Fener Gemileri

bogaz-142İstanbul’un çekici yanlarından biri de boğazda balık tutma çabasıdır. İnsanlar bir sıra halinde yan yana durarak boğaza olta bırakır ve kısmetlerinde ne varsa çekip almaya uğraşırlar. Balığı oltada hissetmeyle başlayan heyecan o kalabalıkta olta atmanın, oltadan balık çıkarmanın zorluğunu kısa sürede unutturur.

Hemen bir adım ötenizde sizin gibi olta ıslatan birilerinin varlığı, boğazdan geçen tankerler, tankerlerin yarattığı dalgalar, martılar ve gökyüzü o an dünyanızı doldurur. İstekle özlemle sarıldığınız bu ortamın bir süre sonra sizi tutsak edişine engel olamaz oltanın ucundaki balık gibi hissedersiniz kendinizi. Kendinizi bulmuşken yitirmekten, kısa bir süre için arkanızı döndüğünüz ancak hiçbir zaman ayrılamadığınız o şehir hayatına geri dönmekten korkar sudan çıkana kadar ağzındaki yemle avunan balık gibi olmayı, tutsaklığı yeğlersiniz.

Bu düşünceler içinde yine bir Pazar sabahı olta ıslatırken oltam yan yana avlandığımız yaşlıca beyefendinin oltası ile karıştı. Bu durum boğaz akıntıları nedeniyle sık rastlanılan durum olduğu için oltaları topladık ve sabırla düğümü çözmeye başladık. Bu rastlantı ile başlayan muhabbette beyefendinin şehrin eski ve köklü liselerinden birinde matematik öğretmeni olduğunu öğrendim. Çektiği geçim sıkıntısı dışında halinden memnun olduğunu, ailesinin fakir olması nedeniyle en kısa yoldan meslek edinmenin öğretmen okuluna gitmekten geçtiği için gönlü başka mesleklerde de olsa öğretmen olmak zorunda kaldığından söz etti. Mardin Midyat’ta ilkokul öğretmenliği ile başladığı mesleğinde kendini geliştirerek yüksekokul bitirdiğini, İngilizce öğrenerek çalıştığı lisede matematik öğretmeni olduğunu anlattı.

bogaz-133Oltalarımız da bir türlü çözülmek bilmiyordu.

Sözcüklerin arasında öğretmenliği çok sevmesine karşın başka özlemlerin ince hüznü seziliyordu. Dayanamadım sordum;

-          Öğretmen olmasaydınız ne olmak isterdiniz?

-          Gemici olmayı gemilerde çalışmayı dünyayı gezmeyi isterdim.

-          Nereden geliyor bu ilgi?

-          Çocukluğumda babam getirirdi beni buraya, balık avlamaya. O zamanlar boğaz daha bereketliydi. Babamla birlikte boğazdan geçen gemileri inceler, bu muazzam aygıtların nasıl yüzdüğünü, nasıl hareket ettiğini, nasıl manevra yaptığını konuşurduk. Sanırım gemi tutkum o yıllarda başladı. Bir de gemilerde çalışan bir amcam vardı. Hep uzaklardaydı. İki yılda bir gelir, hediyeler getirirdi. Uzak ülkelerden anlattığı öyküleri ağzım açık dinlerdim. İnsan, hayatında çok şeyden vazgeçebiliyor. Eşinden, ailesinden bile vazgeçebiliyor ama çocukluk tutkularından kurtulması kolay olmuyor sanırım.

-          Hiç fırsat olmadı mı öğretmenliği bırakıp denizlere yönelmek için?

-          15 Yıl kadar önce amcamın denizci arkadaşı aracılığı ile bir gemide iş buldum. Geminin kaptanı yaz tatili süresince yanına aldığı haylaz oğluna matematik dersi verecek birini arıyordu. Benim de tatilime denk geldiği için böyle bir fırsatı kaçırmadım. Bir yandan ders veriyor bir yandan da gemilere, açık denize olan hasretimi gideriyordum. Kaptan da varlığımdan memnundu. Hatta gemisinde kalmam ve idari yazışmalarda yardımcı olmam, yaz tatillerinde çocuklarına ders vermem konusunda üstü kapalı bir teklifte bile bulundu. Sanırım alacağım ücret de dolgun olacaktı.

-          Tamam işte, bu fırsatı kaçırmasaydınız.

Bu arada oltalarımızın düğümü çözülecek ve yine kendi dünyalarımıza çekileceğiz diye kaygılanıyordum.

-          Başlangıçta büyük bir istekle üzerine atlayabileceğimi düşündüğüm teklifle yüz yüze gelince karar vermekte zorlandım. Öğretmenliği, birilerine bir şeyler aktarmayı, okul ortamını sevdiğimi fark ettim. Gemiciliği, denizciliği ön plana çıkarıp öğretmenliği hobi haline getirmem gerekecekti. Tam olarak ne istediğimden emin değildim.

-          Ne yaptınız, nasıl karar verdiniz?

-          Hayli fırtınalı bir yolcuğun sonunda Hollanda’nın Rotterdam limanının girişini gösteren deniz feneriydi bana karar verdiren.

-          Rotterdam’da bir deniz feneri mi? Nasıl yani?

-          İlk kez orada gördüm “fener gemilerini“. Rotterdam ve çevresi deniz seviyesinde hatta deniz seviyesinin de altında olduğu için limanın girişinde yüksek bir deniz feneri yapmak yerine ömrünü doldurmuş bir gemiyi limanın girişinde sabit noktaya koyup üzerinde yanıp sönen ışığı ile deniz feneri olarak kullanıyorlardı.

-          Deniz feneri yerine bir gemiyi çakılı fener yapmak, iyi fikir doğrusu…

-          Gemileri ve denizi bu denli sevmeme karşın ne aradığımı bilmeden uzak ülkelere açılıp limanları dolaşmaktansa “fener gemisi” gibi olmanın benim için daha büyük bir tutku olduğuna karar verdim. Bulunduğum yeri aydınlatan, yol gösteren bir fener gemisi.

Sustu ve bana baktı. Tam anlamadığımı fark ederek sözlerini sürdürdü.

-          Bunun için öğretmenliğe tutundum. Kendimi liman liman dolaşan gemi gibi görmek, hayatı bir arayışa dönüştürmek yerine fener gemisine dönüştürmek bana daha anlamlı geldi. Okulu bir liman, öğrencileri sürekli olarak yenileri gelen gemiler ve kendimi onlara yol gösteren, aydınlatan çakılı bir gemi, fener gemisi olarak görmek istedim. Gerçi içimde yanan ışığın ferinin her gün azaldığını hissediyorum ama bu çok önemli değil. Deniz ve gemi özlemimi ise boğazın kenarında balık tutup gelip geçen gemileri seyrederek gideriyorum.

Bu arada oltalarımızın düğümü çözülmüştü.  

“Sahi sormayı unuttum. Siz ne iş yapıyordunuz?“ diyecek oldu.

“Hiç, öyle biriyim” dedim. “Ara sıra buralara gelip balık tutan, kısmeti olursa oltasını birilerinin oltasına dolaştırıp muhabbet arayan, hayata muhabbet bulaştırmaya çabalayan biri” dedim.

Gülümseyerek kafasını salladı. Kovasında duran canlı balıklardan birini eline alıp “dolaşan oltamızın hakkını vermek lazım” diyerek boğazın mavi sularına bıraktı.

One Response to “Fener Gemileri”

  1. Mustafa Gül diyor ki:

    Teşekkürler sevgili Uhri, yine harika bir yazı olmuş.

Leave a Reply