Poyraz Başlayınca

img_9996

Divriği yakınlarına gideceğimizi duyan bir yakınım yüksek tansiyon hastası annesi için Zara yakınlarındaki tuzlaya uğrayıp kaya tuzu almamız için ricacı olmasa ne oradan yolumuzu geçirecek ne de tuzun insana bu denli benzer olduğundan haberimiz olacaktı.

Hayli ıssız dağ başı gibi bir yerde yol kenarında geniş bir alanda tuzlu suyun buharlaştırılmasıyla doğal tuz üretilen görece basit bir işletmeydi. Elde ettikleri tuzu boyut ve saflığına göre elekten geçirip ayırıyor, torbalara dolduruyorlardı. Patronları yaşlıca bir beyefendiydi ve çalışanların ondan hayli çekindikleri anlaşılıyordu. Yığılı duran birkaç farklı kalitedeki tuzu değil iri taneli kristal tuz istediğimizi söyleyince patron devreye girip yanındaki çalışana “depoda yok, imalat alanına bir bakın. Az da olsa başlamış olabilir ne varsa alıp gelin” diye talimat verdi.

img_9810

Tuzların gelmesini beklerken patrondan işletmenin hikâyesini dinledik. Eski terk edilmiş tuzlayı faaliyete geçirebilmek ve devletten işletme ruhsatı alabilmek için çok uğraştığını, kimsenin talip olmadığı bu dağ başında işletme açma çabasını akıl karı bulmamış olmalılar ki kırk türlü güvenlik soruşturmasından sonra hatırlı birilerinin araya girmesiyle açabildiğini anlattı. 15 yıldır faaliyet göstermesine karşın devletin gözünün hep üstünde olduğundan yakındı. Üretilen tuzun fazla sodyum içermemesi ve mineral karışımdan oluşması nedeniyle tansiyon hastaları tarafından ilgi gördüğünden söz edip bu konuda Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin yaptığı çalışmaları içeren gazete haberlerini gösterdi. Arkadaşım yıllık üretim miktarını az bulup kapasiteyi arttırmak için neden çabalamadığını sorunca bizimkinin yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.

- Görüntüde fabrikaya benzesek de tuzu tarlada yetiştiriyoruz. Burada her şey doğanın kontrolündedir.  Yıllık üretim iklime ve suya bağlıdır. Bak bu yıl yaz geç geldi hava kurumadı, üretim düştü. Geçen yıl ise herkes kuraklıktan yakınırken burada üretim patlamıştı. Yer altından gelen sıcak su, yolda tuzlu kayaları eritip şu dağın eteğinden yeryüzüne çıkar. Suya yol verip yayar kurutur suyunu uçurup tuzunu alırız. Bakınca kolay görünür.

- Zor mu?

- Havalar kuru ve güneşli gittiğinde işler yolundadır. Arada yağmur atıştırıp kuruttuklarını ıslatsa da idare ederiz. Sonbahar yağmurları başlamadan kurutabildiğimiz kadarıyla seneyi geçiririz. Tuzunu kurutabilmişsen sırtın yere gelmez. Tuzu kuru olmak deyimi de buradan gelir. Buradan bakınca gökte beliren her bulut sıkıntı kaynağıdır.  Çiftçi yağmur dilerken ben yağmasın isterim. Kuraklık olup bağ bahçe sulanmazsa millette para olmaz. Bu kez de malın elinde kalır, satamaz beklersin. Yani burada her şeyi doğa belirler. Biz ona uyarız.

- Peki ya bu bize vereceğin kristal tuz ne oluyor. Diğerlerinden farklı mı?

- O tuz için poyraz gerekiyor. Bu sene yaz geç geldi muhtemelen geç gidecek. Sonbahar gecikti ve poyraz başlamadı. O yüzden elimde istediğiniz tuzdan az miktarda var. Diğerlerinden farkı ise yine doğanın hikmetine bağlı.

- Nasıl yani poyraz esince tuz farklı mı oluyor?

- Olmaz mı?

- Tuz insan gibidir. Doğduğunda kaynağın suyu gibi saftır yaşadıkça oradan buradan sürtünür kirlenir, tuza pasa bulanır. Zamanı dolup geçip gittikten sonra geriye kalan ise bu tuz gibi hakkında konuşulan ve geride bıraktıklarıdır. Kristal tuz için sabır gerekir diğerleri toza kire bulanmış bir şeyler bırakırken sabırla poyrazı bekleyip kurumayı erteleriz. Sonbahara doğru Poyraz sert esip suları dalgalandırır, kristaller irileşir sertleşir. Su tümüyle çekildiğinde buzlu cam gibi iri ve saf parçalar bırakır. Dedim ya insana benzer. Her insan ölünce iyi adam olur ama bazıları saf ve temiz haliyle bıraktıklarıyla, kalitesiyle anılır.

Bu arada beklediğimiz tuzlar gelmiş tartılıp torbalara konuyordu. Gerçekten de diğer tuzlar kirli beyaz görünürken bunlar hafif mavimsi buzlu cam parçalarını andırıyordu.

- Peki ya poyraz hiç olmazsa? O zaman ne oluyor?

- O zaman kaliteli kristal tuz çıkmıyor. Çıkan da kavruk oluyor. Tuz insana benziyor işte. Ortalık dalgalanmaz veya çalkantı olmasına izin vermezlerse insanlar da öylece boynu bükük oturuyor geriye bıraktıkları da zayıf ve kavruk oluyor. Toplum dediğin arada dalgalanacak ki içinden kaya gibi sert duru ve biçimli insanlar çıksın. Ama bırakmıyorlar. Poyraza tahammül etmeyip sanki herkesin geride pek bir şey bırakmadan sabun köpüğü gibi olmasını istiyorlar. Sonra o vıcık vıcık insanlardan yakınıp duruyorlar. Nasıl olsun ki?

img_9812

Öfkelenmişti. Paketlemeyi yapan çalışanına acele etmesini söylerken biraz da öfkesini dışa vuruyordu. Paketler hazırlanıp taşınabilir bir koli yapmamıza da yardımcı oldular. Yükümüzü alıp selamlaştık. Ayrılmadan “peki ya sizden geriye hangi çeşit tuz kalacak?” diye biraz da çekinerek soru yönelttim. Kısa bir sessizlik oldu. Bizimki çalışanlarına baktı. Onlar da gelecek yanıtı merak etmiş gibiydi. “İşinize bakın” diyerek onları sertçe azarladı. Sonra bana döndü “Toplum öyle kirlendi ki, bence kimseden temiz hiç bir şey kalmayacak, kalana da kimse elini sürmek istemeyecek. Şu dağ başında tarlada tuz yetiştirdiğim için bile bana kuşkuyla bakıyorlar. Benden geriye kala kala o kuşku kalacak. Yanarım ben buna yanarım. Tuzunuz kararında olsun, hadi gidin artık” dedi.

Yola çıkmamızı bile beklemeden arkasını dönüp imalat yapılan binaya doğru yürüyüp uzaklaştı.

Mehmet Uhri

2 Responses to “Poyraz Başlayınca”

  1. Atilla Demir diyor ki:

    Mehmet bey, Anadolu’nun bozkırlarında dolaşırken de güzel öyküler yaratıyorsunuz. Divriği benim meslek hayatımda hatırlayacağım yerlerdendi.Erzincan Devlet Hastanesinde çalışırken sağlık hizmeti almak için o yörenin insanları tek ve kente en yakın ulaşım araçları treni kullanarak Erzincan’a gelirler ve bize doktor bey son trenimiz dörtte bizi yetiştirin diye rica ederlerdi.

Leave a Reply