Küçük Bir Erguvan Hikayesi

erg1

“Bu ufaklığı sana emanet ediyorum. Benim için çok değerlidir ancak biraz nazlıdır, yer değiştirmeye gelmez. Hep burada pencere önünde kalmalı ve içme suyu ile sulamalısın.” diyerek saksıdaki bitkiyi işret etti. Sözleri ricadan çok emir gibi çıkmıştı. Yılların emektarı klinik şefi hocamız yaş haddi nedeniyle emekli olmuştu. Eşyalarını toplamasına ve odasını boşaltmasına yardımcı oluyordum. Saksıdaki bitki hayli cılız görünüyordu. Bir karış boyu yuvarlak yapraklarıyla saksıyı dolduramamış bitkiyi gösterip çiçek açıp açmadığını sordum. Erguvanı tanımadığım için serzenişte bulundu. Saksıyı dikkatlice eline aldı, toprağını ayıkladı. Dizlerinin üzerine koyup yapraklarını okşadı ve anlatmaya başladı;

-Bir hastam yoğurt kasesi içinde filizlenmiş haliyle teslim etmiş, pencere önünde tutmamı ve sulamayı ihmal etmememi ısrarla vurgulamıştı. Başlangıçta filizlenmiş fasulyeyi andırsa da zamanla şeklini bulmuştu. Meğer erguvan yavaş büyürmüş. Yerini sevse bile gövdesi kalınlaşmadan yaprağa gitmez sabırla güçlü gövdesi olana kadar beklermiş. Emeklilik günü yaklaşınca hastane bahçıvanından bahçeye ekmesini istedim ama birkaç yıl daha saksıda beklemesi gerekiyormuş. O nedenle burada kalmasını ve ona bakmanı rica ediyorum.

- Erguvanı bir hastanızın getirdiğini söylemiştiniz. Genellikle daha bilinen çiçekli bitkilerin hediye edilmesine alışkınız. Erguvan sevdiğinizi bilecek kadar sizi iyi tanıyan bir hastanız olmalı.

- Öyle tanıdığım biri değildi. Başta ben de anlam verememiştim. Saksıdaki erguvanın öyküsü hanımefendinin yolda baygın bulunup komşularının yardımıyla hastaneye getirilmesiyle başladı. Kadıncağız hastaneye getirildiğinde baygındı. Bir motosikletlinin karşıdan karşıya geçerken çarpmış olduğu yönünde doğrulatamadığımız bilgiye sahip olsak da belirgin yara bere görünmüyordu. Yakınlarına ulaşamadığımız için hastaneye getiren komşularından önceki hastalıkları ve kullandığı ilaçları hakkında bilgi almaya çalıştık. Ancak tatmin edici bilgiye ulaşamadık. Hayati fonksiyonları yerinde olsa da hastamız iki güne yakın bilinci kapalı halde yoğun bakımda izlendikten sonra gözlerini açtı. İlerlemiş yaşı yüzündeki derin kırışıklıklar ve solgun benzine karşın pırıl pırıl bir çift mavi göz ile bizleri şaşkın bakışlarla izliyordu. Konuşmaya başlayınca gerçekten de bir motosikletliden kaçmaya çalışırken ayağının takılıp düştüğünü sonrasını hatırlamadığını öğrendik. İki gündür bilinci kapalı yatmakta olduğunu öğrenince hemen doğrulup gitmeye kalktı. Eve gitmesi gerektiğini sorun olursa yine geleceğini söylese de bırakmadık. İncelemelerin henüz bitmediğini, beyinde geçici damar tıkanıklığı olabileceğinden ve daha ciddi bir atak geçirme riskinin yüksek olduğundan endişe ettiğimizi, yakınlarına haber verebileceğimizi söyleyip sakinleştirmeye çalıştık. Kimi kimsesi olmadığını, genç yaşta kızlarını birkaç yıl önce de eşini kaybetmiş acılı bir ailenin kalan son ferdi olduğunu öğrendik.

erg3

Hocamız saksıyı kucağından bırakmadan hanımefendinin rahmetli eşinin başlattığı tohumdan erguvan filizlendirme uğraşını vefatından sonra sürdürmeye çalıştığını, saksılardaki erguvanların sudaki klordan bile etkilendiği için terasta biriktirdiği yağmur sularıyla suladığını bu nedenle evine gitmesi gerektiğini anlattı. Komşularından yardım isteyip sulama krizini gidersek de cep telefonu ile çekilen fotoğraflarla saksılardaki erguvanların görüntülerini görmeden hastasının rahatlamadığını anlattı. Konu giderek ilginçleşiyordu. Hocamız saksıyı özenle yerine yerleştirirken ailenin yaşadığı trajediyi ve o küçücük saksının onlar için anlamını aktarmayı sürdürdü;

- Özene bezene yetiştirdikleri hayat dolu kızlarını okul arkadaşlarıyla gittikleri bir gezide trafik kazasında yitirmişler. “Tonlarca kömür yüklü aptal bir kamyonun altında kaldı güzeller güzeli kızım” diye ağladığını hatırlarım. Serviste herkes acılı anneyi tanımış ve çok sevmişti. Evinde sulanmayı bekleyen erguvan filizlerini ise kızının mezarındaki erguvan ağacının tohumlarından yetiştiriyorlarmış. Kızlarının ölümüyle sarsıldıkları yetmemiş yakınlarda şehir içinde defin için mezar yeri bulunamayınca babaannesinin Eyüp Sultan mezarlığındaki mezarına defnetmişler. Kızlarını defnettikten birkaç hafta sonra mezarın başucundaki erguvan ağacının çiçeğe durduğunu gören acılı aile kızlarının kendilerini bırakmak istemediğine yorup erguvan çiçekleriyle o canlı ışıltılı yüzünü göstermeye çabaladığını düşünmüşler. Kadının dediğine göre mezar ziyareti zamanla erguvan ağacıyla dertleşmeye dönüşmüş.

- Bu erguvan filizi o ağacın tohumlarından mı?

- Evet. Acılı baba kendine uğraş olarak her yaz kızının mezarındaki erguvan ağacından topladığı tohumları kışa doğru saksılarda yetiştirmeye çabalıyormuş. Onun ölümünden sonra görevi eşi devralmış. Söylemesi kolay gelse de tohumları filizlendirmek hiç de kolay değilmiş. Başlangıçta çok zorlanmışlar.

- İyi de yetiştirdikleri erguvanları ne yapıyorlarmış?

- Getirip bana emanet ettikleri gibi kızlarının arkadaşlarına ve tanıdıklarına verip erguvan ağacının ruhunda yaşattıkları kızlarını farklı mekan ve coğrafyalarda gezip tozmasını sağladıklarını düşünüyorlarmış. Yaş itibariyle yorucu ve hayli zahmetli bir iş yapmakta olduğunu söyleyince eliyle beni susturmuş “kızım hayat doluydu. Gezip tozmayı çok severdi. Ağacın tohumlarıyla yeniden hayat bulup gittiği yerlerin rüzgarına güneşine karışmayı dilediğine, yeryüzünden ayrılmak istemediğine inandık. Yıllardır yaz aylarında topladığımız tohumları sonbaharda filizlendirmeye uğraşıyor, iyice serpilenleri gittiğim yerlere kızım için ekiyorum. Kızımın her bahar yüzünü göstermek için erguvan çiçekleriyle yeryüzüne döneceğine inanmak ikimize de iyi gelmişti. Başlangıçta eşim kadar heves etmesem de onu kaybettiğimden beri bu işi tek başıma kendim yapıyorum. Baharda mezarında açan erguvanı izlemek, ona tohumlarının nerelerde filizlendiğinden söz etmek, yaz aylarında tohumları toplamak, sonbaharda filizlendirmek neden zor gelsin ki? Gücüm yettiğince yerine getiriyorum.” Diye yanıtlamış sonra da ağlamış ve hepimizi ağlatmıştı.

erg5

Gözleri dolmuştu bir süre susup pencere önünde duran saksıya ve içindeki fidana baktı.

- Bu fidan geldiğinde iki yıllıktı ve 4 parmak bile boyu yoktu. Hanımefendi iyileşip taburcu olduktan sonra kontrol amaçlı gelişlerinden birinde getirip teslim etmiş “Ne de olsa hayat her yerde. Kızımızdan kalan erguvan tohumları hastane ortamını da tanısın, dünyaya buradan da baksın istedim. Çiçek açıp ağaç olduğu günleri torunlarınızla birlikte görebilmenizi dilerim. Sağlıcakla kalın” demişti.

- Hocam doğru mu anladım? Siz bu kadar anlamlı erguvan fidanını bana mı emanet ediyorsunuz?

- Yerini değiştirme riskine girmektense onun anlamını bilecek, ilgilenip sabırla çiçek açacak boya gelmesini bekleyecek hatta günü geldiğinde onu hastane bahçesine ekip yaşatmayı sürdürecek biri olarak seni seçmiş olmama itiraz etmezsin umarım. Hatta bizler geçip gittikten sonra öyküyü bilen birilerinin şu küçük fidandan gelişip büyüyen görkemli ağacın tohumlarını yeşertmeye çabaladığını hayal ederek mutlu bile olabiliriz. Yaşım ilerlemiş olabilir. Göremeyecek olsam da şu küçücük erguvanın görkemli bir ağaca dönüştüğünü hayal etmek bana iyi geliyor. Artık bu küçük erguvanın hikayesine sen de dahil oldun. Ona iyi bak.

Saksıdaki erguvanı pencere kenarında alışkın olduğu köşede bırakıp eşyaları toplamayı sürdürdük. Hocamızın zorunlu emekliliğine alışmamız zaman aldı.

Aradan zaman geçti. Şefimizin odasını bir meslektaşım ile birlikte paylaşıyoruz. Saksıdaki erguvan ise yerinden memnun görünüyor. Başlangıçta küsüp büyüyemeyeceğinden endişe ettiğim için ara ara boyunu ölçüyor hatta yapraklarını sayıp not ediyordum. Keyfi yerine gelip boy attığını görünce birbirimize alıştığımızı anladım.

20140813_142403

Geçenlerde odamın kapısını çalıp emekli olan hocamızı soran yaşlı kadının olumsuz yanıt almasına karşın pencere önündeki saksıya yönelmesi ile gelenin kim olduğunu anladım. Hayli yaşlı ve bitkin görünüyordu. Hafif kambur ve kısa adımlarla heyecan içinde saksıya doğru yürüdü. “Hocamız yerini değiştirme riskine girmeyip giderken bana emanet etti. Sizin için anlamını biliyorum. Merak etmeyin kızınız emin ellerde” deyince yüzü aydınlandı. İsmimi sordu teşekkür edip geldiği gibi hızlıca odadan çıkıp gitti. Hanımefendiyi bir daha görmedim. Erguvan ise hayli büyüdü geçen yıl saksısını değiştirdim. Bahçıvanımız seneye hastane bahçesine dikilebileceğini söylüyor. Sabırla çiçek açmasını ve tohum vermesini bekliyorum.

Sonrası mı? Sonrasını biliyorsunuz…

Dr. Mehmet Uhri

Not: Fotoğraflar için sayın Hatice İslam’a teşekkür ederim. Bu anlatı değerli erguvan sever dostum Hüseyin Emiroğlu’na ithaf olunmuştur.

3 Responses to “Küçük Bir Erguvan Hikayesi”

  1. Mustafa SÜLKÜ diyor ki:

    Bir an öykünün kahramanlarıyla konuşuyor duygusunu yaşadım.
    Eline sağlık yetmez. Ne demeli bilemiyorum ki.

    Mustafa SÜLKÜ

  2. Fahrettin Ereğliay diyor ki:

    Asırlık olmasa da şimdilerde hastane bahçesinde uzun yıllar yaşayacağı toprağına kavuşmuş “minik erguvan”a sevgiler.. <3

  3. Zeynep diyor ki:

    Ne güzel bir öykü, ne güzel insanlar.. içimi ısıttınız var olun…
    benim de erguvanım var ama bana küsüyor.. umarım ben de onu sizin gibi güldürebilirim..
    sağlıcakla..

Leave a Reply