Kozalak Zamanı

15122122

Ailecek Altınova’dan Bergama’ya yolculuk ediyorduk. Kızım susadım demese o çeşme başında durmayacak, o insanları hiç tanımayacaktık. Yaz sıcakları yükünü almış, rüzgarlar sonbaharı koklamaya başlamıştı. Yol kenarında bizimle birlikte iki araba daha durmuştu. Çeşmeden doldurdukları su bidonlarını ailecek bagaja yükleme telaşındaydı. Araya girip su içip serinledik. Bizim önümüzden su içip saçını ıslatan ve elindeki pet şişeye su dolduran ufak tefek yaşlıca adam ilk anda dikkatimizi çekmedi. Susuzluğumuzu giderdikten sonra arabaya bakınıp bulabildiğim boş pet şişelere su doldurmaya çalıştım. O dağ başında hayli yaşlı bir top çamın gölgesinde serinleyip bir süre vadiye bakındık. Yola koyulmak için arabaya yöneldiğimizde az önce su içen yaşlıca adam yanımıza gelip. yer varsa az ilerideki yol çatısına bırakmamızı istedi.

Yola koyulduğumuzda yavaşlayan esinti ile güneşin sıcaklığı daha da fazla hissediliyordu. Bu sıcakta o dağ başına ne aradığını, nasıl geldiğini sordum. Yürüyerek geldiğini söyledi. Bir süre sessizce durup mendiliyle alnını tekrar kuruladı ve  “Ben de sizin gibi su içmeye gelmiştim” dedi.

- Nasıl yani sizin köyde su yok mu?

- Olmaz olur mu? Ama bu suyun lezzeti hiçbir yerde yok.

- O kadar yolu bu sıcakta su içmek için yürüdüğünü mü söylüyorsunuz?

Elindeki içi su dolu irice pet şişeyi gösterip “Bir de bu var. Hanımım bu çeşmenin suyundan yapılan çayı çok beğenir. O da nasipleniyor” dedi. Az sonra Yerlitahtacı köyünün yol ayrımı göründü. İnmek için izin istedi. Navigasyon cihazı köye ulaşmak için geldiğimiz yol kadar daha yol gidilmesi gerektiğini gösteriyordu. Köye kadar götürebileceğimi acelem olmadığını söyleyince yüzü güldü. Az sonra çam ormanına yaslanmış zeytin ağaçları arasında tek katlı evlerden oluşan o küçük şirin köyün meydanındaydık. Bizimki arabadan inmeden “madem geldiniz aceleniz de yok, şu çayın tadına bakmadan bırakmam” diyerek evine davet etti. Niyetimiz yoktu ama gelmezseniz arabadan inmem diye inat edince sesimizi çıkaramadık.

bergama

Çoğu birbirine benzeyen yan yana sıralanmış evlerden birinin kapısını çaldı. Yaşlıca bir kadın kapıyı açıp elinde su şişesiyle eşini karşısında görünce yüzü aydınlandı. Bizlere el edip “gelin hele çekinmeyin” diyerek iki göz odadan oluşan evlerine aldılar. Kapının önünde köy meydanına bakan yerde naylon brandalar üzerine yığılmış kozalaklar kızımın dikkatini çekmiş bir tanesini de eline almıştı. Son derece mütevazı bir köy evindeydik. İki divandan birine biz iliştik diğerine ise Ali Aga oturdu. Hanımı içeri geçip çay yapma telaşındaydı.

Nereli olduğumuz, ne iş yaptığımız ve orada ne aradığımız sorularıyla sorguya çekildikten sonra yanımıza gelen hanımı da aynı soruları sordu. Bu arada kızım elindeki kozalağı atıp tutarken “aaaa içinden bişey çıktı” diyerek diğer elindeki kabuklu fıstığı gösterdi. Ali ağa fıstığı alıp iki parmağı arasında sertçe ezerek kırdı. İçinden çıkan çam fıstığını kızıma uzattı. Kızımın çekindiğini görünce “tadına bak bakalım güzel mi?” diyerek yüreklendirdim. Kızımın tadını beğendiğini söylemesi üzerine Ali Aganın hanımı “bu kız ağzının tadını biliyor, cilveli çayı hak etti” diyerek çayları koymak için mutfağa yöneldi. Az sonra içeriden kavrulmuş fıstık kokuları ile birlikte çaylar geldi. Sahanda kavurduğu fıstıkları çaylara serpiştirip ikram etti. Karıkoca köyde yaşıyor topladıkları kozalakları ayıklayıp sattıkları fıstıklarla geçiniyorlardı. Çay o kadar lezzetliydi ki ikincileri içmeden kalkmak istemedik.

- Haklıymışsın çay çok lezzetli geldi.

- Öyledir. Kozağın suyu başkadır. Onca yola değiyor. Neredeyse her gün yürürüm o yolu. Bazen sizin gibi arabasına alan da oluyor.

- Köy yerinde başka yapacak iş olmuyor mu? Bir su için neredeyse günün yarısı gidiyor.

Kızımın sehpaya bıraktığı kozalağı avucunun içine yerleştirip bizlere doğru uzattı.

- Kozakta yaşıyorsan  böyledir. Burada hayat kozalağı gözleyip açılmasını beklemekle geçer. Bekleriz ki içi açılsın meyvesini bize sunsun. İnsanlar gibi…

- Nasıl yani?

- Nasıl olacak şunun şurasında tanışalı bir saat oldu. Şimdi karşılıklı çay içiyoruz. İkimiz de kapalı kozalaklar gibi öylece duruyorduk. Sonra konuştukça birbirimize ısındık. Güneşe durup açılan kozalaklar gibi içimizden geçenleri söyleyip konuşmaya başladık. Güneşin kozalaklara yaptığını insanlar da konuşarak yapar. Yeter ki yüreğinde dökecek bir şeyler olsun. Sadece sabırlı olmak gerekiyor.

- Kozalakların boş çıktığı da oluyor mu?

- Olmaz mı? Onlar da insan gibi. Görünüşüne bakarsan içinin dolu olduğunu düşünürsün. Bakarsın ki boş. Ne edeceksin. Hayat işte.

Fıstık çamının geç yetiştiğinden ancak zahmetinin az olduğundan söz etti. Zamanı geldiğinde kozalakları meydana güneşin altına yığıp yavaş yavaş açılmasını beklemekten başka işleri olmadığını, kozalakların çıtırtısının gece bile devam edip içlerindeki fıstıkları döktüklerini anlattı. Beraber kapı önüne çıkıp kozalak yığınının yanına gittik. Kozalak yığınına elini daldırıp biraz karıştırdı. Kozalakların çıtırtısı arttı.

- Sanırsın kozalaklar da aralarında konuşuyor. Konuştukça içlerini döküp rahatlıyorlar. Dedim ya, bizim işimiz beklemek. Sabırla beklemek. Yani burada zaman beklemekle geçer. Gün ışıldar uyanır beklersin, suya gider gelir iki çay içer beklersin. Kimi zaman laflar kimi zaman susar oturur beklersin.

Bir süre daha kozalakların güneşe durup açılırken çıkardığı sesi dinledim. Hayli yavaş akan bir zamanın içinde kaybolmuş saatin tik takları gibiydi. Kozalakların ayinine eşim ve kızım da bir süre eşlik etti. Mendil içine sardıkları bir miktar ayıklanmış çam fıstığını kızıma hediye etmişlerdi. Vedalaştık. Arkamızdan bir tas su döküp uğurladılar.

bergama02

Yol boyunca Ali Aga ve hanımını, yaşadıkları köyü düşündük. Çayın lezzeti damağımızdaydı. Kızım arka koltukta uyuklamaya başlamıştı. Eşim “iyi ki onları tanıdık” dedi. Boşalan çay bardaklarını mutfağa götürdüğünde hanımı ile beylerin dedikodusunu yaptıklarından söz etti.

- Ali aganın hanımı şanslı olduğumu söyledi. Buralarda koca dediğin ya zeytinci ya da fıstıkçı olurmuş. Zeytinciler çalışkanlıkları ile fıstıkçılar ise miskinlikleri ile anılırmış. Dediğine göre Ali Aga miskin miskin kozalakların açılmasını bekleyenlerdenmiş. Aganın miskinliğini kırmak için çay bahanesiyle her gün suya yolladığını yoksa kozalakların başına oturup onlarla muhabbet etmekten başka bir şey yapmayacağını anlattı.

- Sen niye şanslıymışsın?

- Zeytinciye benziyormuşsun. Miskin değilmişsin. Öyle dedi hanımı.

Gülüştük. Tatil günlerinde evden çıkmayıp miskinlik yapmak için direnen biri olarak hiç fena bir övgü değildi.

Düzlüğe indikçe çam ağaçları yerini zeytinliklere bıraktı. Sıcak daha çok hissediliyor, uzaktan Bergama’nın silüeti görünüyordu.

Mehmet Uhri

5 Responses to “Kozalak Zamanı”

  1. Hasan Erbay diyor ki:

    Elinize, yüreğinize sağlık Hocam. Bir çırpıda okunan, sıcak bir insan hikayesi.
    Çok beğendim, aldı beni başka dünyalara götürdü.
    Selamlarımla.
    Hasan

  2. şeref tuzcu diyor ki:

    “Ali Aga oturdu. Hanımı içeri geçip çay yapma telaşındaydı.
    Nereli olduğumuz, ne iş yaptığımız ve orada ne aradığımız sorularıyla sorguya çekildikten sonra yanımıza gelen hanımı da aynı soruları sordu. Bu arada kızım elindeki kozalağı atıp tutarken “aaaa içinden bişey çıktı” diyerek diğer elindeki kabuklu fıstığı gösterdi. Yusuf ağa fıstığı alıp”
    isim konusunda sorun var galiba.
    adamın felsefesi şeylerin akışına müdahale etmemek, kadın ise hemen kocasını çekiştirivermiş.

  3. Mehmet Uhri diyor ki:

    Teşekkürler sayın Tuzcu gerekli düzeltme yapılmıştır.
    Derviş ve Dervişe arasında o kadar fark olacak, elbet…

  4. Nuray Başsüllü diyor ki:

    Ellerinize sağlık, keyifle okuduk her zamanki gibi, güzel bir öykü!! Ben Seref beyin “adamın felsefesi şeylerin akışına müdahale etmemek, kadın ise hemen kocasını çekiştirivermiş.” yorumuna değinmek istedim eğer Şeref bey kızmazsa :) Ben de okuyunca ne şanslı Ali ağa , eşi dengelenmesine katkıda bulunuyor diye düşünmüştüm :) Zeytincileri de biraz fıstık sohbetine dahil etmek gerekiyor sanırım :))

  5. şeref tuzcu diyor ki:

    kızmak söz konusu bile olamaz.
    adam zen budizmin doruklarında,
    kadın modern kapitalist girişimci ruha sahip :)

Leave a Reply