahsil edebileceğini aksi halde bağış ve benzeri biçimde ödeme alamayacağını söyleyerek ısrarcı oldu.

if

İnançlı biri olmamın doğurduğu bu sorunu daha fazla büyütmemek ve idareyi daha fazla meşgul etmemek için hastanenin yakınındaki eczanelerden birinden 30 lira 50 Kuruş bedeli enjektör ve benzeri tıbbi sarf malzemesi alıp hastane acil servis sorumlusuna teslim etmek istedim. Acil servis sorumlu hemşiresi depo kaydı olmayan tıbbi malzemeyi teslim alıp kullanamayacağını bunların önce hastanenin deposuna teslim edilmesi gerektiğini söyledi. Aklınıza yanlış bir şey gelmesin; tüm bu süreçleri öğle arasına denk getirip görevimde yeni bir aksaklığa yol açmamaya özen gösterdim. Depocu malları teslim alırken fatura ve irsaliye istedi. Fatura yerine kasa fişini kabul etmedi. Eczane fişi geri alıp fatura keserken hayli söylendi. Faturanın kapalı kesildiğini ve irsaliyesiz olduğunu anlatmam da biraz zaman aldı.  Faturada belirtilen birim ücretlerle depodaki benzer malzemenin birim maliyetleri arasında hatırı sayılır fark olması üzerine depocu bu şekliyle depo kaydı yapmasının ileride başına iş açabileceği endişesiyle işlem yapmadı.

84790Sabırla ve metanetle anlattığıma bakmayın. İnsan ister istemez öfkeleniyor. Yaşadıklarımı anlatan kısa bir yazı ile elimdeki tıbbi sarf malzemesini ve faturayı hiçbir şey söylemeden hastane yöneticisinin masasına bırakıp çıktım.

Hastane yöneticisi ise yaşadıklarımı anlayışla karşılamak yerine sorun çıkarmakta olduğum zannıyla hakkımda soruşturma başlattı ve savunma istedi. Savunmaya yanıt vermeyip suçum neyse kabullenirsem basit bir uyarı cezası alacağımı ve bu ceza yüzünden döner sermaye katkı priminin o ay için toptan ödenmeyeceğini bu şekilde vicdanen rahatlayacağımı düşündüm. Savunma vermedim. Ancak soruşturma sonuçlandığında atfedilecek suç bulunamadı ve beklediğim cezayı alamadım.

Başlangıçta dediğim gibi inançlı ve vicdan sahibi biri olmak yüzünden pişmanlık duyacağım aklıma gelmezdi. Bir daha benzer bir duruma düşüp yine aynı süreci yaşamamak için günün sonuna doğru gelen hastalara insani zayıflıklarıma karşın ses çıkarmadan hizmet vermeye devam ediyorum. Günün sonuna doğru hak ettikleri sabır ve dikkati göstermekten uzak olduğum hastalarım için üzülsem de vicdanımın sesini duymamaya çalışıp mesaimi tamamlıyorum. Vicdan nasırlaşması dedikleri böyle oluyormuş demek.

Dr.