Hacıyatmaz

haciyatmaz

Oyunlarımızı yitirdik.

Öyle çok anlamlı olmasa da oyunlarımız vardı. Oynardık. Mutluyduk.

Her şey o hacıyatmazın gelişi ile başladı.

O güne kadar oyun parkında salıncakta sallanır, tahterevalliye biner, saklambaç, körebe, bezirganbaşı, topaç çevirme, yakar top, mendil kapmaca, birdirbir hatta uzuneşek bile oynardık. Kimimiz ebe kimimiz bezirganbaşı olurdu. Oynar ve unuturduk. Hem oynarken geçen zamanı, hem de bir önceki oyunda ebenin sobenin kim olduğunu unuturduk. Hırslandığımız da olurdu. Oyun bittiğinde parkın kenarındaki musluktan su içer olan bitene kafa yormaz, mutlu, mesut evin yolunu tutardık.

Bir gün her zaman oynadığımız kum havuzunda elleri önde kenetlenmiş namaza durmuş gibi öylece ayakta duran o irice oyuncağı fark ettik.

Kim getirdi? Neden getirdi? Hiç bilmedik.

imagesÖylece duruyor bize bakıyor ve gülümsüyordu. Sanki kendi gelmiş gibiydi. Önceleri hoşumuza gitti. Sarılıp devirmeye çalışsak da hep ayağa kalkmayı başarıyordu. Görüntüsünden korkanlarımız da oldu. Gücü yerinde olanlarımız başını yere değdirip üzerine oturmayı başarsa da ne yapıp edip doğruluyor, öylece bize bakıyordu. Oyunlarımıza katılmıyordu. Hep kendiyle oynamamızı istiyor gibi bir hali vardı. Bir süre sonra pes ettik. Bırakıp kendi oyunlarımıza döndük. Ama o öylece durup bizi izlemeye devam etti. Bizi ve oyunlarımızı izliyordu.

Ne oynarsak oynayalım gözü hep üzerimizdeymiş gibi gelmeye başlayınca rahatsız olup uzaklaştırmak istedik. Gücü yetenimiz kaldırıp parkın bir kenarına atmaya çalıştı. Park görevlisi kesin bir dille bunu yapamayacağımızı söyleyip getirip yerine geri koydu. Park görevlisinden güç alıp yerini sağlamlaştıran bizim hacıyatmaz konuşmaya da başlamıştı. Gülümseyen bir çift gözün üstümüzde olduğu yetmediği gibi konuşup oyunlarımıza karışıyordu. Saklambaçta saklananların yerini ispiyonluyor, körebenin gözleri bağlıyken yakaladığı kişiyi tanıması için oyuna müdahale ediyordu. Ağzını veya gözünü bağlayıp susturmaya çalışanımız da oldu ancak işe yaramadı. Tadımız kaçmıştı. Saklı bilgileri paylaştığı için uzuneşek, körebe, saklambaç oynayamaz olmuştuk. Topaç, yakar top veya birdirbir oynarken bile o heybetli sesiyle oyuna karışıyor aklınca taktik veriyordu. Birimiz başını yere eğip üzerine oturduğunda oyunlarımızı göremiyor ve karışamıyordu. Ama bu kez de yüksek sesle şarkılar söylüyor eşlik etmemizi istiyordu.

Baktık olmuyor oyun parkımızı değiştirip uzaktaki parka gitmeyi denedik ama o yine oradaydı. Nasıl geldi? Kim getirdi? Bütün parklara hacıyatmaz mı koymuşlardı? Doğrusu bilemedik. Varlığına alışmaya çalışsak da olmadı. Konuşan heybetli bir hacıyatmaz yüzünden huzurumuz kaçmıştı. Ne oyunlarımıza katılıyor ne de rahat bırakıyordu.

Keşke o pazarlığa hiç girişmeseydik.

Sivri akıllı bir arkadaşımız oyunbozanlık etmemesi ve sessiz kalması karşılığında hacıyatmaza ne istediğini soralım diye bir fikir ortaya atmasa belki hiç bunlar yaşanmayacaktı. Bizi dikkatlice dinledi ve dediklerini yaparsak susup sadece izleyeceğini söyledi. İstediği ise masum görünüyordu. Bezirganbaşı oyununda tekerlemeyi ve adlandırmayı değiştirip “aç kapıyı hacıyatmaz” diyerek oynamamızı kendini de ortaya almamızı istiyordu. Susup rahatsız etmemesi karşılığında aramıza alıp oyunu onun adıyla oynamaya başladık. Ortamızda hacıyatmazla bezirganbaşı oyununu oynamaya başlayınca başkalarının da dikkatini çekti. Yeni arkadaşlar edindik. Hoşumuza gitti. Hepimizin yüzü gülüyordu. Ancak bu kez sorun sıkılıp başka oyun oynamak isteyince patlak verdi. Hep aynı oyunu oynamamızı istiyor yoksa yine gevezeliğe başlayacağından söz ediyordu. Üsteleyince isteklerini bir bir sıraladı. Oyun kurallarını kendince değiştirmek istiyordu.

İnanmayacaksınız ama körebe oyununda üç tane kör ebe olmasını, saklambaçta ise ebe sayısının ikiye çıkarılmasını bile kabul ettik. Uzuneşek oynamamızı yasaklamasına da ses etmedik. Bütün bu değişiklikler ile birlikte her oyunda başköşede yer almasına bile razı olduk. Yine de istekleri hiç bitmedi. Bazı arkadaşlarımızın keyfi olarak oyun dışı tutulmasına bile ses çıkarmadık. Baktık olmuyor parka gitmemeyi denedik ama kendine yeni taraftarlar edinmişti. İşe yaramadı. Kendimizi cezalandırdığımızla kaldık. Gün geldi bir de baktık; kendi oyunlarımız yerine başkalarının oyunlarında yer edinmeye çalışıyor, oyuna girebilmek için arkadaşlarımız ile yarışıyoruz. Üstelik bildiğimiz oyunlar yerine bambaşka ve çoğu saçma kurallarla oynuyoruz. Oyuna giremeyip dışarıda boynu bükük bizleri izleyen arkadaşlarımızın bakışlarına bile kafamızı çevirir olduk.

img_1959Oyuna giremediği için sıkılıp vazgeçenimiz olsa da parkın kalabalığı azalmadı. Bir kaç eski arkadaş bir araya geldiğimizde bildiğimiz gibi oynamaya çalışalım istesek de parkın kurallarını bozmakla suçlayıp, engellediler. Çeşmeden su içmek de artık yasaktı. Nedenini soran olmadı. Hatta o hacıyatmazla oynama çalışanlara bile izin yoktu. Hacıyatmazın dokunulmazlığı vardı. Öfkelenip plan yaptık. Bir kaç gece gizlice gelip topladığımız taşlarla hırpalamak istedik ama o saatte bile çevresinde saçma sapan oyunlardan oynayan çocuklar yüzünden bir şey yapamadık.

Dedim ya, oyunlarımızı yitirdik.

Pes edip evlerimize çekildik. Bizim yanımızda kalmak yerine hacıyatmazın ekibine katılanımız bile oldu. Evde kendimizi oyalasak da birlikte oynadığımız oyunlara özlemimiz hiç dinmedi.

Şimdi oyun parkı yine kalabalık ama o hacıyatmaz yüzünden ne bildiğimiz oyunlar kaldı, ne de yeni oyun arkadaşı edinebiliyoruz. Parkın da pek tadı kalmadı. Uzaktan bakınca birbiriyle kıyasıya yarışan yeri gelince hırslanıp ağlayan, birbirini hırpalayan çocuklar görüyor ürküyoruz.

Diyeceksiniz ki; belki de siz büyüdünüz ve oyunlar eski cazibesini yitirdi. Büyümek böyle olsaydı aklımız oyunlarda kalır mıydı? Anasının babasının sözünü bile zor dinleyen içimizdeki o afacan, basit bir oyuncağın kaprislerine teslim olur muydu?

Oyunlarımız vardı, oynardık ve mutluyduk. Şimdi ne oynayanlar memnun ne de bizler gibi uzaktan bakanlar.

Her şey o hacıyatmazın gelişiyle başladı.

Mehmet Uhri

Not: Karikatür için Sayın Selçuk EREZ’e yürekten teşekkürler.

Leave a Reply