Şehrin Işıkları

dsc09438

“Şu doktorlara bir şey söyleyin, bıraksınlar gideyim. Şehirde yapamıyorum. Yaylalara kaçıp uzaklaşmak istiyorum, doktorlar yüksek yerde yaşayamazmışım diye izin vermiyor. Şunun olurunu bulun buralarda duramıyorum.” Diye söze başladı. Yaşlı hastamız ile tanışıklığım eskidendi. Hasta olan hanımı için gidip geldikçe ahbaplığı ilerletmiştik. Tahlil yaptırmak veya ilaç yazdırmak için hastaneye geldiğinde odama uğrar dertleşirdi. Eşinin vefatından sonra uzun süre karşılaşmadık. Bu kez hastaneye gelip kalp ile ilgili tahliller yaptırmış kansızlık ve akciğer sorunları nedeniyle deniz seviyesinde oksijeni bol yerlerde yaşaması gerektiği söylenip biraz da gözü korkutulmuştu. Orta Anadolunun dağ köylerinden birindendi. Hastalığı yüzünden şehirde kızının yanında kalıyordu. Okumuşluğu olmasa da hayat deneyimi yüksek, görmüş geçirmiş biriydi. Odama girip selam bile vermeden elindeki tahlil kağıtlarını masama bırakıp yukarıdaki sözlerle yardım rica etmişti. Hiç olmazsa yaz aylarında şehirden uzaklaşmak köyüne gitmek istiyor ancak doktorlar ve yakınları izin vermiyordu. Kendi kaçıp gitmeyi denemiş ancak yaylada sıkıntı yaşamış geri dönmek zorunda kalmıştı.

- Köyde kimin kimsen kaldı mı?

- Yok, kimse yok. Zaten 25- 30 hanelik köy ve benim gibi birkaç yaşlı dışında kışın kimseyi bulamazsın. Yazın biraz gelen giden olur ama ben yine de gitmek istiyorum.

- Seni seven, seni düşünen, kaygılanan insanları merakta bırakıp hasta olacağını bile bile köye gitmek biraz bencilce olmuyor mu?

- Burada yapamıyorum. Şehirde herşey yasalara kurallara bağlanmış gezip dolaşmak bile işkence. Ayaklarımdan çivilenmiş gibi hissediyorum kendimi. Sanki zıplamaya bile izin yok. Üstelik dağdaki gibi engebeli de değil buraları. Hemen her yerden görünüveriyorsun. Gizlenecek saklanacak kendinle başbaşa kalacak yer yok. Bir de o kadar kalabalık ki kimse kimsenin farkında değil. Köydeki iki üç ihtiyarla yaptığım muhabbeti burada kimseyle yapamıyorum. Buradakiler telaş içindeler ve herkes birbirinden korkuyor. Katlanılır gibi değil.

- Şehrin görece daha sakin muhitlerinden birinde yaşamayı denesen olmuyor mu?

- Bunu kalp doktorum da önermişti. Gidip bakındım, gezindim oralarda. Hatta çok sıkıldığım bazı akşamlar gider uzaktan şehre bakarım. Önümde sararmış tarlalar uzakta karanlık gökyüzünün yıldızları gibi şehrin kırpışan ışıkları rüzgarın uğultusu biraz olsun kendime getiriyor beni. Ama yine de yetmiyor. Şehrin göz göz evlerinde kırpışan ışıkları ve o ışıkların içinde hapsolmuş birbirlerine bile bakmaktan aciz televizyonlarına gözlerini dikmiş insanları görüyorum. Şehir dev bir hapishaneyi andırıyor. Herkesin kendi hücresini satın alıp içini dayayıp döşediği, içine girip kendini hapsettiği dev bir hapishane. Ayaklarında borçlandıkları prangalar ile oradan oraya sürünen hayallerini ötelemiş insanlar arasında kendimi de onlardan biri olarak görüyor daralıyorum. Lafı uzatmak istemiyorum, anladın işte. Burası bana iyi gelmiyor. Söyle şunlara bir hal çaresi bulsunlar, gideyim buralardan.

dsc09457

Sakinleşmesi için karşılıklı çay içmeyi teklif ettim. Sesini çıkarmadı. Çaylar gelene kadar orta yol bulabilmek için zaman kazanmaya çalışırım diye umut ediyordum. O ise her yeri kameralar ile gözlenen her zaman denetim altında tutulan bir şehirde yaşamaktan tedirgin olduğunu anlatmayı sürdürdü. Yasalara saygısı olduğunu ancak yasaların kendini yönetmesine de izin vermeyeceğini, yasal çerçeve içinde özgür yaşamak istediğini vurguladı.

- Şehirde herkes yasaların emrettiği şekilde yaşayınca özgür olduğunu düşünüyor ve bu durumdan kimse şikayetçi değil. Halbuki ara sıra tembellik etmeye, canın öyle istediği için miskinlik yapmaya fırsat tanınmıyor. İçinden öyle geldiği için bulunduğun yeri terk edip ilgisiz şeylerle uğraşmana izin yok. Uğraşsan bile suçluluk duygusu içinde kalıyorsun. Herkesi iş güç sahibi olması gerektiğine inandırıp aylaklık etmeyi yasaklamaya kalkıyorlar. Kimse de sesini çıkarmıyor.

- Abartılı olmadı mı? Aylaklık etmek istediniz de size kim izin vermedi?

- Bu söylediklerim yalnız kendim için değil. Havası kirli bir ortamda kalmak istemezsin ya işte öyle bir şey. Bak şu çevrendeki insanlara; yakınlarında yitip giden insanlığı görmeyip televizyon dizilerindeki hayali olaylara üzülüp ağlamayı insanlık zannediyorlar. Başkalarının kendilerini nasıl gördükleriyle, dışardan nasıl göründükleriyle o kadar meşguller ki içlerindeki insanı unutmuşlar. Ben onlar gibi yapamıyorum. Öyle olmak da istemiyorum.

- Yani şehirde yaşayan bunca insan yanlışlık içinde mi? Öyle mi düşünüyorsun?

- Kimseye akıl vermeye niyetim yok. Beni başka birşey yapmaya uğraşmasınlar yeter. Şehirde herkesin bir meşguliyeti var. Meşguliyetini ellerinden alsan ve kendiyle baş başa bıraksan cezalandırılmış gibi hissederler. Hani kimileri unutmak için içer ya; şehirli de unutmak için çalışıyor. Sorsan yaptığı işten kimse memnun değildir ama yine de çalışırlar. Dedim ya burası bana dev bir hapishane gibi geliyor. Gerçek özgürlük ise dağlarda. Orada başkası değilsin. Kime kimseye bağlı da değilsin. Nasıl göründüğünün ne yaptığının veya yapmadığının hiç önemi yok. Yaylada asıl işin yaşamaktır. Hem de kendi hayatını özgürce yaşamak. Bir gün gel, misafirim ol dediğimi daha iyi anlarsın.

dsc09445

Çaylarımızı yudumlarken hastamız için ne yapabileceğimi sordum soruşturdum. Yanında oksijen tüpü bulundurmak, gerektiğinde kan değerlerini ölçebilecek bir iki pratik cihaz, ilaçlar ve sıkça telefon bağlantısı kurarak yüksek yerde yaşayabileceği bilgisini alınca önerilerimi aktarıp sunulan ara çözümü paylaştım. Hastamızın gözleri parladı. “Keşke yanınıza daha önce gelseydim. Kitaplarda yazan bilgilere beni uydurmaya çalışmak yerine bilgilerini bana uydurmaya çabalayan hekim bulmak giderek zorlaşıyor” diye ince bir serzenişte bulundu. Çay için teşekkür etti. Telefon numaramı not edip bilgi vereceğini söyledi.

Birkaç hafta sonra hasta kalabalığı içinde bunalmış haldeyken telefonuma hastamızın mesajı düştü. Mesaj ile birlikte gönderilen fotoğrafta hastamız yaylada dev bir ardıç ağacının gölgesinde çoban köpekleri ile birlikte miskin miskin yatarken görünüyordu. Mesajda ise “Bırak bedenin orada doktorluk yapsın, ruhunu özgür et, sen de gel buralara doktor bey. Herşey için teşekkürler” diye yazmıştı.

Dr. Mehmet Uhri

Not 1: Bu anlatı ile ilgili 30 saniyelik bir video kaydı izlemek için  Şehrin Işıkları linkine tıklayabilirsiniz.

Not 2: Üzerine tıklayarak resimlerin orijinal boyutlarına ulaşabilirsiniz.

Leave a Reply