Mahalle Doktoru

img_3215

Bir dizi rastlantı olmasa o mahalle doktorunu tanıma, anlatacaklarını dinleme fırsatım olmayacaktı.

Hastane o gün her zaman olduğundan da kalabalıktı. Hasta ve hasta yakınları yüzlerinde bezgin ve şaşkın bir ifade ile doktora ulaşma telaşındaydı. Elinde bir takım rapor ve tahlillerle yalnız başına koşuşturan hayli yaşlı beyefendinin nefesi bu tempoya yetmemiş ve olduğu yere yığılıp kalmıştı. Olay gözümün önünde gerçekleşmiş bir iki kişiyle birlikte acil servise yönlendirilip tıbbi müdahalesi yapılmasını sağlamıştım. Önemli bir sorun olmadığından emin olana kadar yanında kalıp işimin başına dönmeyi planlıyordum. Az sonra gözlerini açıp çevresine bakındı. Yutkundu, bir bardak su istedi.

Biraz kendine gelince kendini tanıtıp emekli doktor olduğunu ülkenin çeşitli yörelerinde pratisyen hekim olarak görev yaptığını, emekli olduktan sonra eşini kaybettiğini ve çocuklarının yanına şehre yerleşmek zorunda kaldığını anlattı.

Düzenli kullanması gereken ilaçları için çıkarttığı sağlık kurulu raporunun süresinin dolması nedeniyle yeni rapor peşinde koşuşturuyordu. Emekli olduktan sonra hastanelere hasta kimliği ile gidip geldiğini ve hekimken göremediği pek çok olumsuz durumun o zaman farkına vardığını ancak kimselere sesini duyuramadığını anlattı. Sonunda durumun ümitsizliğini sessizce kabullenmek zorunda kaldığından dem vurdu. “Hastanelerin kalabalık olmasına rağmen hastalarımızdan bu kadar uzaklaşılmış olmasını anlamakta zorlanıyorum” diye söylendi. Meraklı gözlerle onu dinlediğimizi görünce sözlerini sürdürdü;

- Bilir misiniz? Eskiden hasta ile hekim aynı mahallede bir arada yaşardı. Aynı sudan içer aynı pazardan alışveriş ederdi. Her mahallede hastalanınca başvurulacak bir hekim olurdu. Ben de o mahalle doktorlarından biriydim. Hekimlerin kapısı her daim açıktı. Yaptığımız hekimlik, öyle akçeli bir iş de değildi. Mahalleli gönül borcunu bir kap yemek yaparak ya da bahçesinden topladığı meyveler ile ödemeye çabalardı. Herkesin iyi kötü kümesi ve tavukları olur, eli boş gitmemek için doktora en çok yumurta götürülürdü. Hatta evimizde yumurta olmadığı zaman çocuklarım bana söylenmeye başlar “ne oldu bu hastalara, evde niye yumurta yok” şeklinde serzenişte bulunurlardı. Gelen onca yumurtayı tüketemediğimiz için biz de fakir hastalarımıza ilaç niyetine verirdik.

- Yıpratıcı olmuyor muydu bu şekilde 7/24 çalışma?

- O zamanlar gençtik. Yorulmak nedir bilmiyorduk. Hayatla iç içe yaşıyor, insanlara hayat dağıtıyor ve onlarla hayatı paylaşıyorduk. Sanırım bizi ayakta tutan, var eden, o hastalardı. Olması gerektiği gibi, yani…

- Sonra ne oldu?

- Sanırım önce hastalar ile aynı hayatı paylaşmaktan vazgeçtik. Hekimlik ticarileşti. Hekimlerin sosyal seviyeleri de yükseldi. Önce hastaların kaç paralık yumurta, meyve ve benzeri şeyler getirdiğini sorgular olduk. Bizleri hekimi olarak görüp, sağlıklarını emanet eden hastalarımızı kendimizden uzaklaştırdık. Onlar işimizin bir parçasına dönüştü. Ne zaman ki hasta olup hasta kimliğim ile buralarda dolaşmaya başladım, dönüşümü ancak o zaman fark edebildim. Sizlerin de farkında olduğunu sanmıyorum.

Dinlenmek iyi gelmiş rengi düzelmişti. Bunları anlatırken yorulmuş nefes nefese kalmıştı. Bir süre soluklansa da anlatmak istedikleri bitmemişti.

- Bu dönüşüm yetmezmiş gibi hayat biz hekimlerin de üzerinden geçti. Sağlık sistemi o kadar büyüdü ve çeşitlendi ki hekimlerin de kontrolünden çıktı. Sağlık hizmetleri hem hastaları hem hekimleri birbirinden ayırıp iyice uzaklaştırdı. Baktığında hastanın da hekimin de mutsuz olduğu bir sağlık ortamına mahkûm edildik. Sistemi besleyen sermaye gruplarının, o koca şirketlerin sesi çıkmadığına göre memnun olan birileri var.

- Bu durumu önlemek mümkün değil miydi?

- Sanırım o fırsatı da kaçırdık. Hekimler hastalarını, sağlık piyasası da hekimleri nesneleştirdi. Doktorlar muayene odasının bir eşyası, hastalar da odadaki aksesuar gibi bir şey oldular. Sağlık henüz tanısı konulmamış bir hastalığa, insan da üzerinde hastalık barındırma potansiyeli olan canlılara dönüştü. İnsanlar er veya geç hasta olup sağlık sanayiine para kazandırmak zorunda bırakıldılar.

- Peki, hekimler ne oldu bu arada?

- Hekimler ise kimliklerini yitirip sağlık piyasasının tezgâhtarları, haline geldiler. Sağlık sistemine para kazandırıyorsanız el üstünde tutuluyor, para kazanıyor ve takdir görüyorsunuz. Kimse sizin kim olduğunuz ile ilgilenmiyor sadece ne işe yaradığınıza çalıştığınız kuruma kaç para kazandırdığınıza bakılıyor. Eskiden sizi takdir edip getirdiği hediyeler ile gönül borcunu ödemeye çalışan hastaların yerini ilaç firmaları ve benzeri büyük şirketler aldı. Bu dönüşümü fark edip direnmeye çalışan benim gibi hekimler ise iş bulamayıp sistem dışına itildiler. Bizleri savunacak, arkamızda duracak hastalarımız ile aramızın bu kadar açılmış olması da cabası. Dedim ya hasta ile hekim aynı hayatı paylaşmaktan çoktan vazgeçmişti.

- İyi de, sizce bundan sonra ne yapmak gerekiyor?

- Ben bunları görüp kahrolmaktansa hekim kimliğimi unutup hasta kimliğine bürünmeyi seçtim. O nedenle hastane koridorlarında diğer hastalar gibi sabırla sıramı bekliyorum. Ama sizler daha yolun başındasınız. Yol yakınken aldığınız diplomaya güvenmekten vazgeçip bizleri hekimleri olarak görüp atayan hastalarımızın gözünün içine bakma fırsatını kaçırmayın derim.

img_3183

Bir süre susup bizlere bakındı. Nefes nefese kalmıştı. Dinlenip sakinleştikten sonra koridorda fenalaşıp bizleri yormuş ve işimizden etmiş olduğunun mahcubiyetini dile getirdi. “Yaş ilerleyince kuruyan bir yaprağa dönüşüyor hayat. Hastane köşelerinde koşuşturup tutunabildiği kadar tutunmaya çalışsa da rüzgâra direnemiyor, gençliğinizin kıymetini bilin.”dedi. Doğrulup ayağa kalktı.

Bir arkadaşımız hastamızın sağlık işlemlerini o konuşurken bir çırpıda tamamlamıştı. Raporunun ve reçetesinin hazır olduğunu görünce yüzü aydınlandı. “Hastane koridorlarında sıra beklerken gözüme çarpan ve söylemeden geçemeyeceğim bir şey daha var. Aksi bir ihtiyarın serzenişi deyip geçebilirsiniz. Koridorlarda hasta ve yakınlarının sorularına muhatap olmamak için beyaz önlüğünü giymekten kaçınan hekimleri gördükçe gerçekten üzülüyorum. Az önce ne yapmalı diye sormuştunuz hani. O temiz beyaz önlüğünüze tutunmak, onunla görünmekten çekinmemek iyi bir başlangıç olabilir. Karar sizin.” dedi.

Odadan çıkarken durdu ve geri döndü. Teşekkür etmek istediğini ancak bu teşekkürü hekim olarak değil bir hastanın teşekkürü olarak kabul etmemizi rica etti. Koridorun kalabalığına karışıp gözden kayboldu.

O mahalle doktoruyla bir daha karşılaşma fırsatımız olmadı. Kayıtlarından yola çıkıp ulaştığımız oğlundan eşinin mezarını yalnız bırakmamak için memleketine döndüğünü ve elinin erdiği gözünün gördüğünce mahalle doktorluğu yapmayı sürdürdüğünü öğrendik. Hepsi bu…

Dr. Mehmet Uhri

Leave a Reply