Bedelleşebildik mi?

mubadeleYoğun geçen hafta sonu nöbetinde yaşlı hanımefendi elinde bir tepsi börek ile çıktı geldi. Yaşı seksenin üzerinde olmasına karşın gücü kuvveti yerinde görünüyordu. Bembeyaz saçlarına, buğday tenine, açık yeşil gözlerine bakılırsa zamanında hayli gönül yakmış olmalıydı. Kısa süre önce fırından çıkarıldığı kokusundan anlaşılan böreği tabaklara servis yapıp acil servis personeline dağıtmaya başladı. Acil servisin tüm personeline heyecanla börekleri dağıtıp tepsisini alıp gitme telaşındaydı. İleri yaşına ve nefes nefese oluşuna bakıp biraz soluklanmasını rica ettik. Oturdu. Hemşire arkadaşlar servisi yaparken biraz lafladık.

Hastanemizin yakınlarında yalnız başına yaşadığını, birkaç hafta önce safra kesesi sancısı ile acil olarak hastanemize başvurduğunu, gecenin ilerlemiş bir saati olmasına karşın acil servis personelinin ilgisinden çok memnun olduğunu öğrendik. Hastaneye geldiği gün yanında kimsenin olmamasına karşın hastane personelinin gösterdiği ilgi ve desteğe teşekkür etmek için iyileştikten sonra börek yapıp getirme sözü verdiğini anlattı. Samimiyetimiz arttıkça konuşulan konular da renklendi.

Hanımefendinin mübadele yaşamış bir ailenin çocuğu olduğunu öğrendik. 1924 Lozan anlaşması ile Anadolu ve Rumeli halkları arasında yaklaşık bir milyon insanın yer değiştirmesi ile sonuçlanan gayrimüslimlerle Müslümanların takas edildiği süreci ailecek yaşamıştı. Midilli adasından Ayvalık’a zorunlu göç etmişlerdi. Konuştukça açıldı;

-          Adına mübadele dediler. Bizlere de mübadil. Anlamı da bedelleşmeymiş sanırım. Yaşadığımız topraklar ile göç ettirildiğimiz topraklar arasında karşılıklı bedelleşme yapılacağı söylenerek göç ettirildik. Gittiğiniz yerde oturacağınız evi nasıl bulmak istiyorsanız evinizi o halde bırakın dedikleri için annem perdesine örtüsüne kadar yıkayıp temizleyip kolaladı öylece hiç bir şey almadan evimizi bıraktık yollara koyulduk. Bir daha geri dönemeyeceğimiz aklımızdan bile geçmedi. 1969 yılına kadar doğduğumuz toprakları ziyaret etmemiz yasaktı.

-          Geride bıraktığınız ev ya da arazi gibi bir arazi vermediler mi size?

-          Oğlum biz Ayvalığa geldik. Nüfusunun hemen tamamı Rumlardan oluşan ilçe tümüyle boşaltılmıştı. Hiç ama hiç kimsenin olmadığı bir kentin yeni sakinleri olarak yerleştirildik. Evler yağmalanmıştı. Hepimize ev, arazi ve fert başına 50 adet zeytin ağacı verildi. Gelenlerin çoğu zeytini ilk kez görüyordu. Ağaçları kesip yaktılar ya da yok pahasına sattılar. Toprak Rumeli toprağı gibi verimli değildi. Dahası yüksek tavanlı Rum evlerine de alışamadık. Isıtması çok zor oluyordu. Bir de kimse kimseyi tanımıyordu.

-          Peki sonra ne oldu? Adil bir bedelleşme olmadı mı?

-          Yaşadıklarımıza kimse inanamıyordu. Geride bıraktıklarımızın ev, tarla, toprak yanı sıra doğup büyüdüğümüz kent, insanlar, komşularımız olduğunu buralara gelince fark ettik. Yanımıza alamadığımız eşyalarımızın bir kısmını emanet olarak verdiğimiz komşularımızı nasıl unutabilirdik ki. Evi, tarlayı, toprağı bedelleştirebildiler belki ama doğduğumuz yerin, havasını, suyunu nasıl bedelleştireceksin. Hatıralar bedelleşebilir mi be oğlum?  

Gözleri dolmuştu. Yutkundu, bir süre konuşamadı. Bizler sessizliği bozmaktan korkup sözlerine devam etmesini bekliyorduk.

-          Bitkiyi kökünden sökerek toprağından çıkar götür bir başka toprağa ek, suyunu ışığını ver yeniden yaşamasını bekle. Bir çoğumuz köklenip yeniden yeşermeyi beceremedi bu topraklarda. Yavaş yavaş solup gittiler. Bizler Ayvalığa yakın bir adadan geldiğimiz için şanslıydık, daha kolay uyum sağladık.

-          Burada yaşayanların yardımı olmadı mı sizlere?

-          Tam tersine bizleri gavur tohumu olarak görüp içlerine bile almadılar. Başlangıçta neredeyse mezarlıkları bile ayırmaya kalktılar. Pazarlarımız bile ayrıydı. Bizler de çektik kendimizi. Zaman geçtikçe çocuklarımız onların çocukları ile kaynaşmaya başladı. Umarım bu ayırımı torunlarımız yaşamaz.

-          Çocukların yok mu? Kim bakıyor size?

-          İki oğlum var. Okuyup üniversite bitirdiler. İkisi de çalışmak iş bulabilmek için uzak illere gittiler. Yalnız yaşıyorum. Her zaman olmasa da bazen bayramları geliyorlar. Ben küçüktüm ama yine de hatırlıyorum bizlere mübadele ile özgür olacağımız söylenmişti. Yunan gavurundan kurtulacak gideceğimiz topraklarda hür yaşayacaktık. Kendi toprağımızı ekip, biçip geçimimizi sağlayacaktık. Böyle söyleyerek zorla söküp attılar o topraklardan. Ama şimdi durum çok daha farklı.

-          Nedir farklı olan?

-          Çocuklarım da bizim gibi göç edip başka bir şehre yerleşti. İş bulmak, para kazanmak, geçinebilmek için gittiler. Onlara “para kazanmasak da aç kalmayız yanımda kalın” dememe karşın “para olmazsa özgür olamayız” dediler ve gittiler.

Anlamamış gözlerle baktığımız görünce açıklama yapma gereği duydu.

2ziwy68 

-          Oğlum, bizler zorunlu göç ettirilmiştik. Çocuklarım ise kendi istekleri ile gittiler. İkimiz de gittiğimiz yerlerde özgür olacağımızı düşünmüştük. Karşılığında bizlere bedel ödettirdiler. Çok beğenmesek de bedelleşmeyi yaşadık. Şimdi zaman değişti. Çocuklarım bedel bile ödemeden kendi ayakları ile göç ettiler. Onlar bedavaya gittiler.

Bu sözlerden sonra sustu bir süre önündeki boş böbrek tepsisine baktı. Sonra o eski telaşlı haline bürünüp ayağa kalktı, tepsisini eline aldı. Bir şey söylememizi beklemeden kapıya yöneldi. Çıkarken durdu, sevgi dolu gözlerle bizlere baktı. “Gevezelik edip canınızı sıktım, mazur görün. Bir daha ki sefere lokma yapıp getireyim de ağzınız tatlansın” dedi. Bu sözleri söylerken yüzünde aydınlık bir gülümseme belirdi. Cevap vermemizi beklemeden odadan çıktı, gitti.

Dr. Mehmet Uhri

Leave a Reply