Sahipsiz Valiz

baggage_claim01

Gece yarısına yaklaşmıştık, hastane acil servisinin kalabalığı azalmamıştı. Hastaları hakkında daha sık bilgi alamamaktan yakınan hasta yakınlarının hır gürü ortamı daha da geriyordu. Hasta yakınları acile kabul edilen hastaları hakkında bilgi vermeyen hekimleri suçluyor, acil servis çalışanları ise hastalarına zaman ayırmaktan dışarı çıkıp daha sık bilgi vermeye yetişemediklerinden yakınıyordu. Herkesin kendince haklı olduğu böylesi durumlarda kısa süreli karşılıklı anlayış yitimi genellikle tatsız tartışmalara yol açıyordu. Nöbetçi şef olarak benzer bir tartışmayı ayırmaya çalışırken üzerinde hasta kıyafeti olan uzun boylu iri yapılı yaşlı beyefendi bağırarak araya girdi. “Ne yapıyorsunuz? Bırakın o doktoru. Hastanızı iyileştirmeye çalışması yetmiyor mu? Siz bir saat sonra hastanızı alır gider evinizde yatar uyursunuz. O sabaha kadar hasta bakacak. Niye moralini bozuyorsunuz? Hiç mi vicdanınız yok sizin?” diye gür sesle bağırınca kısa süren şaşkınlık ve sessizliği fırsat bilip tarafları yatıştırdım. Bağırıp araya giren hastamız heyecanlanmış rengi solmuştu. Koluna girdim nöbetçi şef odasına davet edip sakinleştirmeye çalıştım. Bu arada tansiyon ve nabzını kontrol edip hastalığı hakkında servisten bilgi aldım. Geçirdiği kalp krizi nedeniyle birkaç gün önce acil servise bilinci kapalı olarak getirilmişti. Kalp sorunları devam ettiği için tedavi ve incelemeleri sürüyordu. Biraz su içti, soluklanıp sakinleşmeye çalıştı.

- Hastaneye getirdiklerinde bilincim kapalıymış, az önce bağırıp çağırdıkları doktor beni hayata döndürmüş. Sorup soruşturdum, bugün nöbeti olduğunu öğrenince teşekkür etmek için aşağı inmiştim. O kadar özverili çalışıyor ki, belki beni hatırlamıyordur bile. Teşekkür etmeye fırsat bırakmadılar.

- Her ne kadar böyle heyecanlanmanız yasak olsa da bağırıp araya girişiniz daha büyük bir tatsızlığa engel oldu. Bunun için teşekkür borçluyum.

- Anlamıyorum insanları. Kendilerini ve yakınlarını dışında kimse önemli değil sanki. Halbuki herkesin hayatı hemen hemen aynı, hiç de öyle çok özel bir hayatı yok çoğumuzun. Konu sağlık olunca herkes kendini önemli diğerlerini önemsiz sayıyor.

Bir süre susup bardağında kalan suyu içti. Rengi yerine gelmişti. Yatağına gitmesi gerektiğini hatırlatınca bir süre daha kalmak ve mümkünse biraz laflamak istediğini söyledi. Acil servisin önü görece sakin görünüyordu. Hastamızın konuşup dertleşme isteğini geri çevirmedim. Geçirdiği kalp krizini anlattı önce.

- Havaalanındaydım. O güne kadar kalbimin teklediği olmamıştı. Uçağımız inmiş, bavullarımızın gelmesini bekliyorduk. Ne olduğunu anlamadan göğsüme ağrı girdi, halsizlik hissedip bir yerlere oturmaya çalıştım. Kimse durumumun farkında değildi. Geçer diye bekledim ama ağrı giderek artıyordu.

- Yardım eden olmadı mı?

- Herkes bavul telaşındaydı. Bekledim, sadece bekledim. Az sonra herkes gitti, yürüyen bantta bir tek benim valizim kaldı. Öylece sahipsiz dönüp durduğunu görüyor ancak yanına gidemiyordum.  İçindeki fotoğraf albümünü kaybedeceğim diye korktuğumu hatırlıyorum. Sonrasında kendimi kaybetmişim. Gözümü açtığımda hastanedeydim. Aradaki zamanın nasıl geçtiğini bilemiyorum. Valizim eksiksiz geldi ama sanki bir şeyler silindi hayatımdan.

- Yine de şanslı sayılırsınız? Daha ciddi olabilirdi.

- Herkes halime şükretmemi söylüyor ama bir şeyler eksilmiş gibi hissediyorum. Hatırlayamadıklarım beni rahatsız ediyor.

- Hayattasınız, yaşıyorsunuz. Hatırlayamadıklarınız çok mu önemli?

Bu soruya yanıt verip vermemekte uzun süre tereddüt etti. Hatta kalkıp gitmek istediğini düşündüm. Sonra bana bakıp “Önemli elbet. Gençken hayatın öğrendiklerim ve becerebildiklerimden ibaret olduğunu düşünürdüm. Sonra büyüdüm, kazandıklarımın ve sahip olduklarımın hayatımı oluşturduğuna inandım. Yaşlanınca hele bir de yakınlarını toprağa verdikçe hatırlayabildiklerinin dışında pek de öyle önemsenecek hayatı olmadığını anlıyor insan. O yüzden hatırlayamamaktan çok korkuyorum” dedi. Hafıza sorununun ciddiyet derecesini anlayabilmek için geçmişine ve mesleğine yönelik sorular sordum. Cevap vermede yine tereddüt ettikten sonra emekli istihbarat elemanı olduğunu, şüpheli şahısların telefonlarını dinleyen ekipte görev yaptığını yüzlerce insan dinleyip haklarında rapor tuttuğunu anlattı. Aldığım yanıta şaşırmıştım.

- Önemli bir şeyler yakalayabildiniz mi?

- Biz dinler, kayıt eder ve raporlardık. Niçin dinlediğimiz veya ne aradığımız konusunda bilgi verilmezdi. Hatta isimlerini dahi bilmezdik. Bizim için takip edilmesi gereken bir numaradan ibarettiler.

- Peki bunca dinlemeden aklınızda ne kaldı? Bir şeyler hatırlıyorsunuzdur umarım.

- İnsanların özel hayatları hakkında bilgi topladıkça aslında özel hayat diye bir şeyin olmadığını anlıyor insan.

- Nasıl yani?

- Kendi hayatını özel ve önemli gören o kadar insan dinledim, hepsinin hayatı birbirine benziyordu. Kendi hayatım için bile böyle olduğunu düşünüyorum. Çoğumuz sakladığı küçük sırlarla kendine ait özel bir hayat oluşturduğunu düşünür. Saklanılan sırlar ise maalesef hep birbirinin aynı. Yani o özel hayat sanılan üzerine titrenilen şey öyle çok özel bir şey değil. Dinlenebiliyor olma olasılığı üzerine konuştuklarında ise hemen herkes gerinerek saklayacak bir şeyleri olmadığını söylemekten de geri durmuyor. Birkaç küçük sır ile hayatının özel ve değerli olduğunu sanan çok insan dinledim. Benim için hepsi birer numaradan ibaretti ve tüm numaralar gibi birbirine benziyordu. Gün gelir hayatın o çevirdikleri dolaplar gizledikleri sırlardan ibaret olmadığını, hatırlayabildikleri kadar yaşadıklarını anlarlar umarım

Çalan telefon acil servisin yeniden hareketlendiğini haber veriyordu. Birlikte odadan çıktık. Elimi sıktı, “gecenin bu saati unutmamak için hatırlayabildiklerini anlatma gereksinim duyan bu geveze ihtiyara kulak verdiğiniz için teşekkürler” diyerek ağır adımlarla asansöre doğru ilerledi. Acil servisin kalabalığı ise yine gergin ve yorucu bir geceyi işaret ediyordu.

Mehmet Uhri

Leave a Reply