Kırlangıcın Ömrü

kirlangic1Ağaçtaki kırlangıç yuvasını sapanla taşlayıp yuvadan düşen yavruları yakalamaya çalışan çocuklara doğru koşturup bağırırken kaldırımda çarpıştık. Çocuklar kaçışan yavruları kovalarken üzerlerine doğru hışımla gelen yaşlı adamdan kaçmaya çalışıyordu. Çarpmanın etkisi ile sendeledi ve kenardaki bahçe demirine tutunmaya çalıştı ancak başaramadı ve sağ dizinin üzerine düştü. Koluna girip kaldırmaya çalıştım ancak “beni bırak şu çocukları kovala, rahat bıraksınlar kırlangıçları” diye söylendi. Nefes nefeseydi. Rengi solmuş, terlemişti. Düşmenin etkisi ile dizi kanıyordu. Pantolonu diz bölgesinden yırtılmıştı. Kanayan yerin üzerine mendil ile bastırdım. Oturup soluklanmasını istedim. Ancak o ayağa kalkıp çocukları kovalama telaşındaydı, öfkeliydi. Bu arada ortaya çıkan anne kırlangıç yuvadan düşen yavruları tek tek ağaca taşıyordu. Yaşlı adam bir eliyle mendili kanayan dizine bastırıp diğer eliyle ağaçtaki kuş yuvasını gösterdi.

-        Bırakmıyorlar beyim, bırakmıyorlar. Ağacın tepesinde bile rahat yok kırlangıçlara. Halbuki ne zor hayat yaşadıklarını bilseler değil taşlamak gözleri gibi bakarlar. 

-        Ben de sık geçerim buradan. O kırlangıç her yıl gelir o ağaca yuva yapar. Yeri bellemiştir sanki.

-        Bak sen de yanlış biliyorsun. Sanıyorsun her sene aynı kuş gelip oraya yuva yapıyor. Kırlangıcın ömrünün 6 – 8 ay olduğunu sen de bilmiyorsun.

-        Nasıl yani? Kış olup göç eden geri gelmiyorsa aynı yeri yuvayı nasıl buluyorlar.

-        Kırlangıç ağaca yuva yapar, yavruları yumurtadan çıkınca besler büyütür, onlara uçmayı öğretir. Havalar soğuyunca yavrularını da alır ve sıcak ülkelere göç eder. Orada ölür. Baharda gelenler ise doğdukları yere gelip yuva yapar. Onların görevi de yavrularını büyütüp yanlarına alıp göç edebilmektir. Evet, kırlangıçlar her yıl aynı yere yuva yapar. Birbirlerine de çok benzerler. Ama gidenin geldiği görülmemiştir. Yuvayı bozarsan seneye gelecek kırlangıç da bulamazsın. Gidecek yavru olmazsa o yuva sahipsiz kalır. O yüzden kızdım o veletlere. Bilseler yapmazlar elbet.

Dizindeki kanama azalmıştı. Mendili değiştirip üzerine bastırmaya devam etmesini istedim. Pantolonunun dizindeki yırtığı eliyle kapatmaya uğraştı. Olmayınca bıraktı. Üstünü silkeledi. “Hanıma iş çıktı, söylenecek yine” dedi. Koluna girip ayağa kaldırdım. Az ilerdeki banka oturduk. Öfkesi geçmemişti. Ne iş yaptığını sordum. Belediyede işçi olarak çalıştığını emekli olduktan sonra işportacılık yaptığını şimdilerde ise çalışmadığını söyledi.  

-        Eskiden meydanda çakmaklara gaz doldurur, çakmak taşı ve otobüs bileti satardım. Sonra kimliklere pvc kaplamaya başladım. Yani şu kırlangıçlar gibi hep buralardaydım.

-        Sahi bir zamanlar kimliklere pvc kaplatırdık. Sonra ne oldu?

-        Sonra ne olduğu önemli değil. Önce ne olduğuna bak sen, beyim. Eskiden nüfus cüzdanı diye defter gibi bir şey taşırdık.

-        Evet benim de vardı.

-        Adı üstünde cüzdandı, kılıftı. İçinde yazılanlar ise kimliğimizdi. Sonra her şey büyüdü. Şehirler büyüdü de insan küçüldü. İnsanla birlikte kimlikler de küçüldü. Küçücük kimliklere kocaman insanları sığdırıyorlar artık. Pvc kaplama işi, kimlikler küçülünce çıktı ortaya. Kimlik küçülünce korumaya gerek duydu sanki, insanlar. kc4b1rlangc4b1c3a7

Bir süre susup ağacın üstünde yavrularını bir arada tutmaya çalışan anne kırlangıca baktı. Sonra eliyle yoldan gelen geçeni gösterdi.

-        Şimdi nüfus cüzdanı ve içinde yazılanların pek önemi kalmadı. Pvc kaplı küçük kimlikler revaçta. Bozulacak, yırtılacak kimliklerine zarar gelecek diye korkuyor insanlar. Kendilerini o kimlik kadar bile korumuyorlar. Bak şunlara sigara içerler, üstüne başına bakmazlar. Güzel görünmek uğruna soğuk havada ince giyinir üşütüp hasta olurlar. Ama kimlikleri söz konusu olunca akan sular durur. Kimlikleri hep yeni kalsın isterler. Sanki o kimlik olmayınca yok olup gidecekler.

-        İyi de kimlik her zaman önemlidir.  

-        Önemli olduğunu biliyorum elbet. Ben onu demiyorum. Kim olduklarını sorsan çıkarıp kimlik göstermeyi iyi bilirler, anasını babasını kimlerden olduğunu anlatırlar. Kendini tanıt, anlat deyince iki laf edemezler. Ne olduklarından çok ne olmadıklarını dinlersin onlardan.

-        Peki ya sen kimsin?

-        Boş ver benim kim olduğumu. Bazen ben de kim olduğumu unutuyorum. Şu eski nüfus cüzdanım olmasa bir gün hepten unutacağım kendimi.

-        Peki neden bıraktın işportacılığı. Yaşlılık mı?

-        Ne yaşlılığı. Çalışmak isterim elbet. Bırakmadılar. Neymiş? Ruhsatım yokmuş, vergi vermiyormuşum. Ne kazanıyorum ki vergi vereyim. Hiç düşünmüyorlar. Böyle konuşunca da “madem kazanmıyorsun niye bu işi yapıyorsun” diyorlar. Şu kırlangıca bunca emek, bunca çaba 6-8 aylık ömründe bunca kahır çekilir mi? Neden bu işi yapıyorsun? diye soruyorlar mı? Gel de anlat.

Dizindeki kanama durmuştu. Yardım için teşekkür edip kalkıp gitmek istedi. Yorgunluğu ve öfkesi geçmiş gibi görünmüyordu. Biraz daha oturup dinlenmesini istedim ama pek söz dinleyecek gibi değildi. Lafa tutup oyalamaya çalıştım.

-        Otur biraz daha. Tamam kim olduğunu anlatma, başkaları seni nasıl tanıyor bari bana onu anlat.

-        Ne bileyim. Başkalarının beni tanıdığı kadar kendimi tanıdığımdan bile emin değilim. Bildiğim kimsenin benden çekinmediği. Beni tanıyanlar bilir, sever biraz da acırlar. Kimseyi ürkütemedim bu yaşıma kadar. Bu bazen iyi genellikle de kötüdür. Kimseyi şaşırtamadım. Şaşırtacak bir şey yapsam da ciddiye almazlar. Kuşlara sapanla taş atan çocukları kovaladığımı söyleyince hanımın yüzündeki ifadeyi şimdiden görebiliyorum. Dudağını büküp yine acıyarak bakacak bana. Hadi bırak gideyim artık.

Ayağa kalkıp üstünü başını silkeledi. “Belki yine görüşürüz” dedim gülümseyerek bana baktı “Dedim ya, kırlangıcın ömrü kısadır. Belki yine görüşürüz de görüştüğün kişi ayni kişi mi olur bak orasını bilemem. Hayat bu ne edeceksin?” dedi. Gözünü yuvasını toparlamaya çalışan ağaçtaki kırlangıçtan ayırmadan yol boyunca ağır adımlarla ilerleyip uzaklaştı. Anne kırlangıç ise yavrularını emniyete almış yuvayı tamire koyulmuştu.

 

Mehmet Uhri

 

Not: Bu öykü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde faaliyet gösteren ADATV de Ekim 2010 da Mesut Günsev’le Pazartesi öyküleri programında seslendirilmiştir. Öyküyü Mesut Günsev’in anlatımıyla izlemek için

http://www.youtube.com/watch?v=alb4ZtYzGR4

linkini kullanabilirsiniz. M.U.

7 Responses to “Kırlangıcın Ömrü”

  1. Mustafa diyor ki:

    Cok teşekkürler Mehmet,

    Eline sağlık, bir solukta okudum yine bu guzel yazını.
    Kırlangıçları da özlemişim, resimlerle yazılarına daha bir canlılık gelmiş sanki. Tesekkurler,

    Mustafa

  2. Mehmet Erkan ZENGIN diyor ki:

    Tebrikler Mehmet,

    Eline saglik. Cok guzel bir yazi yine. Zevkle okudum. Her yazin icinde gecen bir suru cumle bana dusunme impulslari veriyor, bir sekilde beynimi stimule ediyor, uzaklara, gecmiste yasadigim farkli mekanlara goturuyor. Yazilarini tum aile zevkle okuyoruz.

    Tesekkurler,

    Erkan

  3. pelin diyor ki:

    ne hüzünlü kuşlar düşünsenize yavasını kapanlardan intikam alıyorlarmiş yerimmm siziiii

  4. pelin diyor ki:

    agzını nasıl acmışlar gelin size en güzel sinekleri ikram edeyim kanım kaynıyor bakınca

  5. metin diyor ki:

    ne güzel bir hikaye bunu anlatmak çok keyifli olur

  6. mevlut yaprak diyor ki:

    Kehanet 1985

    Lokman şair senin hayatın
    Yedi kırlangıcın hayatı kadar
    Altısını ardı ardına yaşadın
    Bir kırlangıcın daha var

    Cemal SÜREYA

  7. Mehmet Uhri diyor ki:

    Teşekkürler sayın Yaprak,

    söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız
    ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
    Attila İlhan

Leave a Reply