Terzihane

9446364e-27e1-40e0-a1cf-7a47debdb8b6

Kapımı çalıp odama girmek için izin isteyen hastanemizin emektar terzisiydi. Devlet hastanelerinin yeniden yapılanma sürecinde terzihane hizmetleri de taşerona devredilmiş çalışanlar başka bölümlere aktarılmıştı. Emektar terzimiz bir süre hastabakıcı olarak çalıştırılmış yapamayacağını anlayınca emekliliğini istemişti. O gün hastaneden ayrılmakta olduğunu söyleyip elindeki paketi “bunu sizin için diktim, hakkınızı helal edin” diyerek masama bıraktı. Paketin içinde sol üst cep kenarında adımın işlenmiş olduğu beyaz doktor önlüğü vardı. Şaşırmış ve hüzünlenmiştim. Bir kahve ikram etmek için oturmasını rica ettim. Kahveyi yaparken terzihanenin kapanmasına üzüldüğümü anlatmaya çalıştım.

- Her şey o kadar hızlı oldu ki, ben de anlamadım doktor bey. İlk önce çay ocağını kapattılar. O zaman bugünleri kimse göremedi.

- Sahi çay ocağımız vardı. Herkes cebinden destek verir, çay ve şeker alınır, ücretsiz dağıtılırdı. Çaycımız da bizdendi. Bir araya gelir soluklanır, konuşur birbirimizden haberdar olurduk. Hastane kantini açılınca çay ocağı kapatıldı. Herkes çayını kahvesini kendine kadar yapıp içmeye başladı. Birbirimizden uzaklaştık.

- Akabinde imam ve gassal kadrolarını kaldırılıp cenaze ve defin işlerini belediyelere bağlandı. Hastanenin kadrolu bahçıvanı gibi kadrolu imam ve gassal da unutuldu gitti. Şimdilerde kimse hatırlamasa da zamanında kadrolu berber bile vardı. Fotografhane ve hastane fotoğrafçısını hatırlarsınız sanırım.

- Hatırlamam mı? Uzmanlık tezimin fotoğrafları için karanlık odasını kullanmış fotoları birlikte basmıştık. Sahi ne oldu o fotoğrafhane ve karanlık oda?

- Fotoğrafhane polikliniğe katıldı. Aletleri depoya kaldırdılar. Fotoğrafçı da sicil bölümüne memur olarak atandı.

- İyi de terzihaneyi niye kapattılar? Ameliyathanenin yeşil örtüleri, ameliyatlarda kullanılan gazlı bezler, hatta onarım gerektiren tüm kıyafetler için sürekli çalışan bir yerdi. Şimdi ne yapıyorlar?

- Her şey dışarıdan hazır satın alınıyor. O yeşiller, gazlı bezler, kıyafetler hep hazır geliyor. Çamaşırhane bile eskisi kadar yoğun çalışmıyor. Yırtılanlar da pek onarılmıyor, atılıp yenisi alınıyor. Anlayacağınız yılların terzihanesi benimle birlikte kapandı, gitti.

c35f82d6-4cc1-48ca-975a-f191658650b8

Kahveyi fincanlara doldururken ayağa kalkıp yanıma geldi. Kahvesini alıp pencereye yöneldi. Hastaneyi ve özellikle burada kurduğu arkadaşlıkları özleyeceğinden söz etti. Eskiye göre hastanenin tutumlu olmayı bırakıp israfla çalıştığından yakındı. Haksızlık etmemesi gerektiğini, hastanelerin eskiye göre çok daha çeşitli ve nitelikli sağlık hizmeti ürettiğini, israf olarak görülenin hizmet çeşitliliğinin artmış olmasından kaynaklandığını vurguladım. Yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.

- Hizmete lafım yok. Hastanelerde sağlık hizmeti olarak çok şey yapılıyor. Eskiye göre çok daha iyi olduğunu ben de görüyorum. Ama sonuçta üretilen elle tutulur bir şey değil. Halbuki eskiden hastanelerde elle tutulur bir şeyler de üretilirdi. Dezenfeksiyon için kullanılan solüsyonlar hastane eczanesinde hazırlanır ve bölümlere dağıtılırdı. Terzihane ameliyathane için gazlı bez ve yeşil örtü yetiştiremezdi. Hemşireler boş kaldıklarında küçük gazlı bezleri keser, katlar, sterilizasyon için hazırlarlardı. Bahçıvan fidanlıkta yetiştirdiği çiçeklerle baharda bahçeyi donatırdı.

- Yani?

- Yani hastane dediğin sadece sağlık hizmeti vermez, fabrika gibi üretim yapardı. Ben yetişemedim ama eskilerde ilaçları bile hastane eczanesi hazırlar dağıtırmış. Hastanelerin üretim yapmayı bırakıp en basit gereksinimlerini bile üretemeyen bağımlı bir kuruma dönüşmüş olmasına kimsenin ses çıkarmıyor oluşunu anlamıyorum. İsraf olarak görüyorum. Yıkılıp alışveriş merkezine dönüştürülen eski fabrikalar gibi hastaneler de başka bir şeye dönüşüyor. Belki de bizlerin zamanı geçiyor, benim gibi ayak uyduramayanlar elenip gidiyor. Eskiyi arıyorum be doktor bey…

Verecek cevap bulamamıştım. Kahvesini bitirip fincanı masama bırakırken izin istedi. Sarılıp hellaleştik. Hediye ettiği önlük için teşekkür ettim. “Değmez” diye yanıtladı.

Bir kaç yıl sonraydı.

Bir hafta sonu nöbetinde soluklanmak için bahçeye çıktığımda bizim emekli terzinin hastane bahçesindeki kedilere mama dağıtmakta olduğunu gördüm. Kediler kavga etmesinler diye küçük öbekler halinde mama bırakıyor, bir yandan da onlarla konuşuyordu. Beni görünce doğrulup elindeki torbayı saklama gereği duydu. Meğer bizimki konu komşudan topladığı yemek artıklarını hastane bahçesindeki kedi ve kuşlara dağıtırmış.

Üzerimdeki kendi elinden çıkma önlüğü fark edince yüzü aydınlandı. “Önlük var, önlük var. Sizinki olmuş” dedi. Üzerime tam olduğunu söyleyince yüzünde yine o alaycı gülümseme belirdi.

- Anlamadın, doktor bey. Bunca sene hastanede çalışıp her türden insanı görünce önlüğü taşıyanla kendini önlüğe taşıttıranı ayıracak kadar pişiyor insan.

- Nasıl yani?

- Kimileri bu önlüğü içeridekini gizlemek dışarıdan başka biri gibi görünmek için kullanıyor. Üstelik sayıları hiç de az değil. Hastalara üstten bakıp azarlamayı,eziyet etmeyi marifet sanıyorlar. Kimileri ise önlüğü yüreğinde taşıyor. Hatta üzerinde olmasa bile bir önlük varmış gibi hissettiriyor. Bence, onlar gerçek hekim. Üzerinizdeki önlük olmuş derken bunu söylüyordum.

- Teşekkür ederim de… Bütün kıyafetler biraz böyledir. Ne de olsa kıyafet kimliğin bir parçasıdır.

- Mesleği terzi olan biri diktiğinin neyi gizlediğini bilir. Bırak da o kadar farkımız olsun be doktor bey. Siz içeriden, biz dışarıdan bakarız o bedenlere.

3677ff96-bf4b-4402-8268-6ced0513f032

Bu sözlerden sonra elindeki torbada kalan ekmek kırıntılarını kuşlar için kaldırım kenarına serpti. Karnını doyurmuş olduğu yalanmaya başlamasından anlaşılan sarılı beyazlı kedi ayağına sürtünüp gözlerini sevgi ile kısarak baktı. Bizimki kafasını okşayarak yanıt verdi.

- Hastanede çok şey değişti ama kedileri ve kuşları değişmedi, doktor bey. Bu kedinin kaç kuşak annesini bilirim. Onlar hep buradaydı. Kargalar yüzünden sayıları iyice azalsa da kuşlar da öyle.

- İyi de bu daha ne kadar böyle gidecek? Hep böyle gelebilecek misin?

- Anlamıyorsun, doktor bey. Ben olmasam da birileri onları besliyor. Kuşu kediyi dert eden başka insanların olduğunu bilmek bana iyi geliyor. Kendimi yalnız hissetmiyorum. Hastanenin kargaları kovmazsa gücüm yettiğince buralardayım.

- Hastanenin kargaları mı?

- Onlar hastanenin özel güvenlik görevlileri. Siyah renkte giyindikleri ve kedileri beslememe izin vermedikleri için öyle diyorum. Hastane kalabalıklaştıkça eskisi gibi beni tanıyan azaldı. Yakalanmamak için güvenliğin yemek molasına gitmesini bekliyorum.

Elindeki torbayı çöpe kutusuna atıp yanıma geldi. Biraz mahcup bir yüz ifadesiyle “gerçi bu kez de size yakalandım” dedi. Gülüştük.

Güvenliğe bilgi vereceğimi, her zaman gelmesini, sorun olursa aramasını söyledim. Cevap vermeyip başını sallamakla yetindi. Bir süre yemeklerini yiyen kedileri izledik. Kuşlar ise  kedilerin karınlarını doyurup gitmelerini bekliyordu.  Bir süre sonra saatine baktı ve “gitmem gerekiyor, hanım beni sağlıklı yaşam yürüyüşünde zannediyor” derken yüzünde yine o muzip gülümseme belirdi.

Elimi sıkarken diğer eliyle omzuma dokunup “her şeye rağmen hatırlanmak güzel” dedi.

Emektar terzimiz bahçenin çıkışına doğru yürürken az önceki sarılı beyazlı kedi de ona eşlik ediyordu.

Dr. Mehmet Uhri

One Response to “Terzihane”

  1. Goksel Ergur diyor ki:

    Yüreğimin tellerine her defasında sözcükleriniz konuyor. Ne güzel…

Leave a Reply