Kalabalığa Bulaşamamak

 

kalabalikO sabah hastalarımızı gezerken pek alışkın olmadığımız durumla karşılaşmıştık. Uzun süredir hastanede yatmakta olan hastamızın tedavisi tamamlanmış, kinik şefimiz dosyasını inceledikten sonra “geçmiş olsun” diyerek taburcu işlemlerinin yapılmasını istemişti. Ancak emekli hakim olduğunu sonradan öğrendiğimiz o güne kadar sorun yaşamadığımız hastamız açık ve net bir ifadeyle henüz kendini yeterince iyi hissetmediğini bu nedenle taburcu olmak istemediğini söyledi.

Başta klinik şefimiz olmak üzere hepimiz şaşırmıştık. Şefimiz hastalığın, hastanede yatmanın özgürlükleri kısıtladığını bir tür hapis olduğunu belirterek taburcu işleminin özgürlüklerin geri kazanımı gibi düşünülmesi gerektiğini anlatmaya çalıştı. Hastalık ve hastane şartları nedeniyle kısıtlanan gündelik hayatına geri dönüyor olmasına sevinmesi gerektiğini, ilaçlarını düzenli kullanmak kaydıyla artık hastanede kalmasına gerek olmadığını vurguladı. Ancak hastamız ısrarla kendini yeterince iyi hissetmediğini, bir süre daha hastanede kalmak istediğini söylüyordu.

Şefimiz ısrar karşısında direnmektense ertesi gün tekrar değerlendirelim diyerek bir gün daha yatış işleminin uzatılmasını söyleyip odadan çıktı.

Ertesi gün değişen bir şey yoktu. Hastamız henüz yeterince iyileşmediğini ileri sürerek taburcu olmayı reddediyordu. Üstelik oda arkadaşını da ayartmıştı. O da taburcu olmak istemiyordu.

Konuyu aktardığımız klinik şefi işin uzamasından sıkılmış halde hastamızın yanına gidip net bir ifadeyle “Sizi bugün taburcu ediyoruz. Tedavinizi bundan sonra evinizde de sürdürebilirsiniz” diyerek konuyu sonlandırmaya çalıştı. Hastamız hukukçu olduğunu hatırlatarak bu uygulamanın hasta haklarına aykırı olduğunu, kendi onayı olmadan taburcu edilmesi halinde doğabilecek her türlü sağlık sorunundan hukuken sorumlu olacağını belirterek üstü kapalı biçimde hocamızı uyardı. Şaşırmıştık. Meslektaşlarımızdan birinin yatak işgal etmesinin tıbbi gerekçesinin kalmadığını, yatış için bekleyen diğer hastalar için anlayış göstermesi gerektiğini söylemesi de işe yaramadı. Hastalarımız taburcu işlemini reddediyordu.

Klinik şefimiz konuyu hastane idaresine taşıyarak yardım istedi. İdare konuyu inceleyip hastanın kronik rahatsızlığı olduğunu ve şu an iyileşmiş olmakla beraber ileride doğabilecek sağlık sorunlarından hukuken hastaneyi sorumlu tutabileceğini, konunun bir şekilde tatlıya bağlanması için bir süre daha yatış işlemine devam edilmesi önerisinde bulundu. İdarenin bu yanıtı klinik şefimizi hayli öfkelendirmişti.

Hastalarımızın yatış işlemini uzatırken ayrı odalara almaya çalıştık ancak uygun oda bulamayınca daha kalabalık koğuşa aktararak bir tür cezalandırmayı denedik. Ancak kalabalık hasta koğuşuna alınmak hastalarımızı daha da memnun etmişti.  

kalabalik2Ertesi akşam nöbetçiydim. Gecenin ilerleyen saatlerinde koğuşlarına girdiğimde dört hastamızın yataklardan birinde iskambil kağıtlarıyla oyun oynadığını diğer iki hastanın ise onları izlediğini gördüğümde “Yeter artık. Burası hastane, lütfen yataklarınıza” diyerek müdahale ettim. İtiraz etmeden yataklarına geçtiler. Hastalarımızın dosyalarına göz atıp emekli hakim olan ve taburcu işlemini reddeden hastamızın dosyasını elime aldım.

“Gördüğüm kadarıyla tedaviniz tamamlanmış. Bundan sonra ilaçlarınızı düzenli kullanırsanız kolay hastalanmazsınız. Hastaneden gitmek istememe nedeninizi doğrusu anlayamıyorum” diyerek serzenişte bulundum. Bir süre sustuktan sonra “kendini yeterince iyi hissetmediğini” söyledi. İlerlemiş yaşı ve kronik hastalığı nedeniyle böyle düşündüğünü, kendini yirmilik delikanlı gibi hissetmesinin pek mümkün olmadığını dile getirdim. Biraz utangaç ifadeyle yüzüme bakıp gülümsedi.

-         Biliyorum, doktor bey oğlum. Biliyorum. Benim derdim yalnızlık. Yalnızlıktan kaçıyorum.

-         Yakınlarınız yok mu? Bildiğim kadarıyla gelen gideniniz oluyor, yanılıyor muyum?

-         Var elbet. Benimkisi öyle bildiğin yalnızlıklardan değil. Emekliyim. Eşimi 2 yıl önce kaybettim. Evimde yalnız yaşıyorum. Bir oğlum var, karşı tarafta oturuyor. Gelip gidip bakıyor, yardımcı oluyor ama hayatlarımız pek kesişmiyor onunla. Elinden geleni yapıyor ama onun da karısı çocuğu derdi gücü hep kendine. Ne yapacaksın?

-         Başka kimseniz yok mu?

-         Olmaz mı? Bir sürü dostum vardı. Ama birer birer eksiliyor veya benim gibi rahatsızlanıp evden çıkamaz hale geliyorlar. Yaşlılık işte.

Bir süre susup eliyle yatağının çarşafını, yastığını düzeltti. Sonra elini “boş ver” dercesine sallayıp;

-         Bu koca şehrin kalabalığında yalnız olmak nasıl acı veriyor, nasıl daraltıyor insanı bir bilsen doktor bey oğlum. Kalabalığa bulaşamamak, onları görüp bilip kendi yalnızlığını yaşamak, dağ başında yalnız yaşamaktan da zor. Kimimiz televizyon ile avunup unutuyor yalnızlığını ama benim gibi sonradan yalnız kalanlar için çok zor.

-         Onun için mi hastanede kalmak istiyorsunuz?

-         Eh. Biraz öyle. Ne de olsa hastasın, adını soyadını unutturuyorlar burada. Bütün hastalarınıza yaptığınız gibi hemşireler yatak numaramla, siz hekimler ise hastalığım ile adlandırıyorsunuz, beni. Kendini de yalnızlığını da unutuyor insan hastane ortamında. Hastalık olup çıkıyor, diğer hastalar ile avunuyorsun. Hatta kendi hastalığından muzdarip birini bulunca adaşını bulmuş gibi oluyorsun.

-         Yatak bekleyen diğer hastalarımıza haksızlık etmiş olmuyor musunuz?

-         Biliyorum. Benim ki bencillik. Çok şey istediğimin de farkındayım. Yaşlandıkça bencilleşirmiş insan derlerdi. Gerçekten öyleymiş. Birkaç gündür sorun olduğumun farkındayım. Merak etmeyin yarın giderim. Oğlum işi nedeniyle il dışındaydı. Onun gelmesini bekliyordum. Biraz onun evinde kalıp torunumla avunacağım. Yalnızlığa alışmak hiç kolay değil. Hele böylesi kalabalık bir şehirde yalnız olmaktansa dağ başında tek başıma doğa ile uğraşarak yaşamayı daha çok isterdim. Ancak ona da sağlığım gücüm elvermiyor. Kaldım yalnız başıma buralarda.

Battaniyesini üzerine çekip yatağına uzandı. Uyumaya hazırlanıyor gibiydi. İyi geceler dileyerek yanından ayrıldım. Ertesi gün taburcu işlemlerini tamamlamış halde öğlene doğru oğlunun ve gelininin kolunda servisten çıkarken gördüm hastamızı. Selamlaştık. Göz kırparak “Kontrole gelmeyi unutmayın, belki yine bir süre yatırabiliriz sizi” dedim. Gülümsedi. “Gelirim elbet. Asıl sen gençliğinin sağlığının çevrendekilerin kıymetini bil, doktor bey oğlum. Giden geri gelmiyor” diyerek, el salladı. Sessizce uzaklaştılar.

O günün üzerinden onca zaman geçti. Hastamızı bir daha görmedik, henüz kontrole de gelmedi…

2 Responses to “Kalabalığa Bulaşamamak”

  1. ahmet çağıldak diyor ki:

    Şefimiz ısrar karşısında direnmektense “ertesi gün tekrar değerlendirelim” diyerek bir gün daha yatış işleminin uzatılması(nı) söyleyip odadan çıktı.

    Mehmet bey hikayeniz yine hoş ama sanki giderek daha az özen gösteriyorsunuz hikayelerinize.
    Bir de ilk defa yazım hatası gördüm. Kolay gesin.

  2. Mehmet Uhri diyor ki:

    Uyarınız ve dikkatiniz için teşekürler sayın Çağıldak, bu da eskiye ait yazılarımdan seçilmişti. Yine de yazım hatasını kaçırmışım. Tekrar teşekkürler, sağlıcakla…

Leave a Reply