Helen’in Gözyaşları

53014-43961

Hep o özü aradı, insanoğlu.

Öldüğünde bedenden çıkıp giden özün, ruhun izini sürdü, kökenini aradı. Önce uzaklara çok uzaklara baktı. Öyle ya, kendi içinde olan o ruh yaşadığı ortamda da olmalıydı. Gökyüzünde yıldızlarda aradı. Sonra o ruhları isimlendirdi, tanrı yaptı. Yerin göğün tanrısını tanımlayıp kategorize etti. İsimlendirip hapsettiği o tanrılar için dini mekanlar yapıp onları o mekanlarda kontrol etmeye çalıştı. Varlığını sürdürebilmek, hastalanmamak için onlarla pazarlık yaptı, adaklar sundu.

Sonra bedenine yöneldi. Ruhun bedende nerede yerleştiğini bulmaya çalıştı. Öfke, acı, hüzün, neşe, heyecan ve benzer ne varsa bunları barındıran bir organ olmalıydı.

Aradığı ise bedenin içindeki kendiydi.

Her türlü sıkıntıya çarpıntısı ile yanıt veren kalp ruha yakın olmalı diye düşündü. Karaciğerin de sıkıntılardan etkilendiğini gördü ancak aradığını bulamadı. Ruhun yerini bulamasa da tüm duyguların gözyaşıyla ilişkili olduğunun farkındaydı. Sevincinde, kederinde mutlu, mutsuz gününde hep gözyaşı vardı. Kayıplarını gözyaşları ile uğurluyordu.

Ruhun yerini bulamasa da gözyaşını ruhun ürettiğine, kutsal olduğuna inandı. İnançlarına da yansıttı. Sözgelimi Çine çayının kendinden iyi flüt çaldığı için Apollon’un derisini yüzerek öldürttüğü Çoban Marsias’ın gözyaşlarıyla oluştuğuna veya Kaunos dalyanının kardeşler arası cinsel ilişki nedeniyle cezalandırılan Byblis’in ağlamaktan kuruyan gözyaşlarıyla oluştuğuna inandı. Yine Manisa yakınlarındaki ağlayan kayanın kıskançlık uğruna Apollon ve Artemis tarafından çocukları öldürülen Tanrıça Niobe’nin ağlayan taşlaşmış hali olduğuna inandı. Urfa’da Balıklı göl yanındaki küçük Aynzelha gölünün de Kral Nemrut’un kızı Zeliha’nın aşık olduğu İbrahim peygamberin ateşe atılması üzerine döktüğü gözyaşlarından oluştuğu söylencesine inandı.

Pek çok benzer söylencede de gözyaşının ruh ile ilişkili olduğunu, duyguların gözyaşı ile görünür halde geldiğini düşündü.

parisandhelenoftroyTroia kralının oğluna tutulup onunla kaçan Kral Menalaus’un karısı ve Zeus’un kızı Troialı Helen’in başlattığı Troia savaşları çok bilinen mitolojik bir öyküdür. Troia savaşlarına neden olup büyük yıkıma yol açan Helen ardında acılar ölüm ve hüzün bırakıp tekrar ülkesine döner. Tanrıça asaletine uygun olarak sessiz ama vakur halde döktüğü gözyaşlarıyla sürdürür acılı hayatını. Helen cesurca bir çıkış yapmış tüm kuralları alt üst edip sevdiğine kaçmıştır. Yaşanan onca savaş yıkılan bir kent ve onca ölümün ardından geriye, döktüğü cesur ve asil gözyaşlarıyla acı çeken bir kadın kalmıştır. İnanış odur ki Olimpos tanrıları Helen’in gözyaşlarının cesaret yanı sıra, hüzün ve asaleti barındırdığını Helen’in ruhunu içerdiğini görüp o gözyaşlarını kekik bitkisi olarak yeryüzüne sunarlar. Kekik bitkisi pek çok kültürde canlılık, asalet ve cesaret simgesi olarak kullanılır. Kekiğin barındırdığı acımsı özün Helen’i acıyla harman edip yaşatan ayakta tutan öz olduğuna inanılmıştır.

images

Helen’in gözyaşlarından biten kekik bitkisinin de o ruhsal özü barındırdığına inanıldı. Kekik bitkisinin Latince adı Thymus Vulgaris’tir. Thymus öz, hatta özlerin özü, asıl, esas anlamında kullanılan bir sözcüktür. Dahası sözcüklerin kökenini özünü araştıran etimoloji sözcüğü de buradan türetilmiştir. Kokuların özü temeli, esası olan “esans” sözcüğü de başlangıçta kekikten elde edilen yağ için kullanılmıştır. Koku ve gözyaşı şişelerinin arkeolojik buluntular arasında bunca yer bulması rastlantı değildi.

thymus-gland

İnsanoğlu bilgi birikimini arttırdıkça arayışını sürdürdü. Bedenin bağışıklık sisteminde önemli yer tutan ve hastalıklarla mücadele etmede en önemli hücresel kaynak olan Thymus bezine de aynı ismi verdi. Kekik yapraklarını ve o yaprakların dizilimini andıran görünüşü nedeniyle adlandırmanın MS II. Yüzyılda hekim Galenos tarafından yapıldığı ileri sürülür. Dahası vücut direncini sağlayan ve genç erişkin yaşta gerileyip küçülen Thymus bezinin duyguların, ruhun toplandığı organ olduğuna inanıldı. Gerçekten de Thymus’un uyarılmasının endorfin salgıladığının bilinmediği o yıllarda insanoğlu ruhu, özü, duyguları barındıran aradığı organın Thymus olabileceğini de düşündü.

Aradığı özü bulabilmek için bedenini detaylı incelemeye başladı. Mikroskopik düzeyde ve hatta moleküler düzeyde araştırdı, inceledi. Analitik tıp bilimi ile bedende erişemeyeceği yer kalmadı.

Ancak ruhun yerleştiği yeri bulamadı.

Hep o özü aradı, insanoğlu. Kimya ile ulaşabileceği bilginin sınırına gelince atoma yöneldi. Atomun içini araştırmaya başladı. Atomun incelenmesi ile maddenin yittiğini, atomun içinde devasa bir boşluk olduğunu gördü. Atomu bir arada tutan enerjinin aradığı öz olabileceğini düşünüp onu da araştırdı. Enerjinin maddeye dönüştüğünü kanıtlarken kullandığı partiküle de boşuna tanrısal parçacık (god particle) adını vermedi.

Aradığı kendi bedeninde yaşayan özdü.

Bulduğunu sandığı zamanlarda kekik örneğinde olduğu gibi insanlığın bilgi birikimine ve kültürüne yansıyan ortak uzlaşılar geliştirdi.

Ancak, aramayı hiç bırakmadı.

İnsanoğlu, kalpte, karaciğerde, timusta, gözyaşında bulamadığı, ruhu, özü ve bir anlamda içindeki tanrısallığı aramayı sürdürüyor.

Mehmet Uhri

7 Responses to “Helen’in Gözyaşları”

  1. Oğuz Bosnalı diyor ki:

    Mehmet Bey, öncelikle kaleminize ve yüreğinize sağlık diliyorum, hayatın keşmekeşinden insan olmanın güzelliğine yazılarınızla ulaşabiliyoruz, sağolun…

  2. Mehmet Uhri diyor ki:

    Teşekkürler sayın Bosnalı, yazdıklarımın bir yerlerden yankı bulup bu şekilde anlamlı geri dönüşler yaratması yazma şevkimi inanın çok ama çok arttırıyor.
    Size de sağlıklı günler diliyorum.
    Muhri.

  3. Caner Fidaner diyor ki:

    Hocam bu güzel yazıya, “Cry me a river” adlı parçanın, en sevdiğim versiyonunun bağlantısı ile teşekkür etmek istiyorum:
    http://www.youtube.com/watch?v=0bR60Y-t0v8
    8-) Caner

  4. Mehmet Uhri diyor ki:

    Teşekkürler sevgili dostum, muhteşemmiş doğrusu…
    muhri

  5. Naile diyor ki:

    Yazılarını okuma saati olarak sabahları seçiyorum, böylece gün boyu yüzümden tebessüm eksik olmuyor, insanca yaşamı anlamlı hale getiriyorsun, hayattaki varlığın ve arkadaşım olduğun için sağol Mehmet…

  6. Yazdıklarınızla yerini bilemeseniz de ruhumuzu beslemeye devam ettiğiniz için teşekkürler

  7. Mustafa Sülkü diyor ki:

    Yine çok güzel yazmışsın sevgili Mehmet eline sağlık.

Leave a Reply