Neyse işte…

neyse-iste

“Keşkeler benim, neyseler sizin” demişti şair bir hastam. Keşke sigaraya hiç başlamasaydınız gibi bir şeyler geveliyordum ki; lafı ağzıma tıkmış “bundan sonrası neyse işimize bakalım” diye devam etmişti. O zaman serzenişteki şiirselliği anlamamış hastalık psikolojisine vermiştim.

Halbuki hepimizin “keşke” ile başlayan en az bir cümlesi vardı.  Dahası, “keşke” diye başlayan ve pişmanlık barındıran pek çok cümlenin  ardından kısa bir sessizlik gelir. Akabinde derin bir nefes alıp  “neyse işte” diye devam eder  bir anlamda konuyu geçiştirmeye çalışırdık.

Sonraki “keşkeler” için de hep bir “neyse” bulunurdu.

Pişmanlıklarımızdı, keşkelerimiz. Şairin dediği gibi kendimize aitti. Söze dökerken bile gerçekte konuştuğumuz kendimizdi.

Başkalarının ne düşündüğünün de pek önemi yoktu. Üstelik, herkesin “keşkesi” birbirine benzese de pişmanlıklar özeldi. Kendimize söyler kendimiz için burukluk, kırıklık hatta kızgınlık yaşardık. Kısaca “keşke” derken kısa süreliğine bile olsa kabuğumuzdan sıyrılır, kendimiz olurduk.

“Neyse işte” derken ise başkalarının gözündeki kendimize dönüşür, oradan nasıl göründüğümüze bakıp kabuğumuza çekilirdik. “Bu da geçer” der, birbirimizi teselli eder,  önümüzdeki maçlara bakardık.

Yaşanan, yaşanmayan, seçimlerimiz veya seçmediklerimiz, pişman olurum korkusuyla yapmadıklarımız dönüp dolaşıp “keşke” sözcüğüne bağlanırdı. O yere göre koyamadığımız, üzerine titrediğimiz, biri bir laf söylecek diye korktuğumuz hayatımızın, küçücük bir “keşke” sözcüğüne nasıl sığdığına hayret ederdik.

Keşkenin büyüğü küçüğü de yoktu. Çünkü özeldi. “Keşke bu dünyaya hiç gelmeseydim” diye başlayan isyan bile madem geldim yaşayayım bari diye pazarlığa dönüşür ve “neyse işte… olduğu kadar” diye sürer giderdi.

Keşkeleri kendimize söyler, neyseleri ise başkalarına okurduk. Keşke ve neyse arasında geçen koca bir ömürde bazen kendimiz çoğu kez de başkası olur, geçer giderdik.

Kimimiz hayatındaki keşkelerin çokluğundan yakınırdı.  Halbuki, “yine dene, yine yenil, daha iyi yenil” dediği gibi ozanın, keşkeler ile kendimiz olur neyseler ile içinde yaşadığımız topluma tutunurduk.

Zaman bizimle vücut bulur araya giren keşkelerin çokluğu kadar kendimiz olurduk.

Şairin de dediği gibi, keşkeler kendimizin, neyseler ise başkalarınındı.

Ömür “keşke ve neyse” arasında salınırken bazen kim olduğumuzu bile unuttuğumuz ve sonrasında pişmanlık duyup “keşke” ile başlayan bir cümleye konu olduğumuz bile olurdu.

Ömür dediğimiz de özünde iki keşke arasına sıkışmış koskoca bir “neyse”den başka bir şey değildi.

İtiraf etmeliyim ki; konu şiirsel olunca düz yazı yavan kalıyor.

Keşke bu yazıya hiç başlamasaydım.

Amaaaan. Neyse işte…

Dr. Mehmet Uhri

Leave a Reply