Otto Pankok

pankok-header

Otto Pankok heykelleri, resim ve özellikle taş baskı çalışmaları ile tanınan 1893 - 1964 yılları arasında Almanya’da yaşamış bir sanatçıdır. Eserlerinde siyah ve beyaz renkler dışında renk kullanmaması grafik sanatçısı olarak kategorize edilmesine yol açsa da gerçek resim sanatının figüratif anlatımla kendini bulacağı düşüncesinden vazgeçmemiştir. Siyah beyaz ve sessiz sinemanın gerçek sinema sanatı için yeterli olacağını vurgulayan Charlie Chaplin (Şarlo) gibi Otto Pankok’da resim sanatının renk içermesine gerek olmadığını, önemli olanın çizgi ve tonlamalarla beden dilini ve duyguyu aktarabilmek olduğu üzerinde durmuştur.

pankok51

Pankok, eserlerinde insanları, özellikle çocukları çizmiştir. İki dünya savaşı arasında sosyal ayrışma ve etnik savrulmalar yaşayan Alman toplumunda ezilen ve acı çekenleri, şehir hayatının insanları nasıl eğip büktüğünü, yaşananları seyretmek dışında bir şey yapmaktan aciz, ezik ve korkak insanlarını cesurca tuvaline yansıtmıştır. Otto Pankok’un resimlerine bakmak içimizdeki ezik, ürkek, korkak insanla yüzleşmek gibidir. Özellikle resmettiği Çingene ve Yahudi çocuklar üzerinden insanların kendi seçimleri olmayan basit bir ırksal özellikle acımasızca yaftalanmasını, onların da kendini suçlu ve ezik hissediyor olmasındaki trajediyi göz önüne sermiştir. Hayatı boyunca sadece sanatı ile ilgilendiği, savaş karşıtı olmak dışında herhangi bir siyasi söylem ve angajman içinde olmadığı bilinmektedir.

Özellikle Hitler’in iktidara gelip dünya savaşı öncesi toplumu Nazi tahakkümüne aldığı dönemde Nasyonel sosyalist hareketten uzak durmuş, yaşadığı ortama ve insanlara ayna tutarak içimizdeki ezik ve korkak insanla yüzleşmeye ortam yarattığı için eserleri, Nazi iktidarı tarafından “dejenere sanat“ olduğu gerekçesi ile yasaklanmıştır. Dahası resimlerini saklamak zorunda kalmıştır. 1939 da Çingene ve Yahudi çocukları resmettiği çalışmalarına Gestapo tarafından el konulup bir kısmının yakılması üzerine evine çekilerek tarımla uğraşmıştır. Musevilere uygulanan aşağılama, işaretleme ve toplama kamplarına gönderme uygulamalarından, toplumun ise tüm bunları sessizce kabullenmesinden büyük rahatsızlık duymuştur. 1941 de saklanmaya başlamış, 1943 de resimleri ile birlikte İsviçre’ye kaçmıştır.  Yaşananlar Otto Pankok’ un insanlık tarihinde ve sanat tarihindeki değerini değiştirmemiştir.

300Dünya savaşı sonrasında Alman hükumeti yapılanların hata olduğunu kabul ederek özür dilemiş ve 1947 de Düsseldorf’ta adına bir sanat akademisi kurulmuştur. 1950 yılında Alman sanat akademisinin kurucu üyesi olarak atanmış aynı yıl çizdiği “tüfeği kıran İsa Mesih” resmi savaş karşıtlarının simgesi haline gelmiştir. Pankok 1964 yılında Almanya’da ölmüştür. Alman hükumeti evinin müze haline getirilmesi için uğraş vermiş ve eserlerinin dünya çapında sergilenmesini sağlayarak yaptığı hatayı gidermeye uğraşmıştır.

Otto Pankok yaptığı resimlerle ve o resimlerde görünür kıldığı insanların beden diliyle içinde yaşadığı topluma ayna tutmuştur. İç ve dış düşmanlarının saldırısı altında olduğu sanrısıyla akıl tutulmasının yaşandığı, cadı avına çıkılıp Çingene ve Yahudi kökenli vatandaşların ayrıştırılıp yok edilmeye çalışıldığı bir ortamda fırçası ve tuvali ile acı çeken insanların resimlerini yapmıştır.

Sanat tarihçilerine göre Otto Pankok’un eserleri çağdaşı Norveçli ressam Edward Munch’ün (1863-1944) kullandığı beden dili kadar etkili ve renk içermemesi nedeniyle çok daha başarılı kabul edilmektedir. Ancak kaderleri benzeşmiş, her iki ressam da Hitler yönetimi tarafından yoz sanat yapmakla suçlanmış ve hayatta kalabilmek için ülkelerini terk etmek zorunda kalmış, akıl tutulması geçip sular durulduğunda ise itibarları iade edilerek eserleri ile yüceltilmiştir.

pankok1Görünen o ki; totaliter yönetimlerin güçlendiği, özgürlüklerin kısıtlandığı dönemlerde,  rahatsızlık uyandırsa bile sanatçının üretimi, yağmurun yağması, baharın gelmesi, doğanın çiçeklenip inadına yeşermesi gibi doğal ve önlenemez bir süreç olarak gerçekleşmektedir. O nedenle, eğilip bükülmeden veya otosansüre sığınmadan içindeki sanatçıyı konuşturan “gerçek” sanatçıların görünebilmesi için böylesi tutulma dönemleri turnusol kağıdı işlevi görmektedir.


Otto Pankok’un hayatı ve eserlerinde kullandığı beden dili, çağdaşı pek çok “gerçek” sanatçının yaptığı gibi acıların ve akıl tutulmasının yaşandığı sıkıntılı dönemlerde sanat ve sanatçıların bir şeyleri değiştirmeyi veya önlemeyi başaramasa da eserleriyle ayna tutup toplumu etkileyebileceğini ve dahası bir daha yaşanmaması için toplumsal hafıza işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır.

Mehmet Uhri

Leave a Reply