İnsanlığın Sonbaharı

rs

“Ne bakıyorsun? İnsanlığın sonbaharı bu yaşadığımız. Bunun bir de kışı olacak.” Diyerek oltasını denize doğru savurdu. Geceden yağan şiddetli yağmur ve fırtına sonrası güneşin açmasını fırsat bilip sabah Kuşadası Güzelçamlı sahilinde yürüyüşe çıkmıştım. Ekim ayı ile ıssızlaşan sahilde balık avlayan yaşlıca adam ile ıslak kumları eşeleyen kuşlar ve kuşlar için pusuya yatmış tekir kedi dışında kimse görünmüyordu.

Sahile sonbaharın hüznü çökmüştü. Pussuz gökyüzü ile göz alabildiğine uzanan sahil boyunca Dilek Yarımadası milli parkı ile Samos adası ufukta birleşiyor gibi görünüyordu.

Balıkçının ne avladığını merak edip yanına doğru gittiğimde kovasında balık olmadığını gördüm. Denizden çektiği oltada da balık yoktu. “Rastgele” diyerek yoluma devam ettim. Cevap vermeden oltaya takmaya çalıştığı yemler ile ilgilendi.

Birkaç adım ilerleyince sahile vurmuş kağıt parçası dikkatimi çekti. Kağıdı elime aldığımda Suriyeli sığınmacılardan birine ait fotoğraflı geçici kimlik belgesi olduğunu gördüm. Belge 24 yaşında Halep doğumlu genç bir erkeğe aitti.

Elimdeki belgeye şaşkın şaşkın bakarken balıkçı arkamdan “Ne bakıyorsun? İnsanlığın sonbaharı bu yaşadığımız” diye seslendi. Elimde ıslanmış kimlik belgesiyle balıkçının yanına döndüm. O ise kafasını kaldırmadan savurduğu oltaya bakıyordu. Şaşkın baktığımı görünce oltayı kuma saplayıp ayağının dibindeki çantasını açtı. Elimdekine benzer bir kimlik belgesi ve iki küçük plastik oyuncağı gösterip “bunlar bu sabah sahilin bıraktıkları.” Diye sürdürdü sözlerini. “İyi de bunun anlamı ne?” diye üsteleyince açıkta gezinen sahil korumaya ait hücumbotu işaret edip “Herkes Samos’a ulaşamıyor” dedi.

86f61df1-6e27-4b6e-aacf-d13b97e96899

Bulunduğumuz sahilin Yunan adasına yakın olduğu için kaçak göç yollarından biri olduğunu, geceleri şişme botlarla adaya ulaşmaya çabalayanlar ile engel olmaya çalışanlar arasında hep bir çekişme yaşandığını anlattı.

- Bazen de dün gece olduğu gibi sert bir fırtınaya yakalanıp arada kalanlar olabiliyor.

- Arada kalanlar derken?

- Kim bilir? Umalım bir sahil güvenlik teknesine yakalanmışlardır. Yoksa geceki fırtınada şişme botun hiç şansı olamaz.

Elimdeki ıslak kimliğe ve fotoğraftaki genç delikanlıya bir daha baktım. İçimin ürperdiğini hissettim. Elimde kimlikle balıkçıya yaklaştım ve “İnsanlığın sonbaharı derken ne demek istediniz?” Diye sordum.

Eliyle kıpırtısız sahili ve sahile vuran sararmış ağaç yapraklarını işaret etti.

- Eskiden Ağustos bitip Eylül çıktığında sahile vuran bu sararmış yapraklardan yazın bittiğini sonbaharın gelmekte olduğunu anlardık. Birkaç yıldır yapraklar ile birlikte elindeki kimlik gibi giysi veya ufak tefek küçük eşyaları da sahilde görür olduk. Ben görmedim ama cansız bedenlerin sahile vurduğu bile anlatılıyor. O sonbahar yaprakları gibi insanlar veya eşyaları da sahile vuruyorsa insanlığın güzü başlamış diye düşünüyorum. İşin acı yanı; iklim değişikliğini kabullenmekte de hiç zorlanmadık. Göç yolunda yaşanan trajediler kısa sürede haber değerini yitiriverdi.

- Yani?

- Yani insanlık sonbahara girdi. Girdiği iklime uygun olarak da insanlar hayatlarını küçültüp kabuklarına çekiliyor, gözünü kulağını kapatıp hayatta kalmaya çabalıyor.

Bu arada olta hareketlendi. Acele etmeden oltayı sarıp yakaladığı irice balığı iğneden çıkardı ve kovaya bıraktı. Ayağımın uğurlu geldiğini söyledi. Oltasını yeniden hazırlarken nereden geldiğim ne iş yaptığımı nerede konakladığımı içeren hızlı bir sorgulamaya yanıt verdim. Oltayı savurduktan sonra soru sorma sırası bendeydi.

Davutlar’da doğduğunu ailesinin Girit göçmenlerinden olduğunu anlattı. Dahası yıllardır öğretim üyesi olarak görev yaptığı üniversiteden barış talebi içeren bildiriye imza attığı ileri sürülerek uzaklaştırıldığını, emeklilik hakkını bile çok zor aldığından yakındı. Hayatını küçültüp babadan kalma eve ve kitaplarına sığındığından söz etti.

Elimdeki ıslak kimliği gösterip “ne yaşanırsa yaşansın tarih bunları da yazacaktır” diye söylendim. “Bundan pek emin değilim” diye yanıt verdi.

- Yazılı tarih iktidarların tarihidir. Tarih bize yaşanan olaylar ve sonuçları hakkında önemli bilgiler aktarırken bazı olayları gizlemek, unutturmak gibi bir işlev de görüyor. Savaşı Hitler kazansaydı eminim soykırım tarihi çok daha farklı kaleme alınırdı. Yine de umutsuz değilim. Yukarıdan bakılınca insanlığın kapalı karanlık dönemler yanı sıra aydınlık ve üretken dönemlerden de geçtiği görülebiliyor. İnsanlık ve değerlerinin yükselişe geçtiği bahar dönemlerinde olsak sözlerinizde haklı olabilirsiniz. Ancak insanlığın sonbaharı başlayınca durum tersine dönüyor. En azından tarih bize öyle söylüyor.

- Bunca yaşanana kimse itiraz etmiyor mu? Hep böyle mi oluyor?

- Tarih dersinde Osmanlının yükseliş devri uzun uzun detaylı anlatılır. Gerileme ve çöküş dönemi daha uzun sürer ama hızlıca geçilir. Bu arada pek çok olay üstü kapalı geçilir veya hiç sözü edilmez. Üstelik bu durum sadece bize özgü de değil. Avrupa kendi tarihini bir aydınlanma dönemi olan antik Yunan uygarlığı ile başlatır arada neredeyse bin yıl süren karanlık bir ortaçağ için tarihin anlattıkları sınırlı kalır. insanlığın sustuğu tarihsel bir dönem yaşanır. Sonra 16. Yüzyıl ile aydınlanma, ilerleme Rönesans Reform üzerine uzun uzun konuşulur.

- Yani?

- Tarihe bakıldığında insanlığın da mevsimleri ve o mevsimlere uygun iklimleri olduğunu görüyorum.

- Ve siz şimdi sonbaharı yaşadığımızı, üstelik önümüzde uzun bir kış olduğunu düşünüyorsunuz.

- Umarım yanılıyorumdur. Ancak sahile vuran insanlığa ve kimsenin bu durumu umursamamasına bakılınca öyle görünüyor. İnsanlar dedelerim gibi yine kendilerine yaşayacak coğrafya arayışı ile oradan oraya savruluyor.  Çoluk çocuk ölüp gidenleri kimse görmüyor, haber bile olamadan yok oluyorlar.

- İyi de bu durum hep böyle olmak zorunda mı? Tarihte tersine bir örneği yok mu?

- Var elbet. Kölelik gibi bir eziyetten kurtulmak için insanlık kim bilir kaç mevsim yaşadı. Ancak kurtulmayı başardı. Kadın haklarının kazanımı veya sömürgeciliğin reddi de önemli kazanımlar. Yine de insanoğlu başkalarının hayatlarını ve yaşam biçimlerini yönetip denetim altında tutmaktan vazgeçmediği sürece sözünü ettiğim döngü kaçınılmaz görünüyor.

Oltayı sarmaya başlayınca yine bir şey yakaladığını anladım. Ancak yakalanan balığı küçük bulup iğneden çıkardığı gibi “büyü de gel” diyerek denize bıraktı. Önceden kesip hazırladığı yemlerden birini sabırla iğneye yerleştirdi.

Oltayı tekrar savururken yüksek sesle rastgele diye bağırdım. Gülümsedi ve “öyle olsun” dedi.

a49f41be-8583-4450-9fc3-de94836b8687

O yaşlı akademisyenin anlattıkları ve onca yaşadığı olaya rağmen öfke duymadan anlama ve anlatma çabası ilgimi çekmişti.  Yağmurun nemi kurumaya yüz tutmuş kumların üstüne oturduğumda çantasında taşıdığı kitapları fark ettim. “Balık olmazsa kitap mı?” diye sordum. “O ikisi bana yetiyor” diye yanıtladı.

Başkalarının hayatını yönetmek konusunu biraz daha açmasını rica ettim.

Bir öğretmen sabrı ile insanın antropolojik olarak bir kabile hayvanı olduğunu, birlikte yaşama kültürü nedeniyle tarih boyunca hep bir yaşam biçimi dayatması altında tutulduğunu anlatarak başladı. Sosyal sınıflar, inanç sistemleri, ırk, din ve doğayı yönetmeye başlamasıyla birlikte piyasanın etki ve kontrolünde kaldığını, bu sayede hayata tutunabileceğine inandırıldığını anlattı. Çok tanrılı dinlerin etkisi azaldığında tek tanrılı dinlerin yükseldiğini, dinlerin sosyal sorunları çözmede yetersiz kaldığında milliyetçiliğin ve günümüzde de markalar üzerinden yürüyen bir tür piyasa milliyetçiliğinin etkisinde ve denetiminde yaşamak zorunda bırakıldığından söz etti.

- Peki bu sistemin kontrolünde olmayı istemeyenler, dışarıda kalmaya çabalayanlar olmuyor mu?

- Onlar ne yazık ki benim gibi kenara atılıp göz önünden siliniyor veya sahile vuran cesetler gibi haber bile olamadan yitip gidiyor. Ağaçlar sonbahara girdi mi önce genç, cılız ve en olgun yapraklarını döker. Burada da öyle oluyor.

- Direniş güçlenir sizin gibi düşünenler çoğalırsa?

- İnsanların nasıl yaşayacağı konusunda yönlendirici olan güç direniş ile karşılaştığında daha baskıcı totaliter rejimler üretse de sonuç değişmiyor. İşte böyle güç yitimi dönemlerini insanlığın sonbaharı olarak görüyorum. O nedenle yeni bir denge kurulana kadar önümüz sonbahar ve kış. Yine de umutsuz değilim. Kışın ardı insanlığın yeni baharı olacak ancak bizlerin kısacık hayat dönemine düşen ne yazık ki sonbahar ve kış. Bu da bizim şanssızlığımız.

- İyi de ne yapmalı?

- Dışarıda kış başlamışsa zemheri zürefası gibi ortalığa çıkmanın bedelini benim gibiler ağır ödüyor. İnsanlığın böyle dönemlerinin tarihte nasıl yaşandığına bakıp kabuğuma çekilmeye karar verdim. Monteign veya Thomas Moore gibi düşünürler en üretken yıllarını Avrupa’da din savaşların yaşandığı karanlık dönemde inzivaya çekilerek vermişler. O kadar iddialı üretken biri değilim ancak böylesi bir iklimde hayatta kalabilmek ve şimdilerde çok uzaklarda görünen bahar umudunu canlı tutmaktan başka bir şey gelmiyor elimden.

Uzanıp elimdeki ıslak kimliği aldı. Çantasındaki diğer kimlik ve oyuncağın yanına bıraktı.

Bir süre sessizce durup oltanın ucuna dikkatle baktı. Sonra makarayı sarmaya başladı. bu sırada “Tarih bunları yazar mı yazmaz mı zaman gösterir. Ancak kış sert geçecek gibi görünüyor.” dedi. Oltanın ucuna takılan yosun parçacığı ve sahilden gelen kurumuş çınar yaprağını görünce kafasını sallayıp “denizin de bereketi azaldı” diye söylendi.

Ayağa kalkıp sohbet için teşekkür ettim. Kafasını sallamakla yetindi.

Balıkçıyı ardımda bırakıp sahilde yürümeye devam ettim. Sahile vuran sonbaharın renklerine bürünmüş çınar yapraklarının çokluğu dikkati çekti. Geri dönüp uzaktan baktığımda bizimkinin yine oltasını sallayıp sabır ile sahilde beklediğini, tekir kedinin ise kuşları bırakıp balıkçının kovasının yanına çöreklendiğini gördüm.

Bir süre sonra şiddetlenen rüzgar ile oluşan kaba dalgalar sahili dövmeye başladı. Güneşin buluta girmesi ile kışı koklayan sonbahar serinliğine daha fazla dayanamayıp sahilden uzaklaşmak kabuğuma çekilmek zorunda kaldım.

Mehmet Uhri

Leave a Reply