Don

don

Covid-19 nedeniyle hastanelerin işi gücü bırakıp salgınla mücadele ettiği günleri yaşıyorduk. Bırakın sıradan hastaları, salgın nedeniyle kanser hastaları bile hastanelere gelmeye çekiniyor, sağlık çalışanlarına ise “vebalı” gözüyle bakılıyordu.

Covid19 tanısı alan hastaların çoğu hastaneye yatırılıyor, yakınlarına ise evlerine gidip kendilerini karantina altına almaları filyasyon ekiplerinin denetiminde kalmaları öğütleniyordu.

Refakatçi de kabul edilmediği için yatırılan her hasta en az 2-3 hafta sürecek bir tedavi sürecini yakınları ile görüşmeden geçirmek zorundaydı.

İçerde ise; yaşanan bu özel durum nedeniyle hastaların basit gereksinimleri için dahi hasta yakınlarından yardım talep edilemiyor tüm gereksinimler hastane olanakları ile çözülmeye çalışılıyordu.

Hastalar kelimenin tam anlamıyla yalnızdı.

Bu filmi yıllar önce de görmüştük.

İlk şoku atlatıp işine yoğunlaşan sağlık çalışanları hastalık ile mücadelede ellerinden geleni yapsalar da hastaların basit gereksinimlerini karşılamakta o zaman da çok zorlanmıştı.

Her ne kadar kayıtlara Gölcük depremi diye geçse de 17 Ağustos 1999 depreminde İstanbul Avcılar’da da büyük yıkım yaşanmış 1000’e yakın kayıp verilmişti. Yaralıların önemli bir kısmı en yakın hastane olarak çalışmakta olduğum hastaneye getirilmişti.

Sıcak bir Ağustos günü sabaha karşı yaşanan deprem nedeniyle yakınlarına ulaşılamayan ve enkazdan çıkarılıp toz toprak içinde hastaneye ulaştırılmış hastalar tedavi edilmeye çalışılıyordu.

Bir yandan da herkes gibi gözümüz televizyon haberlerindeydi. Depremin merkez bölgesine yardım ulaştırmaya çabalıyorduk.

Tüm bunlar yaşanırken hastanemiz başhemşiresinin utana sıkıla “bir konuda yardımınız gerekiyor” demesiyle içinde bulunduğumuz dramın farkına vardık. Hastanemize getirilen hastaların çoğunun yakınlarına ulaşılamıyordu. Evleri yıkılmıştı, üstlerinde başlarında giysileri de yoktu. Hastane çarşaf nevresim hatta pijama sağlayabilse de taburcu olacak hastalar için giysi bulunamıyordu.

Başhemşire hanım hastalar için giysi ve özellikte iç çamaşırı gerektiğini söyleyip yardım rica ediyordu.

Körlüğümüzden utanıp yardıma koşmuş elbirliği ile sorunu kısa sürede çözmüştük.

Yıllar sonra aynı süreç çok benzer haliyle bugün de yaşanıyor olmalıydı.

Hastalar yalnızdı, yakınları ev hapsindeydi ve refakatçi kabul edilmiyordu.

Bir kez daha aynı körlüğü ve utancı yaşamamak için hastanemiz başhemşiresini (sağlık ve bakım hizmetleri müdürü) arayıp hastaların giysi gereksinimi varsa yardım edebileceğimi söyledim. Başhemşiremiz giysi sorunu olmadığını ancak normalde hastane envanterinde olmadığı için iç çamaşırı bulmakta sıkıntı yaşadıklarını bildirdi.

Konuyu paylaşıp yardım rica ettiğim tekstil işiyle uğraşan değerli bir dostum “ben hallederim” dedi ve kısa sürede hastanemize gönderttiği bir kaç koli iç çamaşırı ile sorunun çözümüne destek verilmesini sağladı.

Kolilerin teslimatında gecikme olunca kargo şirketinin müşterilerden gelen talep nedeniyle hastane teslimatlarını durdurduklarını öğrendim. (Hastaneye uğramış bir kargocunun eve teslimat yapması riskli görülüp istenmiyormuş) Haber bile vermeden iade işlemi başlatmışlardı. Arayıp anlayış göstermelerini rica ettik. Lütfedip teslimatı hastane dışında bir sokak ötede yaptılar.

Bu arada birlikte çalıştığım meslektaşlarım her ne kadar çabamı olumlu bulsalar da bir önceki filmi görmedikleri için iç çamaşırı bulma konusundaki gayretlerime takılmadan edemediler. Hastaneye “don” gönderilmesini organize eden olduğum için hastanenin “donanma komutanı” ilan edildim.

Birkaç hafta sonra başhemşire hanımı arayıp biraz daha iç çamaşırı veya başka bir eksiği olup olmadığını sorduğumda teşekkür etti ve ellerindekinin yeterli olduğunu hatta bir kısmının komşu hastaneye de iletildiğini söyledi.

Kısa bir sessizlikten sonra “söylemem gereken bir şey daha var” dedi ve o hayırsevere iç çamaşırlarını hastaların yanı sıra sağlık çalışanlarının da kullandığını ve gönderilenler için sağlık çalışanlarının da teşekkürlerini iletmemi istedi.

Pandemi nedeniyle sağlık çalışanlarının önemli bir kısmı ailesini riske atmamak için evlerine gitmiyor, hastane veya yakınında kalıyordu. Meğer evleriyle teması kesilen sağlık personeli hastanenin verdiği özel kıyafetleri giyse de çamaşır bulamadıkları için iç çamaşırı yerine kullanılıp atılan hasta alt bezleri bağlıyormuş. Gönderilen çamaşırlara hastaların olduğu kadar sağlık çalışanlarının da büyük gereksinimi varmış. Çekinip utandıkları için de dile getirilemiyormuş.

Körlük böyle bir şey dostlar.

Meşhur bir kozmetik markası yoğun bakımda sürekli maske ile çalışmak zorunda kalan sağlık çalışanları için koliyle yüz kremi göndermeyi akıl ederken aynı hastaneyi paylaştığımız fedakâr sağlık çalışanlarının gözümüzün önündeki sessiz dramını görememiş büyük resmi yine gözden kaçırmıştık.

Pandemi sürecinde pek çok önemli ve öncelikli sağlık sorunu yaşanırken bir “don” için utanıp sesini çıkarmayan sağlık çalışanları olduğu da bilinsin istedim.

Mehmet Uhri

Leave a Reply