Yüzleşme

19munchjp5-blog427Yol kenarında baygın halde bulunmuştu. Hastaneye getirildiğinde de bilinci kapalıydı, darp edilmiş hırpalanmış görünüyordu. Kafasında kanayan derin yara, kaburgalarında çatlaklar yüzünde ve vücudunda morluklar mevcuttu. Tıbbi işlemleri başlatırken üzerinden çıkanları hastane polisine verip kimlik tespiti yapmasını, yakınlarına haber vermesini rica ettim. Kısa süre sonra önce polislerin sonra üst düzey emniyet yetkililerin çıkıp gelmesinden hastamızın emekli savcı olduğunu öğrendik. Yakınlarına ulaşılamamıştı ancak emekli bir savcının neredeyse öldüresiye dövülmüş olmasında siyasi neden veya husumet aranması gerektiği üzerinde duruluyordu. Hastamızın ifade verecek kadar bile olsa bilincinin yerine gelip gelmediği sorgulanıyor bu arada telsizden darp edildiği yerdeki tanıkların ifadeleri ile bilgiler ulaştırılıyordu.

Kısa süre sonra olayın basit yol kesme ve hırsızlık girişimi olduğu, üzerinde para bulamayınca emekli savcıyı darp edip silahını alarak yol kenarına bıraktıkları bilgisi ulaştı. Yapanlar da yakalanmıştı. Olayın siyasi yönü olmadığı anlaşılınca üst düzey emniyet ve istihbarat yetkilileri hastamızın ayılmasını beklemeden hastaneden ayrıldı.

Sabaha doğru kendine geldi, yakınları ortada görünmüyordu. Haber verilmesini istediği yakını olup olmadığını, hatırlayabilirse telefon numarasını istedim. Biraz şaşkınlıkla bulunduğu odaya sonra bana baktı “Ölmedim mi? Hala yaşıyor muyum?” diye sordu. Ona nerede olduğunu, nasıl getirildiğini ve durumu hakkında bilgi verdim. Doğrulmak istedi engel oldum. Üstü başı kan içindeydi, beyaz saçları içinde kurumuş kan pıhtıları görünüyordu. Kaburgalarındaki sorunlar yüzünden zor nefes alıyordu.

- Silahım, silahım burada mı?

- Burada değil ama size bunu yapanlar yakalandı ve sanırım silahınız da bulundu, merak etmeyin. Yakınlarınıza haber vermemiz gerekiyor kimi arayalım?

- Aranacak kimsem yok. Uzun süredir yalnız yaşıyorum.

- İyi ama?

- Aması filan yok burası devletin hastanesi değil mi? Ben de bu devlete bunca yıl hizmet etmiş savcıysam bana bakmak zorundasınız. Kimseyi istemiyorum.

56-210657-portrait-of-munch-byİçimden çattık diye düşünerek odadan çıktım. Kısa bir araştırmadan sonra bizim emekli savcının ihtilal sonrası dönemde özellikle solcu gençlere uyguladığı acımasız işkenceler ile tanındığını bu anlamda pek de iyi bir itibarı olmadığını öğrendim.Bilinci yerine gelmiş ancak omuz eklemindeki sorun nedeniyle ortopedi servisine nakledilmişti. Orada da sorunlu aksi bir ihtiyar olduğu yönünde bilgiler geliyordu. Birkaç gün sonra yine bir nöbet akşamında hastamızın oğlu olduğunu söyleyen orta yaşlı bir adam hastamızı ziyaret için izin istedi. Güvenlik sorunu yaşanmaması için hastane güvenlik elemanını da yanıma alıp birlikte servise çıktık. Odaya girdiğimizde hastamızın şaşırdığını, sonra yüzünü eğdiğini gördüm. Beyefendi babasının önce elini öptü sonra sarıldı. Sorun olmadığını görünce onları yalnız bıraktım. Bir süre sonra oğlu refakatçi olarak kalmak için izin istedi, gerekli işlemleri tamamlayıp refakatçi kartını vermek biraz da merakımı gidermek için yanlarına gittim. Bizimki yine kendini kasıyor somurtuyor oğlu ise inatla yatağın kenarında oturuyor ve babasının elini tutuyordu.

- Acil serviste haber verecek kimseniz olmadığını söylemiştiniz.

- Aranacak kimsem yok, yalnız yaşıyorum dediğimi hatırlıyorum. Ayrıldığım rahmetli eşim yıllar önce oğlumu da alıp terk etti beni. Daha doğrusu bana katlanamadı.

- Neyse ki sizi düşünen, sizin için kaygılanan bir oğlunuz var. Bence bunun kıymetini bilmelisiniz.

Omuzlarını silkip oğluna baktı.

- Kıymetini bilmediğim o kadar çok şey var ki? Bu saatten sonra hiç birini yerine koyamam. O delikanlılar beni dövüp öldürsünler istedim. Boş olduğunu bile bile tabancamı çektim. Elimden alıp kafama sıktılar. Boş olduğu görünce küfredip tabancamı kafama vurdular, dövdüler. Gerisini hatırlamıyorum.

- İyi de, kullanmayacaksa insan boş tabancayı niye üzerinde taşır?

- Kendimi öldürecek kadar güçlü değilim. Artık kimseye zarar vermek de istemiyorum. Silahı tehdit olarak görüp benden önce davranacak, beni vuracak celladımı bekliyorum. Yoksa gecenin bir körü o sokaklarda neden dolaşayım?

Oğlu babasının eline sıkı sıkı sarılıp böyle konuşmaması gerektiğini söyledi. Bizimki duymazlıktan geldi. Dinlenmesi ve uyuması gerektiğini söyledim. Anlamsız bir ifadeyle yüzüme baktı.

- Uyumak mı? Demesi kolay. Yıllardır uyuyamıyorum. Gözlerimi kapadıkça zamanında işkence yaptığım o gençlerin haykırışları çırpınışları geliyor gözlerimin önüne. Onlar kendimizi gizlemek için gözlerini bantladığımızı sanıyorlardı. Halbuki, bize bakmasınlar, bakışlarını görmeyelim diye bantlardık.

- Konuşup yormamalısın kendini, baba. Hem bunlar geçmişte kaldı.

- Evet geçmişte kaldı. Daha kötü ya. Oğluma bile eziyet ettim. O da zamanında anarşiye bulaştı, solculuk yapıyordu. Devleti korumak uğruna hayallerini umutlarını törpüledim.

Sonra bana dönüp eliyle oğlunu işaret etti.

- Onların hayalleri vardı. Düşünüyor ve umut ediyorlardı. Bense düşünmüyor tüm fakirliğimle onların bu zenginliği yok etmeye çalışıyordum. Onlar hem bugünü hem geleceği yaşıyordu bense bugüne sıkışmıştım. Her gün aynı güne uyanıyor, herkes için daha özgür ve güzel günler hayal edenleri susturmaya uğraşıyordum.

- Baba o zamanın koşulları öyleydi. Bırak artık bunları.

- Nasıl bırakayım oğlum. Sizler kendiniz için değil başkaları, tanımadığınız insanlar için onların hak ve özgürlükleri için mücadele ediyordunuz. Bense kendisi için bir şey istemeyenlerin adam olmayacağına inanıyor devleti sizlerden korumak uğruna o gençlere kendilerini sadece kendilerini düşünmeleri için işkence yapıyordum.

- Peki ne oldu da görüşleriniz değişti?

- Bir gün kalp ilaçlarımı yazdırmak için gittiğim sağlık ocağında zamanında işkence ettiğim delikanlılardan biriyle karşılaştım. İkimiz de birbirimizi tanıdık. Doktor olmuştu. Muayenemi yapıp ilaçlarımı yazdı. Hiç bir şey demedi sadece baktı, gözlerimin içine baktı. Hayatını umutlarını, hayallerini elinden almıştım. Hissediyordum. Dönüştürmeye çalıştığım insan karşımda duruyordu. Teşekkür edip elimi uzattım sıkmadı. “Ben de sizin gibi devlete çalışıyorum, bu benim görevim” dedi. O günden beri yaşadıklarımı, yaptıklarımı sorguluyorum.

Hastaneye siyasi nedenle gelmediği anlaşılınca çekip giden bir daha da uğramayan emniyet yetkililerini hatırladım. Devletin emekli bir savcısının darp edilmesinde siyasi neden yoksa devlet açısından sorun yoktu. Hüzünlü gözlerle oğluna bakıyordu. Oğlu ise ayağa kalkıp babasının yastıklarını düzeltti.

- Beni affetmeni beklemiyorum, oğlum. Çünkü ben kendimi affedemiyorum.

- Burada, yanındayım baba. Ne kadar uğraşırsan uğraş senin olmamı istediğin o bencil küçük insanlardan olmadım. Olmak istemedim.

- Biliyorum, farkındayım. Gel gör ki, ben ve benim gibiler yüzünden başkalarını düşünmek yerine sadece kendini düşünen insanlar sardı her yanı. Herkes kendine oynuyor. Bu fakirliği, bu insan fakirliğini devlet istedi, ben de yerine getirdim. Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki artık kimse kimseyi görmüyor, duymuyor hatta duymak da istemiyor. Başkasının kendisi için bir şeyler yapmasına bile kuşkuyla bakıyor.

Oğluyla göz göze geldi. Kısa süren sessizlikten sonra hastamız bana dönüp “Oğlumun yüzüne bakacak durumda değilim, refakatçi istemiyorum, lütfen beni yalnız bırakın. Hatta mümkünse bir iğne yapıp uyutun beni, bir daha uyanmayayım. Bunları hak edecek bir şey yapmadım” dedi. O gece hastamızı ikna edemesek de daha sonraki günlerde oğlu yanından ayrılmadı. Taburcu olurken de hastamızın yüzü gülmüyordu. Başı önündeydi. Kimseye bir şey söylemeden, oğlunun kolunda sessizce çıkıp gitti.

Dr. Mehmet Uhri

4 Responses to “Yüzleşme”

  1. ebru keleş diyor ki:

    siyasi neden yoksa devlet için sorun yoktu onun için üst düzey yöneticiler gitti demişsiniz ya, aslında bence siyasi yönden kullanılacak bir yön olmadığı için bırakmışlar zavallıyı, zavallı çünkü; kendi yaptıkları KARŞISINA BİR BİR ÇIKTIĞINDA NE YAPACAĞINI BİLEMEMİŞ, AMA BİR YANDAN BU ONUN İÇİN ŞANS BENCE EN AZINDAN VİCDANI SIZLIYOR DA AF DİLEMEK İÇİN VAKTİ OLMUŞ. VİCDANI, İNSANİ DUYGULARI OLMAYAN NİCE ONA BENZER KİŞİ YAPTIKLARININ YANLIŞLIĞINI FARKEDİP VİCDANI İLE HASAPLAŞMA FIRSATI BULAMIYOR HATTA AYNI ŞEKİLDE DÜŞÜNÜP DAVRANMAYA DEVAM EDİYOR. ALLAH ONLARA DA VİCDAN VERSİN NE DİYELİM…

  2. Mehmet Uhri diyor ki:

    Teşekkürler Sayın Keleş
    İçinde bulunduğumuz sistemin insana ve insanına bakış açısını gayet iyi özetlemişsiniz…

  3. Adnan Yüce diyor ki:

    Merhaba,
    Hepsi güzel ama şu tümce yılların özeti olmuş, elinize sağlık.
    “Gel gör ki, ben ve benim gibiler yüzünden başkalarını düşünmek yerine sadece kendini düşünen insanlar sardı her yanı. Herkes kendine oynuyor.”

  4. Ahmet Çağıldak diyor ki:

    Gene harika bir öykü. Kalemine kuvvet, sana sağlık diliyorum.

Leave a Reply