Burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi*

tozlu

Hekimler kendini önemsiz hissediyor.

Hekimler değersiz olduklarının da farkında.

Hiçlikle yokluk arasında, ayakta kalma ve korku içinde çalışma mücadelesine dönmüş bir hayata tutunmaya çabalıyorlar.

Hastanelerin büyüyüp çoğalmasına, sağlık harcamalarının çok kısa sürede kat be kat artmasına karşın kimse memnun değil. Devletin yaptığı onca harcamaya rağmen daha sağlıklı bir toplum olabildiğimizi de kimse söyleyemiyor. Sağlık yöneticileri açısından bir maliyet unsuru kadar önem atfedilen hekimler hastaların gözünde de değersizliği yaşıyorlar. Bu durum hekimlerin kendilik değerlerini de aşındırıp tükenmişlik girdabını besliyor.

Dahası, hasta hekim ilişkisinde yaşanan karşılıklı güven yitiminin ağır faturasını her iki taraf birlikte ödüyor. Hastalar sağlık kuruluşlarına girerken, gereksiz tahlil, inceleme ve işlemlerle performansını arttırıp üç kuruş daha fazla para kazanmaya çalışan bir hekimle karşı karşıya olacakları endişesini yaşıyorlar. Artan hasta yükü altında ezilen hekimler ise muayene odasına girerken hekiminden kuşku duyan, endişe ile bakan bir çift göz ile karşılaşmayı giderek normal bir durum olarak algılama eğilimindeler.

Yaşananlar ülkemiz ile sınırlı da değil. Son 30 yılda neoliberal iklimin tüm dünyada sağlığı piyasalaştırması ile sağlık kuruluşları, hastaların daha çok incelendiği ancak daha az tedavi edildiği ve bu sayede sürekli sağlık kuruluşlarına gidip gelmelerinin sağlandığı son derece karlı işletmelere dönüşmüş durumda. Bu haliyle ülkelerin sosyal güvenlik kurumlarının neredeyse tüm varlıkları sağlık işletmelerinin tedarikçileri olan çokuluslu sermayeye akıyor.

İşte böyle bir iklimde hekimler kendilerini önemsiz ve değersiz hissediyorlar. Dahası, kendilerine kuşkuyla bakan gözlerin tüm aksiliklerin faturasını benzer mağduriyeti yaşayan hekimlerine çıkarıp giderek düşmanca baktıklarının da farkındalar. Olumsuz önyargıların doğurduğu iletişimsizlik ortamı sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti de besliyor. Hekimler hasta ve hasta yakınlarıyla yakınlaşmaktan bile korkuyorlar. Cepheye gider gibi işe gidip, günü şiddet görmeden atlatabilmeyi kabullenmek zorunda kalmanın ağırlığı hekimlerin kendilerine verdiği değerin de yıpranmasına yol açıyor. Kendilik değerlerini yitirip sistemin “teknisyeni” ne dönüşen hekimler arasında intihar salgınının başlaması da haliyle kaçınılmaz oluyor.

“Ne de olsa burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi*…” diye düşünüyorlar.

Geride kalan hekimler ise bu ülkede yaşamaya, anne babalarına ve geçindirmek zorunda olduğu kendi ailelerine karşı sorumlulukları yüzünden hiçlikle yokluk arasında tutunmaya çabalıyorlar.

Sağlığımızı emanet ettiğimiz onca emek ile yetiştirilen hekimler korkuyor, tükenmişlik girdabında çırpınıyor, kendilerini önemsiz ve değersiz hissediyorlar.

Dr. Mehmet Uhri

Not: *Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) kitabından.

Leave a Reply