Lüfer Bile Anladı

kandilliO güneşli Pazar sabahı ailecek Kandilli sahilinde balık tutan ve piknik yapanlar arasındaydık. Oturduğumuz bankın az ötesinde araba park etme yüzünden çıkan ve hızla alevlenen tartışmada heyecanlanıp rahatsızlanan balıkçıyı kenara çekip sakinleştirme görevi bana düşmüştü. Balıkçının kızı ve damadı kavgaya karışmış bizimki de heyecanlanıp fenalaşmıştı. Oltasını toplayıp banka oturttuk. Gömleğinin üst düğmelerini açıp kemerini gevşettim. Nabzını kontrol ettim. Kızım tutulan balıklara bakmak için kovanın yanına gitti. Bizimki burnundan soluyordu.

- Hiç yüzünden kavga ediyor, hemen kaynayıveriyorlar. Park yeri yüzünden kavga edilir mi yahu? Şöyle sakin düşünen kalmadı. İklimlerle beraber insanlar da ısındı, sanki.

- Siz yine de sakinleşmeye çalışın. Bakın çarpıntınız tuttu. Gerçekten de iklimler ısındı galiba. Eskinin sert kışları yaşanmıyor sanki. 

Amacım lafa tutup sakinleşmesini sağlamaktı. Kavga edenler gelen polis ekibini görünce seslerini kesmiş öfkeli gözlerle biri birilerine bakıyordu.

-      Isındı  beyim, dünya ısındı. Lüfer bile anladı, bizim millet bir türlü anlamadı.

-      Lüfer bile mi?

-      Bak beyim bunca yılın İstanbullusuyum. Çocukluğum boğazın kenarında geçti. Boğazın en lezzetli ve en zor tutulan balığıdır, lüfer. Kış gelince Karadeniz’den Marmara’ya iner kışı sıcak sularda geçirir bu balık. Her yıl Eylül’ün ilk haftası boğazın Karadeniz ağzına açılır sezonun ilk lüferini tutmak için yarışır, boğazın balıkçıları. Bu sene diğer yıllardan farklı olarak lüfer geç indi Marmara’ya, bir kısmı ise hala inmedi. Karadeniz yeterince soğumadığı için göremedik lüferi.

-      Yani?

-      Yani lüfer anladı bir şeylerin ısınmakta olduğunu. Ayılar bile kış uykusuna yatmamış diyorlar. Bak bu yıl boğazın erguvanları bile bir ay erken çiçeğe durdu. İşine gelmediği için anlamamakta inat ediyor, insanlar. İlle doğanın tokat atıp uyarmasını bekliyorlar. 

Sakinlemiş, çarpıntısı geçmişti. Doğrulup gömleğinin düğmelerini ilikledi, kemerini bağladı. Seyyar çay ocağından gelen çayların eşliğinde bir süre boğazın balık ve balıkçılarından, rüzgarlarından konuştuk. Bizimki göz ucuyla polislerle konuşan kızıyla damadına bakıyor ara sıra öfkelenir gibi oluyor sonra yine muhabbete dönüyordu. Boğazın görece daha sığ ve temiz yeri olan Kandillinin akvaryum gibi olduğunu, buralarda sabah çayı içmenin keyfinin hiçbir yerde olmadığını anlattı. Laf arasında eski öğrencileri ile Kandilli sahilinde buluştuğunu söyleyince bizim balıkçının emekli fen bilgisi öğretmeni olduğunu öğrendim.

Gelen polisler “Ayıp ayıp hiç mi utanmıyorsunuz? Park yeri yüzünden kavga edilir mi? Bir de Avrupa birliğine gireceğiz diyoruz. Hangi yüzle?” diye söylenerek iki tarafa da çıkıştı. Bizimki bu sözlere kafasını salladı.

-      Bu AB konusunda bir yerlerde yanlışlık yapılıyor ya, haydi hayırlısı.

-      Ne gibi yanlışlıktan söz ediyorsunuz?

-      Nasıl anlatsam, bilmem ki? Fen bilgisi okumuşsundur. Bilirsin maddenin katı, sıvı ve gaz halleri vardır. Bana sorarsan toplumların da böyle halleri var. O girmeye çok heves ettiğimiz Avrupa birliği her şeyi yerli yerinde katı maddeler gibi bir topluluk. Şekli şemali yerinde düzenli, ülkeler. Zaten o düzenlilik cazip geliyor hepimize.

-      Peki ya bizler?

-      Bizler sıvı bile değiliz. Normalde gaz halinde bir toplum gibiyiz. Şekle gelmeyen  uçar kaçar her yerde her biçimde her yoğunlukta bulunan gazlar gibiyiz. Bizi Avrupa birliğine sokmak için katı hale getiremediler ama biraz soğutup basınç altında tutarak ancak sıvılaştırmayı başardılar sanırım. Eskinin uçarı, gaza benzer tipleri yerine bulunduğu kabın şeklini alan duruma yere göre biçim değiştiren insanları bunun için daha fazla görür olduk.

-      Yani Avrupa birliğine yine de uyamıyoruz öyle mi?

-      Daha da soğutup basıncı arttırırlarsa olacak belki ama olamıyor. Eskiden gaz gibiydik, kavga eden çeker giderdi, iş böyle büyümezdi. Şimdi baksana sıvılar gibiyiz. Azıcık ısındı mı ortalık hemen kaynayıveriyor, yoktan kavga çıkarıyoruz. Bu Avrupa sevdası yüzünden insanların iklimi de değişti. Dedim ya bir yerlerde yanlışlık yapılıyor, hayırlısı bakalım.

Ayağa kalktı oltasını eline alıp iğneleri kontrol etti. Gerilip oltayı boğaza savurdu. Kızım kovada yüzen balıklarla oynamayı sürdürüyordu. Yanına gidip boğaza baktım bir süre. Bordo renkli hayli büyük bir tanker ağır ağır Marmara’ya doğru yol alıyordu.

-      İklimlerimiz değişti diyorsunuz. Peki bu küresel ısınmanın da etkisi olmayacak mı üzerimizde?

-      Olmaz mı? Lüferi erguvanı etkileyen ısınma insanları da etkiler elbet. Hatta kimini daha da kötü etkiler. Bence Avrupa birliğine bir şey olmaz. Ne de olsa onlar katı haldeler. Isınma yüzünden azıcık yumuşar genleşirler ama biçimlerini korurlar. Olan bizim gibi sıvılaşmaya çalışanlara olur. Kaynayıveririz. Üstelik buharlaşıp uçup gidenimiz de çok olur. Yani çok telefat verir, çok acı çekeriz.

laferOltayı boğazdan çıkardığında 4-5 tane istavrit parlıyordu iğnelerde. Balıkları çıkarmasını isteyerek oltayı kızıma doğru uzattı. Az önce kovada yüzen balıklarla çekinmeden oynayan kızım iğnelerde çırpınan balıkları görünce çekinip yanıma geldi.

İzin isteyip yanlarından ayrıldık. Güneş yükselmiş ortalık ısınmıştı. Rıhtıma yaklaşıp boğazın berrak sularına, içinde oynaşan balıklara, yeşilin sarının farklı tonlarına baktık bir süre. Gerçekten de Kandilli sahili akvaryumu andırıyordu, o sabah.  

 

Mehmet Uhri

Not: www.harftamircisi.com ve www.mehmetuhri.com sitesinde yayınlanan tüm yazıların telif hakları, ilgili telif yasası koruması altında olup Mehmet Uhri’ye aittir. Yazarın izni olmaksızın hiç bir şekilde kullanılamaz.

2 Responses to “Lüfer Bile Anladı”

  1. selman yıldırım diyor ki:

    Merhaba,
    Avrupa’yı, şehirlerini, doğalarını, sahip oldukları doğayı nasıl sahiplendiklerini gördükten, nehirlerinin çağıl çağıl aktığını, HES falan yapmadıklarını öğrendikten, biraz da onlarla sohbet ettikten sonra ben Avrupa’yı nasıl tanımlayabileceğimi düşünüyordum. Şimdi buldum!…
    Çok güzel bir metaforla anlatmışsınız onları, “maddenin katı hali”.

    Bu öykünüzü de Adana Tabip Odası Artı Ekim 2010 dergisinde yayınlayabilir miyiz?

  2. Mehmet Uhri diyor ki:

    Nezaketinize ve gösterdiğiniz duyarlığa teşekkürler sayın Yıldırım yazımı yayınlamanızdan onur duyarım.
    dostlukla
    muhri

Leave a Reply