Kitabın Gevezesi

kg1

Bana kalırsa, insanoğlu bu kadar kendini beğenmiş olmasa kafa karışıklığından kurtulacak ama bir türlü yapamıyor. Kendine ve düşüncelerine öylesine bağlı ki dışarıdan ne kadar tutarsız göründüğünün farkına bile varamıyor. Söz gelimi, kitapların dili olduğuna, konuşup anlatacaklarına inanır ve bilirler. Hatta kitaplarda yazılanlara birbirlerine anlattıklarından daha çok değer verirler. Hal böyleyken içinin dolu olduğuna inandıkları o kitapları susup öylece konuşmadan dursunlar diye kitaplıklara tıkarlar. Raflarda kenarımız göründüğü kadar yer kaplarız. Kenarımızda yazanlar içeriğimizi ne kadar aydınlatırsa o kadar var oluruz. Hele biraz eskiyip de benim gibi çok satmayan kitaplardan olursan, eline alan, içini açan bile bulunmaz. Bir okuyan karıştıran olur umuduyla beklerken sayfalarının sararmasını, toz ve küf kokmasını izlersin.

Kitapevinde pek ilgi görmeyen ama inatla yayın hayatını sürdüren yayınevinin kitaplarından biriyim. Bir arada durduğum diğer kitaplar da benden çok farklı değil. Onlar kaderlerine razı olup susup otursalar da ben gevezelik etmeden duramıyorum.

Kitapçı dükkânını vitrin veya çok satanlar bölümü gibi ilgi gören yerinde olmadığımı tahmin edersiniz. Biraz arkada sessiz ve sakin raflardan birindeyim. Günün birinde hurda kâğıt olmak da var ama şimdilik kitapevinde olduğuma şükrediyorum.

Bir gün eline alıp inceleyen, okumak için sahiplenen olur diye insanların gözünün içine bakıyorum. Onları inceliyorum. Kitapevine uğrayan insanlar da çeşit çeşit oluyor. Aralarından en çok çocukları severim. Ayrımcılık nedir bilmezler. Ön yargıları da yoktur. Okuma bilmeseler bile kitapların içini merak edip karıştırırlar. Kitabı açıp ne yazıyor diye sormasalar anne babaların kitapta yazanlarla ilgisi bile yoktur. Onlar ellerinde önceden belirlenmiş birkaç kitap ismiyle gelip bir an önce alıp gitmek isterler. Hep bir telaşları vardır. Alis’in tavşanına benzetirim onları. Kimseyi rahatsız etmedikleri halde çocuklar ortalığı dağıtmasın isterler. Çocuklar ise kitapları azıcık hırpalayıp hoyrat davransalar da dedim ya; en sevdiğim ziyaretçilerdir.

Bir diğer kitapevi düşkünü grup vardır ki ürkütücü görünürler. Genellikle yalnız gelirler. Kitapların arasında gezinip bakınırken sanki bir hırsız gibi öne eğik yürürler. Eline aldıkları kitabı genellikle önce koklar sonra incelemeye başlarlar. Bu sırada çevrelerinde kimse olmasın veya kimse onlarla ilgilenmesin isterler. Nedense koyu renk dikkat çekmeyen kıyafet giyerler. Kitapevinde en çok vakit geçiren en az alışveriş yapan bu tiplerdir. Görünüşleri ürkütücü olsa da zararsızdırlar.

kg3

Sevgililer gelir bazen. Genellikle biri daha fazla kitap düşkünüdür, diğeri de onunla sürüklenip gelmiştir. Sevgilisi aradığı kitabı bulana kadar diğeri resimleri olan dergi veya benzeri bir şeyler arar. Sevgilisi kitaba dalıp gitmişse çabuk sıkılır ve sıkıldığını belli etmeden de duramaz. Zaman geçer sevgililerin ayrıldıklarına da şahit oluruz. O zaman kitap düşkünü olan yine gelir ve yine kitaplar arasında gezinir ancak bu kez o konuşkan, neşeli insan gitmiş yalnız ve ürkütücü görünen müşteri grubuna dâhil olmuştur.

Kitapları sadece bilgiye ulaşmak ve fayda sağlamak amacıyla kullananlar gelir, bazen. Onlar hedeflerini belirlemiş hatta ayırtmış olurlar. Kasada bekler, kitabı getirtir içini açıp bakmadan bir kartalın avına süzülmesi gibi kapar giderler. Onun için ne kitapevi ne kitaplar ne de bulunduğu ortam önemlidir. Kendinden başka pek kimseyi önemsemediklerini düşünürüm. Kitabı sahiplendikleri yetmez altını üstünü çizerek okurlar ki bir başkası eline aldığında sahipli bir kitap okuduğunu bilsin.

Ha bir de bana neşeli gelen bir grup kitap evi müşterisi daha vardır. Onlar yağmurun dinmesini beklemek veya randevusuna erken gelmişse vakit geçirmek gibi rastlantısal nedenlerle kitapevine girerler. Kitapların konuştuğunun, değerinin farkındadır. Okumaya eğilimleri olduklarını düşünseler de nereden, hangi kitaptan başlayacaklarına bir türlü karar veremez pek çok kitaba başlayıp hep yarım bırakırlar. Okumaya zaman ayıramayacaklarını bile bile birkaç kitap satın alıp çıktıkları çok olmuştur. Elinde kitaplarla kasaya ilerleyip seçtiklerini uzatırken birilerinin kendi hakkında olumlu düşüneceğinden emindir. Omuzlar dikleşir, havaya girerler. Övgü dolu bir bakış, jest veya söz beklerler. Seçtiği kitaplardan olasılıkla sadece birini yarım yamalak okuyacağının, diğerlerinin başucunda bir süre bekleyip vicdan azabından kurtulmak için kütüphaneye kaldırılacağının bilincindedir. Bütün o kasıntı, kendini “aydın” gibi gösterip böbürlenmesi kitapevinin kapısından çıkınca biter. Omuzlar düşer. Bu tiplerin evlerinde herkesin görebileceği kadar gösterişli ancak okunmayan kitaplarla dolu zengin kütüphaneleri olduğuna dair söylentiler dolaşsa da neşeli ve zararsız bulurum, onları.

Daha başkaları da var, ancak sanırım onlar da diğerleri gibi.

Söylenenlere bakılırsa kitapevinin dışında, kitaplarla ilgisi olmayan hep uzak duran birileri daha varmış. Üstelik hayli kalabalıkmış. Benim bulunduğum yerden görünmeseler de bizlerden pek haz etmediklerine dair rivayetler dolaşıyor. Ne diyelim? Madem anlaşamayacağız o zaman uzak olsunlar.

Kitapevi müşterileri çeşit çeşit olur da kitaplar olmaz mı? Bir arada sırt sırta benzer görünümde durduğumuza bakmayın, kitaplar da insanlar gibi çeşit çeşittir. Bazılarımız havalı olur, cildi kalın ve gösterişlidir. Bir kısmımız ise her dem tazedir. Dedim ya kitaplar da insanlara benzer. Bir parlayıp hızla sönenlerimiz çoğunluktadır. Dışarıdan bakıldığında gösterişli olan kâğıt kalitesi ve cildiyle dikkat çekici görünen ona buna hava atan kitapların içinde yazanlar ilgi çekmiyorsa bir süre sonra çaptan düşüveriyorlar. O zaman hayli acınası görünürler. Bir de içi dolu olanlar var ki onlar her daim ilgi görür, baskı üstüne baskı yaparlar. Ne olursa olsun sonuçta kitapevinde hepimiz bir kenarlık yer işgal ederiz.

Buradan bakınca insanlara çok benzeriz. Onlar da kitaplar gibi içlerinde bir şeyler saklıyorlar. Raflarda suskun bekleyen bizler gibi öylece konuşma sırasının kendilerine gelmesini, içlerini dökecekleri zamanı bekliyorlar. Arada içi hayli dolu olanları olduğu kadar boş olanları ve boş olduğu halde dolu zannedenleri de var. Dedim ya benziyoruz birbirimize. İnsanlar da kitaplar gibi kapalı duruyor kenarlarından göründüğü kadarıyla birilerinin onları keşfetmesini bekliyorlar. Çoğu ise içini dökemeden geçip gidiveriyor. Kitaplar gibi insanların da dışarıdan bakınca içi hakkında fikir sahibi olmak hayli zor ve yanıltıcı olabiliyor. Bazıları sabredemeyip uluorta içini dökmeye kalkıyor. Nedendir bilinmez pek haz etmiyor deli filan zannedip uzak duruyorlar.

kg2

Kitaplarla insanlar arasındaki akrabalığın hayli yakın olduğuna bir diğer kanıt ise içinde yazanlarla okuyanların ne anladığı konusunun her daim değişken olması, sanırım. Kitaplar insanlar gibi söylenen veya yazılan ne olursa olsun okuyanın, işitenin anladığı veya yorumladığı kadarıyla anlaşılıyor. Bazılarımız bir türlü anlaşılamadığından, değerinin bilinmediğinden yakınıp dururken benim gibi pek ilgi görmeyen kitaplar da günü gelince anlaşılır olma umuduyla ayakta duruyorlar. Boşa yaşanmış hayat kadar boşa kaleme alınmış kitap gibi olmayı hiç birimiz kabul edemiyoruz. Değerinin bir türlü anlaşılamadığından yakınan insanlara ise genellikle o ürkütücü ve yalnız müşteri tipleri arasında rastlıyorum.

Her şeyi anlıyorum da bizleri bu hale sokan, dile gelip konuştuğumuzda anlatacaklarımızın ortaya saçılmasından çekinip kapalı tutan, kenarlarımızdan başka bir yeri görünmeyecek biçimde hizaya sokanlara neden kimse isyan etmiyor, anlayamıyorum. Bizi kitapevlerine tıkıp kapalı tutanlar insanların da sesinin çıkmasına izin vermiyor içindekileri haykırsın istemiyor hepsini bir kalıba döküp öylece geçip gitsin istiyorlar. Hadi biz kitabız, sesimiz çıkmıyor, insanlar neden susuyor bir türlü aklım ermiyor. Üstelik tüm bunları yapanların ortalıkta kitap görmeye tahammülü bile olmadığı söyleniyor.

Yazarı tanınmayan ve yazdıkları ilgi çekmeyen baskısı eskimiş bir kitap için çok bile konuştum. Kitap olup rafta eskimek yerine birilerinin zihninde yer edip nükteye dönüşenlerimize imrenmekten başka elimden bir şey gelmiyor. Böyle zamanlarda hepimiz şiir kitaplarına özenip onlar gibi nüktelerde yaşamayı hayal ederiz. Ancak her sabah aynı rafta öylece beklemeye başlıyor varlığımızdan kimsenin haberi olmadan günleri deviriyoruz. İnsanlara bakınca onlardan pek de farkımız olmadığını görüp halimize şükretsek de içimizin buruk olduğunu gizleyemiyoruz.

Her neyse, gevezeliğimi bağışlayın. Gün gelir bir kitapevinde kenarda öylece sessizce duran ve ensiz olduğu için kenarı bile zor okunan bir kitap elinize geçerse hemen geri koymayın, yaklaşıp kulak verin, evirip çevirin, ilginizi çekmese de rafa geri koyarken yüzü görünecek şekilde bırakın. Bırakın ki, başka birilerinin ilgisini çekip içini dökme fırsatı bulabilsin.

Mehmet Uhri

One Response to “Kitabın Gevezesi”

  1. Gamze Varol diyor ki:

    Yazılarınızı beğeni ile okuyorum. Elinize sağlık.

Leave a Reply