SERSEM KOCANIN KURNAZ KARISI

Ülke gibi tiyatro da kendine çıkış arıyor.

Haldun Taner’in 1969’da kaleme aldığı Sersem Kocanın Kurnaz Karısı isimli eserin günümüzde DasDas tiyatro grubu tarafından yeniden sahneleniyor olmasının tiyatro sanatı açısından olduğu kadar günümüz sosyal ortamı açısından da anlamı büyük.

Tiyatro, özgürlük ve hareket alanı bulup derdini ifade etme arayışında.

Toplumun hemen tüm kesimlerinde giderek daha çok hissedilen “büyük kapanma”, tiyatro sanatçılarını da zülfü yâre dokunma kaygısıyla yeni tiyatro eseri yazıp kendini hedef göstermekten alıkoyuyor.

Oto sansürün yerini ise zamanında Haldun Taner’in yaptığı gibi amaca uygun klasik eserleri sahneleyerek şimşekleri üzerine çekmeden meramını dile getirme çabası alıyor.

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı isimli tiyatro eseri de Moliere’in George Dandin isimli vodvilini sahnelemeye çalışan 19. Yüzyıl tiyatro kumpanyasının başına gelenleri anlatıyor.

Batıyı olduğu gibi taklit etmek mi, yerelleştirip modernin melez uygulamasına dönüştürmek mi veya anlatıyı tümüyle bir ortaoyununa dönüştürüp yerellik dozu arttırılmalı mı soruları ile cebelleşen oyun, modernleşmeye çabalayanların yaşadığı arada kalmışlık hali üzerinden sert bir sosyal eleştiride bulunuyor.

Bir zamanlar Haldun Taner’in yaptığı gibi dedik, açalım;

27 Mayıs 1960 Askeri darbesinden 5 ay sonra askerlerden oluşan ve ülkeyi yönetmekle görevli Milli Birlik Komitesi 17 Ekim 1960’da üniversiteleri “hizaya getirme” amacıyla yayınladığı bildiri ile anlı şanlı 147 öğretim üyesinin üniversite ile olan ilişkilerini sonlandırır.

Cumhuriyet tarihinde 147’ler olayı olarak bilinen bu uzaklaştırma ile Sabahattin Eyüboğlu, Mina Urgan, Halet Çambel, Nusret Hızır, Tarık Zafer Tunaya gibi değerli pek çok akademisyen ile birlikte Haldun Taner’de İstanbul Üniversitesinden uzaklaştırılır.

Uzaklaştırılmalara akademi camiasından ve toplumdan büyük tepki gelmesi üzerine Milli Birlik Komitesi bu isimler ile ilgili istihbaratın üniversite yönetimlerinden kendilerine ulaştırıldığı şeklinde bir açıklama ile kendini savunur.

Bu kez toplumsal tepki üniversitelere yönelir. İlerici ve demokrat görünümlü olmayı müesses nizama aykırı gören akademisyenler meslektaşlarını jurnallemiştir.

Üniversiten uzaklaştırılan ve işsiz kalan Haldun Taner yaşadıklarına tepkisini yönetimin şimşeklerini üzerine çekmeden gösterebilmek amacıyla Dostoyevski’nin yazdığı bir öyküyü Türkçeye çevirip Timsah adıyla tiyatro eserine uyarlar.

Eserde bir gösteri timsahının yuttuğu ancak timsahın midesinde hapis kalıp yaşamaya devam eden İvan’ın başına gelen trajikomik olaylar üzerinden sosyal iklim hicvedilmektedir.

Üniversiteden uzaklaştırılıp sosyal tecrite uğrayan Haldun Taner’de başına gelenleri timsahın midesine hapsolup durumu normalleştirmeye çalışan İvan karakteri üzerinden ifade etmektedir.

Timsah TRT’de radyo tiyatrosu olarak sadece bir kez yayınlanır. Hiciv dolu mesaj anlaşılınca da yasaklanır. Devlet Tiyatroları repertuarına da alınmaz.

Ancak 147’lerin başına gelen yargısız infaza tepkiler dinmez.

Üniversitelerin eğitim kalitesini de etkileyen bu tatsız uygulama genel seçimle oluşturulan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 12 Nisan 1962’de çıkarılan yasa ile kaldırılır.

Uzaklaştırılan akademisyenlere de üniversiteye dönme yolu açılır.

Pek çok akademisyen üniversitedeki görevine geri dönse de kendini jurnalleyen meslektaşları ile aynı çatı altında olmak istemeyen Haldun Taner üniversiteye dönmez.

Taner, 1964 yılında Türk tiyatrosunun epik klasiklerinden Keşanlı Ali Destanı’nı yazar. 1967 yılında kurduğu Devekuşu Kabare ile de toplumsal hiciv alanında eserler üretip sahnelemeyi sürdürür.

Milliyet gazetesinde köşe yazısı olarak kaleme aldığı ve duruma göre deve, duruma göre kuş olmayı marifet gören, önemli sorunları görmezden gelip kafasını kuma gömen insanları hicveden yazıları “Devekuşuna Mektuplar” ismiyle kitap haline gelir.

Okumakta olduğunuz yazının konusu olan “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” isimli tiyatro eserini de 1969’da kaleme alır. Eser 1972 yılında tiyatro dalında Türk Dil Kurumu ödülüne layık görülür.

147’ler ile birlikte 1960’da üniversiteden uzaklaştırılan Haldun Taner ancak 1976 yılında İstanbul Üniversitesi Fransız Filolojisi bölümüne Tiyatro eleştirmenliği ve dramaturgi bölümünü kurmak için döner.

Yani, jurnalci meslektaşlarından yine uzak durur.

1986 yılında aramızdan ayrılan Haldun Taner’in kaleme aldığı Sersem Kocanın Kurnaz Karısı isimli tiyatro eseri o gün olduğu gibi günümüzün çalkantılı sosyal ikliminde kafası karışanlar için güncelliğini koruyan bir ayna işlevi görmeyi sürdürür.

Haldun Taner’in ödüllü eserinin büyük emek ve özveri ile bir özel tiyatro tarafından başarıyla sahneleniyor olmasının sanatsal önemi yadsınamaz.

Ancak suya sabuna dokunmayan oyun dururken bu oyunun seçilip sahneleniyor olmasının tiyatro dünyasından yükselen sessiz bir itiraz ve sosyal mesaj olarak da değerli olduğu düşüncesindeyim.

Üç perde olarak kaleme alınan eserde ilk perdede ülkemizde modern tiyatronun öncü isimlerinden Tomas Fasulyeciyan’ın Moliere’e ait George Dandi isimli vodvilini sahnelemeye çabalayan tiyatro grubunun eserin klasik anlatımına sadık kalarak gerçekleştirdikleri provalar üzerinden zamanın sosyal iklimi sergilenmektedir.

Üzerinde yaşadığımız topraklarda ilk modern tiyatro binasının yapılmasını sağlayan Ahmet Vefik Paşa’nın hamiliğinde eserin aslına sadık kalarak oyunu sahnelemeye çabalayan Fasulyeciyan’ın aldığı tepkiler ilk bölümde trajikomik olaylar silsilesi olarak işlenir.

İkinci bölümde Ahmet Vefik Paşa’nın yönlendirmeleri doğrultusunda eserin yerel melez bir oyuna dönüştürüldüğüne şahit oluyoruz. Olay akışı korunsa da repliklere uygulanan sansür ile oyun, “ahlaka” uydurulurken karakterler de zamanın Osmanlı Rum kimliklerine bürünür. Orijinali George Dandi olan oyunun ismi Yorgo Dandini’ye dönüşür.

Üçüncü perde de dönemin meşhur tuluat ustası Küçük İsmail’in katkıları ile oyunun Moliere’in orijinal eserinden tümüyle uzaklaşıp bir orta oyununa dönüşümü ile artan seyirci ilgisi hicvedilmektedir.

Oyun boyunca; Batıya öykünme, Batılı gibi görünme mi, Batıyı yerelleştirip, kendimize uyarlama mı yoksa Batının normları üzerinden doğaçlamalar ile her şeyin değişip dönüştüğü kendi dünyamıza doğru bir yolculuk mu soruları kafalarda dönüp durmaktadır.

Anlamlı sorular sorduran “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” isimli tiyatro eseri özünde edinilmeye çalışılan ünvan ve kimliklerin kişiliği nasıl ezip ufaladığına dair derin bir sosyal hiciv de barındırmaktadır.

Kaleme aldığı bu eserinde Haldun Taner, ülkemizde tiyatro sanatının kurucusu kabul edilen Tomas Fasulyeciyan’a aşağıdaki tiradı okutarak tiyatroya adanmış tüm yaşamlara selam göndermeyi de ihmal etmez.

“Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra o da silinir gider.

Görüyorum ki, hepiniz eve gitmeye hazırlanıyorsunuz. Birazdan tiyatro bomboş kalacak. Ama tiyatro, işte o zaman yaşamaya başlayacak. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Siranuş’la Virjin’in bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır.

İşte, bu hatıralar o sessizlikle saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yokuz, seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar.

Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde…”

Kısaca, içinde bulunduğumuz ve normalleştirmeye çabaladığımız günümüz sosyal ikliminde çoğumuzun yaşadığı kaygı, korku ve gelgitleri Haldun Taner’in bir zamanlar yaptığı gibi onun bir eserine sığınarak hicvetmeyi amaçlayan Sersem Kocanın Kurnaz Karısı isimli oyun topluma fena halde ayna tutmaktadır.

Ülke gibi tiyatro da kendine çıkış arıyor.

Büyük emek ve ustalıkla kotarılmış oyunun kapalı gişe sahneleniyor olması ise sanırım aynaya bakmaktan çekinmeyen insana ve topluma dair umutların tükenmediğinin kanıtı olarak okunmalı.

Öyleyse; “Tiyatro dediğin iki kalas bir heves” diyen Haldun Taner’in şahsında tiyatroya emek ve gönül verenlere selam ederek bitirelim sözlerimizi.

Mehmet Uhri

SERSEM KOCANIN KURNAZ KARISI - KÜNYE
Yazan: Haldun Taner
Yönetmen: Kadir Çevik
Dramaturg: Birol Tezcan
Dekor Tasarımı: Kadir Çevik & Ersin Yaşar
Işık Tasarımı: Ersin Yaşar
Kostüm Tasarımı: Yelda İşlekel
Müzik: Melih Kibar
Koreografi: Pınar Ataer

Leave a Reply