Toprağın gözyaşları

d3c9f418-39d2-4e51-b435-81b479b869bd1

Urfa esnaf çarşısının dar sokaklarında küçücük bir anahtarcı dükkanının önünde dama oynuyorlardı. Sabahın erken saatleriydi ve pek çok dükkan henüz açılmamıştı. Oyunculardan genç olanı anahtarcı diğeri ise elindeki tespihleri satmaya çalışan yaşlıca seyyar satıcıydı. Özellikle anahtarcının her hamlede hafifçe ayağa kalkıp oturuşundan hayli çekişmeli ve heyecanlı bir oyun döndüğü anlaşılıyordu.

Yanlarına gidip izlemeye başladım. Fark ettilerse de ilgilenmediler. Anahtarcı dükkanında tezgahının üzerinde dökümden irice antika kapı kilitlerinden biri dikkatimi çekti. Eski bir konak veya bahçe kapısından çıkmış olmalıydı. Kilidin kapağı açıktı, içindeki paslı mekanizması görünür haldeydi. Elime alıp incelemek için tezgaha hamle yapınca anahtarcı oyunu bırakıp kafasını kaldırdı ve ne istediğimi sordu. Kilidi işaret edip böyle eski bir kapı kilidi aradığımı, satılık olup olmadığını sordum. Kilidin satılık olmadığını, tamir için parça beklediğini söyleyip yine hafifçe ayağa kalkar gibi yapıp hamlesini yaptı.

Bir süre oyunlarını izledim. Elinde çay dolu tepsiyle gelen çarşının çaycısı dama oynayanlara iki çay bıraktı. Anahtarcı elindeki çayı bana uzatıp bir tane daha istedi. Teşekkür ettim. Anahtarcı haince gülümseyerek “az bekle oyunu kazanayım, şu karşımdaki acemi ihtiyara teşekkür edersin.” dedi. İhtiyar “gevezelik etme de oyna” diyerek yanıt verdi. Yanlarındaki tabureye çöküp izlemeye başladım.

228ced12-8596-458e-81f3-9094e06e51971

Bu arada gelen müşteri ile ilgilenmek için anahtarcı oyunu bırakıp tezgahın ardına yöneldi. Ben de ihtiyarın telle birbirine bağladığı tespih demetini gösterip özelliklerini sordum. İhtiyar tespihlerden ikisini eline aldı. El yapımı olduğunu vurgulayıp “Bak bu kehribar, bu da çakmak taşı. Duyguludur, gözyaşıdır bunlar. İyi arkadaş olur.” Dedi.

Tespihlerden sarı renkte daha iri taneli olanını elime alıp incelerken “gözyaşıdır dedin ama damlaya benzemiyor, hepsi yuvarlak görünüyor” diye üsteledim. Cebinden çıkardığı çakmağını yakıp tespih tanelerinin arkasına tuttu. Çakmağın ışığı tespih tanelerinin ardından ışıldadı.

- Yuvarlak olacak elbet, tespih bu. Elindeki kehribar ağacın gözyaşıdır. Ağaç boya giderken gövde genişlemekte zorlanır ve çatlar. Kolay değildir büyümek, acılı iştir. Çatlayıp acı çeken gövde, ağlar. Ağacın gözyaşları küspe olur çatlakları kapatır. Küspeler zamanla taşlaşır bu hale gelir.

- Yani?

- Yani hayat acıya katlanmaktır. Her canı yanan gibi ağaçlar da ağlar, gözyaşı döker. Sonra gün gelir her canlı gibi toprak olurlar. Geride çekilen acıları taşıyan bu taşlaşmış gözyaşları kalır. Bizler onu topraktan çıkarır temizler, tespih yaparız. Yaşanmış koca bir hayattan kalan taşlaşmış gözyaşları da tanelerinden duygularını aktarır. Özellikle onu bunu dert eden, acıyı dert edinenlere hayatı hatırlatır, yalnızlığını unutturur, iyi gelir.

- Acı çekmeden , gözyaşı dökmeden olmuyor mu? Hep böyle mi oluyor?

- Daha dünyaya gelirken ağlarız. Doğumda anne de ağlar. Büyümeye başlayınca da hep bir şeyler canını acıtır. Sen büyürsün, hayat daha çok büyür. Gövdesi çatlayan ağaç gibi kabuğuna sığamazsın. Acı çekip için için ağlasan da katlanırsın. Hayatın acısıyla pişersin. Acıyı hissettikçe adam olur, kendini tanırsın. Yani yaşıyorsan acıya bulanacaksın. Acıya bulanacaksın ki kendini bilesin.

- Urfa türkülerinin ve yemeklerinin bu denli acı olması da bundan mı?

Müşterilerinin işini tamamlayıp dama tahtasına dönen anahtarcı sözlerimi duyup tespihçiden önce “acı tatmadan yemeğin lezzetini bulamazsın. Acının ardından ağzına yayılan gerçek lezzettir.” diyerek lafa girdi. İhtiyar başını sallayıp “hayatta da acılar insanı pişirir. Geride bıraktığın acılara rağmen yaşar, hayatın tadına varırsın. Burada biz böyle biliriz. Hadi yap hele hamleni” diye söylendi.

Az sonra oyun bitip dama tahtasını kaldırdıklarında ikisi birden bana dönüp nereden geldiğimi Urfa’da ne aradığımı, ne iş yaptığımı sordular. Kısa sorgudan sonra boşları alan çaycıya birer çay daha getirmesini söylediler. Soru sorma sırası bana geldiğinde anahtarcının babadan kalma mesleği sürdürmekte olduğunu, o küçücük eski anahtarcı dükkanı ile iki çocuk okutup ev geçindirdiğini anlattı. Dükkanı işaret edip “burası anahtar veya kilit ardına sığınmaya çalışan ürkek ve yalnız insanların durağıdır. Bu adam da tespihleri ile insanların yalnızlığını gidermeye çalışır” dedi.

- Tam anlamadım. Ürkek ve yalnız diyerek kimden söz ediyorsunuz?

- Anlaşılmayacak bir şey yok. Rahmetli babam “İnsanlar, ahlaklı düzgün ve dürüst olsalar anahtara, kilide hiç gerek olmayacak. Bu meslek insanlığın ayıplarını korkularını gizlemek için var” derdi.

- Yine anlamadım.

- Yahu bir şeyi niye kilit altına alır, korumak istersin? Başkaları alıp götürmesin, zarar vermesin diye değil mi? Başkalarının böyle bir şey yapmayacağını bilsen anahtara kilide gerek de olmaz. İnsan gerçekten insan olsa ne bu dükkan, ne anahtar, ne kilit. Belki bir gün olur, ancak sanırım daha çok yolumuz var.

İkinci çaylar geldiğinde tespihçinin elindeki gri renkte cama benzeyen taşları olan tespihlerden birini alıp “bu da mı kehribar?” diye sordum. Çakmak taşından yapıldığını, daha sert ve işlemesi zor olduğunu anlattı.

- Peki ya bunun da kehribar gibi bir anlamı var mı?

- Gözyaşı dedik ya. Kehribar ağacın, çakmak taşı da toprak ananın gözyaşıdır. Taşın toprağın arasında taşlaşmış gözyaşı gibi yumru halinde durur. Yaşayan her şey gibi toprak ana da bağrından onca hayatı yeryüzüne çıkartırken acı çeker, ağlar. Bizler gibi acısını içine atar. O yüzden kutsaldır, bu taş.

44d733cc-c73c-4b16-8bbd-937bcc48784b
Tespihi uzatıp elime almamı tanelerine yakından bakmamı istedi. Yakından bakınca boyut ve şekilleri aynı olsa da her bir tespih tanesinin desenlerinin farklı olduğu dikkatimi çekti.

- Dedim ya, gözyaşıdır bunlar. Hakiki çakmak taşıdır, birbirine benzemez. Üstelik gözyaşı gibi sahtesi de makbul değildir. Ne de olsa ağlarken kendin olursun. İçindeki acı gözyaşı olur dışarı dökülür.

- Yani?

- Toprağı yaşatan var eden topraktan gelip yine toprağa gitmemizi sağlayan güç neyse yeri geldiğinde toprağı da ağlatır. Sonra her şey gider, hayatlardan, yaşananlardan geriye bu taşlaşmış gözyaşları kalır.

Kısa süren bir sessizlik ardından anahtarcı elimdeki tespihi işaret edip çakmak taşının ateş yakmada ve dahası keskin kenarlarıyla kesici alet yapımında da kullanıldığından söz etti. Çakmak taşından yapılmış tespih tanelerinin kullanana ne hissettirdiğini sorduğumda tespihçi “Her şeyin geçici olduğunu, topraktan gelip toprağa gidildiğini anlasalar yeter.” diye yanıtladı.

Anahtarcı ise “Ömür diye üstüne titrediğimiz onca yaşanmışlıktan geriye şu taşlaşmış gözyaşlarından başka bir şey kalmayacağını düşünüp onu bunu dert edinmek yerine kendine çeki düzen veren de oluyordur umarım” diye ekledi.

Beğendiğim antika kilidi alamadım hiç olmazsa tespih satın alayım diyerek tespihlere yöneldim. Beğendiğim olup olmadığını sordu. Hepsi birbirine benziyor ama özellikle beğendiğim biri olmadığını söyleyince “Tespih sahibini çağırır. Aramaya devam et” diyerek satmadı. Tespihlerini eline alıp “herkese hayırlı işler” diyerek ağır adımlarla uzaklaştı.

Çay ve sohbet için anahtarcıya teşekkür edip ayrıldım.

Güneş yükseliyor, Urfa’nın esnaf çarşısı sıcak ve kalabalık günlerinden birine daha başlıyordu.

Mehmet Uhri

Leave a Reply