Denizini Yitiren Gemi

denizini-ararken

Hastamız açık deniz kaptanlığından emekliydi. Hayatı denizlerde geçmişti. Neredeyse tüm günü hasta odasında geçiriyor dışarı çıkmıyordu. Gazetelere ilgi göstermiyor, başucundaki kitaplarla oyalanıyordu.  Ara sıra küçük bir deftere notlar aldığını görüyorduk. İlerlemiş yaşın verdiği eklem rahatsızlıklarına ek olarak geçici bilinç ve hafıza kaybı atakları yaşıyordu. Hastalığı üzerinde incelemelerimiz sürüyordu. Gelen gideni azdı. Ara sıra uğrayan oğullarına da aksilik ediyor, biran an önce göndermeye çabalıyordu.

Nöbetçi olduğum bir gece servis hemşiresi yağmur ve soğuğa rağmen hastamızın balkon korkuluklarına dayanmış halde ayakta öylece durduğunu söyleyip yardım istedi. Gece sessizliğinin çöktüğü serviste sıkıntı yaşanmasını istemiyordum. Usulca balkona çıkıp korkuluğun diğer ucundan onun yaptığı gibi uzaklara bakmaya başladım. Göz göze geldiğimizde gülümsedim. Beni görünce şaşırdı.

- Sizin de mi uykunuz kaçtı, doktor bey?

- Bazen böyle oluyor. Yorgun olsanız da gün içinde yaşadıklarınız kafanızdaki bilgisayarı kapatmanıza engel oluyor.  Sizin yaptığınız gibi dışarı çıkıp biraz hava almak iyi geliyor.

- Eskiden iyi gelirdi. Şimdi o da fayda etmiyor.

“Çattık” diyordum içimden. Hafıza kaybı gibi bir atak geçirmiyor olsa da intihar etmeye niyeti olup olmadığından emin olmadığım gibi kaygılarım giderek artıyordu. Korkuluktan biraz uzaklaşmasını isteyince dudağının kenarında hafif bir gülümseme belirdi. Yarım adım geri çekilip uzaklara bakmayı sürdürerek konuşmasına devam etti.

- Geceleri uyku tutmayınca balkona çıkıp böyle dışarıya bakınıyorum. Burası benim emektar geminin kaptan köşküne benziyor, unuttuğumu sandığım pek çok şeyi hatırlamama yardımcı oluyor. Korkmayın intihar edecek filan değilim. O cesareti hiçbir zaman kendimde bulamadım.  Buradan nasıl kurtulacağımın hesaplarını yapıyorum.

- Biliyorsunuz, sizi zorla alıkoymuyoruz.  Hastalığınızı tanılayıp tedavinizi düzenledikten sonra sizi burada tutmayacağız. Kişisel geminizin kaptanı olarak yolunuza devam edebileceksiniz. Biraz sabırlı olun.

Bu sözlere yanıt vermek yerine tekrar korkuluklara yaklaştı. Koluna girip havanın hayli soğuk olduğunu üşütmemesi gerektiğini vurgulayarak odamda sıcak bir şey içmeyi önerdim. İtiraz etmedi. Kahveleri hazırlarken duvardaki mantar panoda asılı küçük notları inceledi. Oturmaya niyeti yok gibiydi. Karşı duvarda bir ilaç firmasının hediyesi olan ve çölde karaya oturmuş yelkenli geminin resmedildiği reprodüksiyona uzun uzun bakıp “her geminin kaderi bir gün böyle karaya oturmaktır” dedi. Sonra gözlerini resimden ayırmadan sürdürdü sözlerini;

- İnsanları da gemilere benzetirim. Hayatın rüzgarıyla yelkenlerini şişirip oradan oraya savrulup hırpalanıyorlar. Onun bunun yükünü taşıyanımız çok olsa da arada kendini gezdirenimiz de çıkıyor. Kimi ise garaj arabası gibi limanda bekliyor ara sıra sığ sularda geziyor, açık denizi görmeden, zorluklarını yaşamadan ömrünü tamamlıyor. Sonra günün birinde bu resimdeki gemi gibi altındaki sular çekiliyor karaya oturuveriyorsun. Rüzgar yelkenlerini doldurup ittirse de ilerleyemiyorsun.

- Yok mu bunun çaresi?

- Vardır elbet diye düşünüyor, çarenin tükenmiş olacağına inanmıyorsun. Hayatın rüzgarının bir gün daha kuvvetli esip seni ve gemini tekrar sulara kavuşturacağını umut ediyorsun. Bir zamanlar gitmeyi isteyip hep ertelediğin limanlara ulaşacağına inanıyor, bekliyorsun. Hayatın devam ettiği senin ise yolda kaldığın fikrini aklından geçirmek istemiyorsun. Hayatın rüzgarına kolaylık olsun diye önce yükünü hafifletmeye çabalıyorsun. Seni varlıklı kılan ama böyle bir durumda yük olmaktan başka işe yaramayan ne varsa vazgeçip atıveriyorsun.  Para kazanma telaşıyla işine gücüne ayırdığın zamanı kendine ayırmaya başlıyorsun.

- Sonra?

- Sonrasında attığın yük gemiyi azıcık sallasa da hareket ettirmeye yetmiyor. Umutlanıyorsun. Sıra seninle birlikte yolculuk edenlerle vedalaşmaya geliyor. Sevdiklerin ve sevenlerini de gemiden tek tek göndermeye başlıyor, iyice yalnızlaşıyorsun. Varın yoğun, işin gücün karaya oturmuş gemiyi yüzdürmeye çabalamak oluyor. Üstünü çizdiğin, safra olarak görüp terk ettiğin insanlarda sıra en yakınlarına gelince çektiğin acı artıyor. Bu resimdeki gibi altındaki suyu çekilmiş, karaya oturmuş geminin bir yere gidemeyeceğini bile bile yelkenler rüzgarla şiştikçe umutlanmak istiyorsun. Çevrendekileri uzaklaştırdığın için seni teselli edecek insan da bulamıyor unutmayı seçiyorsun. Unutmak için içki içenlerden değilim ama yaşadığım hafıza kayıplarını biraz da buna bağlıyorum. Bir süreliğine bile olsa unutmak iyi geliyor.

img_0125Kahvesini içerken başını öne eğdi. Kahvesini karıştırıyor gibi yaptı. Düşünceliydi. Ara sıra başını kaldırıp duvardaki resme bakıyor sonra yine öne eğiyordu. “Böyle gitmeyeceğinin de farkındasınız sanırım” diye üsteledim. Gözünü kahvesinden ayırmadan bir süre düşündü sonra bana baktı. Gözlerinden pişmanlık akıyordu.

- Az önce balkona çıktığımda ben de kafamda bunu tartıyordum. Ama bu resme bakınca kendi aptallığımı gördüm. Yitirdiği denize kavuşamayacağını bile bile lanet olası gemiyi terk edip karaya inmek, sevdiklerimin ve sevenlerimin yanına gitmek yerine onları kendimden uzaklaştırdığıma hayıflandım. En kısa zamanda mümkünse yarın beni taburcu edin doktor bey.

Odasına gidip bir kez daha düşünmesini henüz hastalığının adının bile konmadığını söylesem de kararını vermişti. Ertesi gün kendi isteği ile hastaneden çıkış işlemlerini başlattı. Giderken odama uğrayıp elimi sıktı, teşekkür etti. Duvardaki resmi gösterip hediye etmek istediğimi söyledim. Bir kez daha baktı, “gün gelir belki birine daha yol gösterir burada kalması daha iyi” dedi. Elini şakağına götürüp kaptan selamı verdi. Oğullarının kolunda ağır adımlarla odadan çıkıp gitti. Hastamızı o günden sonra bir daha görmedik. Onu düşündüren resmi koridorda daha görünür bir yere astık. Eskiyip sararsa da indirmedik, yerinde duruyor.

Dr. Mehmet Uhri

Leave a Reply