Demini Alan Gider

img_5636

Kapıdan çıkarken arkamdan el sallayıp “Unutma dünya bir çayhane, demini alan gider. Sabırlı olmalısın.”diye seslendi.

En iyisi baştan anlatayım…

O yaşlı Azeri çaycıyı Tahran’da Firdevsi meydanına açılan çayhanede tanımıştım. Zoraki bir tanışmaydı. Meydana açılan binalardan birinin bodrum katında zamanda unutulmuş hayli eski bir çayhaneydi. Hızlıca fotoğraflayıp çıkma telaşındayken elinde çaylarla geldiğini görmeyip çarpınca devrilen bardaklardan hafifçe haşlanmıştım. Söylenmeme fırsat bırakmadan kolumdan çekiştirip çay ocağına götürdü ve sıcak çayla haşlanmış olan elimi musluktan akan suyun altına soktu. Serin suyun altında elimin acısını gidermeye çalışırken onu izliyordum. Demliklerden arta kalan ıslak serin çaylardan bir avuç alıp eliyle şekillendirdi, tülbendin içine koyup haşlanan elimi onunla sardı. Teşekkür edip çıkmak istedim, acelem olduğunu söyledim. Eliyle omzuma bastırıp “Otur hele. Aceleye gerek yok. Bir çay iç önce.” Diye biraz da emir verircesine söylendi.

img_5626

Yaşını almış, saçı kaşı ağarmış, kırık da olsa Türkçe konuşan bir Azeriydi. İlerlemiş yaşına karşın 4-5 demlik ve içinde su kaynayan kocaman semaverin çevresinde fır dönüyor tek başına tüm salona yetişiyordu. Gözümün saatte olduğunu görünce elimin acısı geçmeden kalkmamam gerektiğini söyleyip boşalan çay bardaklarını yıkamaya girişti. Nereden gelip nereye gitmekte olduğumu, Tahran’da ne aradığımı, geldiğim şehri sorup bir güzel ifademi aldıktan sonra omzundaki havluya elini kurularken yaklaşıp “Aradığını Bulabildin mi? Yoksa yola devam mı?” diye sordu. Soruyu anlamamıştım. Ben de asıl mesleğini ve kaç yıldır çaycılık yaptığını sordum. Hayatı boyunca çayhanede çalıştığını, küçük bir çocukken çırak olarak girdiği çaycılığı ustasının vefatından sonra devralıp sürdürdüğünü anlattı. Şaşkınlık içinde “Nasıl yani? Bir ömür bu çay ocağının başında mı geçti? Dışarıda koca bir hayat var. Hiç mi merak etmedin?” diye sorunca hafifçe bıyık altında gülümsedi.

- Gençken çay ocağında ustama “dünya nasıl bir yer?” diye sorardım. O da “dünya bir çayhane” istersen git bak. Burada ne görüyorsan orada da onu göreceksin derdi. O zamanlar toydum. Böyle lafları anlamam zordu.

- Gidip baktın mı?

- Eh işte. Askerlik filan derken çıktım ortalığa ama baktım ki ustam haklıymış. Dünya her bir tarafta semaverlerin kaynadığı bir çayhaneye fena halde benziyormuş. Demini bulabilirsen ne ala. Yoksa öyle veya böyle posanı çıkarıp bırakıyorlar. Biraz da ürktüm sanırım. O günden beri çayhane ve çay ocağından ayrılmadım.

Sözleri ilgimi çekmişti. Bu arada el çabukluğu ile doldurduğu bardakları hızlıca masalara dağıtıp boşlarla geri döndü. İşi biten demliğin içini boşaltıp kuru çay koydu. Semaverden kaynar su ile doldurup ocağın üzerinde kenara bıraktı. Demlikleri demlenme durumuna göre yeniden sıraladı.

- Söylediğine göre neredeyse bir ömür, bu bodrum katta, çayhanede geçmiş. Dünyayı tanımaya da çalışmamışsın. Dünya bir çayhane deyip çıkıveriyorsun. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?

- Bu iş öyle ülke ülke gezinmeyle olsaydı, uzun yol şoförleri ermiş olurdu. Gerçi zamanında ustama ben de böyle sorular sorardım. O ise gelen giden insanları inceler ve eline aldığı kuru çay yapraklarının insana ne kadar benzediğini anlatırdı.

- Çay yaprağı mı? O kadarcık mı?

- Ben de başlangıçta öyle demiştim. Gözümün önünde koca koca demlikler olunca kendini demini alıp geçen giden demliklerden birine benzetmek daha akla uygun geliyordu. Ancak ustam haklıydı. Çay yaprağından öte değildik.

- Anladım sanırım. Çaylar da insanlar gibi çeşit çeşit. Öyle mi?

- Yok, o kadar bile değil. Ustama göre yeşil çaya benzeyenler ve siyah çaya benzeyenler olarak iki tip insan vardı. Yeşil çaya benzeyenler taze kalmakta inat edip diğerlerinden uzak duran, itilip kakılmayan, ama hep toplumun kenarında olanlardı. Onlardan çıkan çayın lezzeti olsa da kokusu çiğ ve renksiz oluyordu. Ustam için siyah çaya benzettiği insanlar daha değerliydi. Onları, her dem taze kalmak yerine kalabalıklara karışıp hayata yakın duran, diğerleri ile birlikte fermente olup yıpransalar da arkalarında güzel dem, koku ve lezzet bırakan insanlar olarak anlatırdı.

- Aromatik çaylar? Onlar ne oluyor bu durumda?

- Onlar için makyaj derdi. Hep, öze bakmamı isterdi. Şekerli içenle içmeyeni bile ayırmazdı.

img_5632

Tekrar salona dönüp siparişleri aldı. Getirdiği boşları lavaboya koyup tekrar yıkamaya girişti. Tüm bunları çok kısa süre içinde bitirip doldurduğu çayları tepsiye dizdi ve masalara dağıttı. Yanıma gelip elime sardığı tülbendi açtı. Acısı geçmişti, kızarıklık da hafiflemiş görünüyordu. Dikkatlice baktı. “İyi olacak, merak etme” dedi. Taze bir çay doldurup uzattı.

- Az önce “aradığını bulabildin mi?” diye sorarken ne demek istemiştin?

- Boynunda fotoğraf makinesi ile yalnız geldin. Kimsenin yüzüne bakmadın. Üstelik acelen var. Kimseye bulaşmadan ve hatta bir çay bile içmeden fotoğraf çekip hemen gitme niyetindeydin. Belli ki ne aradığını bilmeden dolaşanlardansın. Buralara kadar geldiğine ve muhabbete direnmediğine göre yeşil çay gibi olanlardan da değilsin.

- İyi de…

- Aradığın sana kalsın. Ama bil ki, bu işler tek başına olmaz. Tek başına bir çay yaprağı ne lezzet verecek ki? Üstelik ne kadar uzağa gidersen git aynı demliğin içindesin. Bir arada olduğun kim varsa, ardında onlarla oluşturduğun lezzet kadar anılırsın. İstediğin kadar diren. Sıcak suyu yiyince demliğin orası burası fark etmez. Buralara kadar gelip aradığın nedir bilemem, bildiğim aynı demliğin içinde olduğumuz. Bir araya gelip lezzet oluşturabildiysek, ne mutlu. Gerisi dön dön aynı hikâye.

- Sadece, bu kadar mı?

- Ne sanıyordun ya? Hepimizden geriye şu çay gibi ama acı, ama buruk bir lezzet kalacak. Bir de bazen böyle ocağın başında yaptığımız gibi muhabbetler. Hepsi bu…

Elimin haşlanan yerini tekrar kontrol etti. Boşalan çay bardağını alıp lavaboya bıraktı. Gidebilirsin dercesine eliyle bir işaret yapıp salona yöneldi. Eşyalarımı toplayıp makinemi boynuma asıp kapıya yöneldim.

Çıkarken arkamdan “Unutma dünya bir çayhane, demini alan gider. Sabırlı olmalısın.”diye seslendi.

Mehmet Uhri

5 Responses to “Demini Alan Gider”

  1. Çetin Vural diyor ki:

    Rutinin telaşı içinde epeydir öykülerinden uzak kalmıştım. Bu iyi geldi doğrusu.
    Selam, sevgi.

  2. Suzan Dumanlı diyor ki:

    Son seyahatimde ne aradığımı ve bulmak için daha kaç farklı yere gitmem gerekeceğini sordum kendime, bu öykü iyi geldi…

  3. sadettin demiray diyor ki:

    Çayhanede çay olduğunu anlayana rast geldiniz mi acaba?

  4. [...] Mehmet Uhri’nin Tahran’da tanıştığı Azeri çaycı usatay ithaf ettiği yazısı: http://www.harftamircisi.com/demini-alan-gider.html ve Isfahanlı minyatur ustası Hossein Fallahi’ye ithaf ettiği yazısı: [...]

  5. [...] Mehmet Uhri’nin Tahran’da tanıştığı Azeri çaycı usatay ithaf ettiği yazısı: http://www.harftamircisi.com/demini-alan-gider.html ve Isfahanlı minyatur ustası Hossein Fallahi’ye ithaf ettiği yazısı: [...]

Leave a Reply