Şiddet Sesini Yükseltmekle Başlar

img_0124

Hekim, hasta, hasta yakını ve güvenlik kuvvetlerinin kısaca tüm tarafların kendini mağdur hissettiği, ölümle sonuçlanan şiddet olayı ve sonrasında yazılanların, özünde şiddet kültürünün tüm toplumsal kodlarını içerdiğini görmek zorundayız.

Şiddet bir iletişim biçimidir ve sesini yükseltmekle başlar.

Başka biçimlerde yeterince aktarılamayanın karşı tarafa “zorla” aktarılmasıdır. Ülke gündemine yerleşen olayda olduğu gibi diretme, direnme, sesini yükseltmekle başlar, fiziki şiddete ve hatta olay akabinde yazılan ve yaşananlarda olduğu gibi kitlesel lince kadar ulaşabilir. İletişim kanallarının yeterince açık olmadığı durumlarda kültürel kodlarında şiddeti “normalleştirmiş” toplumlarda ne yazık ki sıklıkla başvurulan bir iletişim biçimidir.

İletişim kurmayı ailede öğreniriz. Şiddetin de kökleri aile içine uzanan kendine ait bir kültürü vardır. Şiddet, pek çok diğer kültürel unsur gibi öğrenilir ve çeşitli biçimlerde uygulanır. Bir toplumda şiddet kültürünün varlığı ve düzeyini toplumun ortak aklını deşifre eden atasözleri ve deyimlerde bulabilirsiniz.

Nasıl mı?

Aşağıdaki atasözü ve deyimlerin yaygın kabul ve kullanım görüyor olduğu bir toplumda şiddetin var olduğunu ve kültürel olarak kendini sürekli yeniden üretebildiğini görmek gerekiyor.

- Kızını dövmeyen dizini döver,

- Öğretmenin vurduğu yerde gül biter,

- Dayak cennetten çıkmadır,

- Ağlamayan çocuğa meme vermezler,

- Nus ile uslanmayana etmeli ekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir,

- Sözün bittiği nokta…

Yukarıdakilere eklenebilecek daha pek çok atasözü olduğu göz önüne alındığında şiddetin, toplumun ortak aklında kendine ait bir yeri ve kültürü olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

Tatil köylerinde, farklı milletlerden aileler bir araya geldiğinde hemen herkesin kulağına çalınan yakınma “Türk ailelerin çocuklarının sürekli ağlayıp sızlayıp sorun çıkarmasına karşılık yabancı ailelerin çocukları ile birlikte sessiz ve sakin tatil yapabildikleri” üzerinedir.

Peki neden böyledir? Bu durum şiddet kültürü ile ilişkili olabilir mi?

Şiddet bir kültürdür ve sesini yükseltmekle başlar.

İçinde bulunduğumuz toplumda “ağlamayan çocuğa meme vermezler” Atasözü’nü doğrularcasına çocuklar ilk olarak ailelerine yönelik talepleri için sesini yükseltme, dövünme ve “arıza çıkarmanın” işe yaradığını öğrenirler. Ailelerin biraz da başkaları tarafından ayıplanma kaygısıyla çoğunlukla pes edip çocuğun isteğini gerçekleştirmesi ile aile içinde şiddet kültürünün tohumu atılmış olur. Ses yükseltmeyle başlayan iletişim ve dayatma, çocuk ile birlikte büyür, biçim değiştirir ve kültüre dönüşür.

Üstelik bu durum toplum içinde normal addedilecek kadar yaygındır. Başkalarını rahatsız edeceğini düşünmeksizin kornaya basmaktan tutun, tribünlerde rakip takımın oyuncularına yönelik küfürlü tezahüratlara kadar her yerde yaşanır ve yadırganmaz. Israr etmenin, diretmenin, ses yükseltmenin ve hatta fiziksel şiddet uygulamanın kültürel kökleri ne yazık ki aileye kadar uzanır.

Kültürel kodlarında şiddeti barındıran ve tekrar tekrar üretebilen toplumlarda iletişim kanallarının karşılıklı olarak açık olması iletişim biçimi olarak şiddetin ortaya çıkmasını kontrol altında tutabilir. Ancak kutuplaşmanın arttığı, iletişim kanallarının yetersiz kaldığı, yabancılaşmanın yaşandığı durumlarda gerilim artar ve uygun iklimi bulan şiddet, filizlenmeye başlar. Gündem olan olayda olduğu gibi kendinden olmayana “ötekine” yönelik istek, rica ve beklentiler gerçekleşmediğinde söz yerini şiddete bırakır.

Şiddeti, kültürel kodlarında normalmiş gibi barındıran toplumlarda yaşanabilecek daha da büyük tehlike ise şiddetin bir yangın gibi kitlesellik kazanıp linç kültürüne dönüşmesidir. Linç şiddetin doruk noktasıdır ve tüm taraflar için yıkıcı sonuçlar doğurur.

Kültürel kodlarında şiddet barındıran toplumların yaşanan olaylara ve şiddet mağdurlarına yönelik “münferit, kazaen, sehven ve benzeri” yaklaşımları da aynı kültürel körlükten beslenmektedir. Bu durum mağdurların kendilerini yalnız ve ezik hissetmeleri ile sonuçlanır. Mağdurların yalnızlığı ise içe kapanmayı ve iletişim kanallarının geri dönüşümsüz olarak kapanması sonucunu doğurur.

Sonuçta herkesin sırtı kabarık kedi gibi nereden nasıl bir saldırı gelecek kaygısıyla dolaştığı gergin ve sağlıksız ruh iklimi içinde yaşar ve bunun normal olduğuna kendimizi inandırmaya çalışırız.

Hekim, hasta, hasta yakını ve güvenlik kuvvetlerinin kısaca tüm tarafların kendini mağdur hissettiği, ölümle sonuçlanan şiddet olayı ve sonrasında yazılanların, özünde ortak şiddet kültürünün tüm toplumsal kodlarını içerdiğini görmek çözüme yönelik iyi bir başlangıç olabilir.

Şiddet bir iletişim biçimidir ve sesini yükseltmekle başlar.

Mehmet Uhri

One Response to “Şiddet Sesini Yükseltmekle Başlar”

  1. Mustafa Gül diyor ki:

    Teşekkürler Mehmet, kalemine, yüreğine sağlık.

    Yazını okurken kendi ailem aklıma geldi, maalesef şiddete meyilli bir toplumuz. Çok doğru tespitler.

    Lütfen yazdıkça Egetıp87′ye bir link at ki hemen haberimiz olsun güzel yazılarından.

Leave a Reply