Bisküviden Kalan

bk4

Sakin geçmesini umduğum hastane şef nöbeti olaylı başlamış, bilgisayar sistemindeki yavaşlama yüzünden hizmetlerin ağırlaşması haklı olarak hastaların sesini yükseltmesine yol açmıştı. Sistemdeki her türlü sorunu hekimlerden bilme eğilimi yüzünden acil serviste genç asistan doktor hanımı tartaklamışlar o da işini bırakıp ağlaya ağlaya odama gelmişti. Mesleği bırakmaktan söz ediyor “sanki bilgisayarları ben bozdum” diye söyleniyordu. Kapısında bekleyen hastaların daha fazla söylenmemesi için servisteki meslektaşlarımdan birini yerine görevlendirip doktor hanımı sakinleştirmeye çalıştım. O ise sinirinden ağlamayı sürdürüyordu.

Bu sırada kapımın açık olmasından cesaret aldığını söyleyen ve üzerindeki pijamalardan yatan hastalarımızdan biri olduğu anlaşılan yaşlı beyefendi odama girip elindeki açılmış bisküvi paketini doktor hanıma “ağzınız tatlansın, iyi gelir” diyerek uzattı.  İkimiz de şaşırmıştık. “Tesadüfen acil servisin önündeydim, doktor hanıma hak etmediği halde bu kadar kötü davranmalarına çok üzüldüm. Benim onun yaşlarında kızım var. Yetişmesinde onca emeği olan anne babası kızlarının bu halde çalıştığını görse ne üzülürdü diye düşünmeden edemedim. Bir teselli olur umuduyla konuşmak ve birkaç bisküvi paylaşmak istedim” dedi. İkimiz de birer bisküvi alıp teşekkür ettik. Hastamızın sözlerinin doktor hanımı daha da üzeceğini düşünüp endişelenmiş olsam da korktuğum gibi olmadı. Bir iki bisküvi atıştırıp sakinledi. Az sonra ayağa kalktı. Elini yüzünü yıkayıp görevinin başına dönmek istediğini söyleyip izin istedi. Doktor hanım odadan çıkarken hastamız elindeki bisküvi paketini uzattı, bizimki istemediğini söyleyip teşekkür ederek uzaklaştı.

Yaşananların telaşından ayakta duran beyefendiye oturacak yer göstermeyip kabalık ettiğim için şaşkınlığımı bağışlamasını rica edip oturmasını rica ettim. İtiraz etmedi. Elindeki yarısı dolu bisküvi paketini masama bırakıp koltuğa oturdu. Doktor hanıma moral verdiği için teşekkür ettim. Hasta ve hasta yakınlarından pek olumlu geri dönüş olmadığı için birbirimize moral vermek zorunda kaldığımızdan ve bunun da pek etkili olmadığından yakındım.

Bu şekilde başlayan muhabbette hastamızın yaşlılığa bağlı sorunlara eklenen böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize bağlı yaşadığını zaman içinde eklenen karaciğer bozukluğu nedeniyle sıkıntılı günler geçirdiğini aslında yatağından çıkmaması gerektiğini öğrendim. İlaç saatinin yaklaştığını söyleyip izin istedi. Masaya bıraktığı bisküviyi uzattım “Size bırakıyorum” diyerek geri çevirdi. Odadan çıkarken durup geri döndü “Biliyor musunuz? Hayat biraz bisküviyi andırıyor. Paketi açıp kullanmadığınız sürece öylece sağlam durabiliyorsunuz. Açıp kullanmaya başladığınızda ise geri dönüş olmuyor. Yarı yolda vazgeçip elinizdeki bisküvileri korumaya çalışsanız bu kez beden bisküvi gibi yumuşayıp tatsız hale geliyor. En iyisi siz o bisküviyi bayatlamadan yiyin, doktor bey” dedi.

Sözleri ilgimi çekmişti odasına kadar eşlik etmeyi teklif ettim itiraz etmedi. Yol boyunca ne iş yaptığı ve nasıl bir hayat yaşadığı üzerine konuştuk. Üniversite mezunu olduğunu ancak mezun olduğu alan yerine emlak komisyonculuğu yaptığını anlattı. Binaların içini dışını, beton kalitesine kadar iyi bildiğinden emlak alıp satarken insanları da iyi tanıma fırsatı bulduğundan söz etti. Müşterinin gerçek bir alıcı olup olmadığını kolayca anladığını, satıcıları tanımanın ise daha zor olduğunu söyledi. Konu ilgimi çekmişti. Paraya gereksinimi olduğu için mülkünü satanları anlayabilsem de evini satıp aynı şehirde başka muhitten ev almaya çabalayanları hiç anlamadığımdan söz ettim. Durduk yerde neden rahatlarını bozup aynı şehirde yer değiştirdiklerini sordum. Hızlı yürüyemediği gibi yürürken konuşmaya kalktığında nefesi çabuk kesiliyordu. Cevap verebilmek için durdu, koluma tutundu, inceden gülümsedi.

- Başlangıçta ben de anlamıyordum. Ama en kolay ikna olan ve en iyi para kazandıran müşteri grubu da onlardı. Bakıyorsun şehrin en mutena semtinde gayet güzel sayılabilecek biraz eskice evi var, satıp şehrin öte yanındaki daha yeni bir eve geçmek istiyorlar. Genellikle orta yaş ve üstü kadın müşteriler bu taleple geliyorlardı. Birkaç yıl sonra oradan da sıkılıp bilmem hangi ünlünün yaşadığı siteden ev bakmaya başlıyorlardı.

- Sahi neden böyle? Bu insanlar ne arıyor da bulamıyor?

- Ev alıp satanların hemen her türlüsüyle karşılaştım. Gençler, yeni evliler en masumlarıdır. Onlar kendilerini güvende hissedecekleri mutlu bir yuva hayalinin peşindedir. Aldıkları ev nasıl olursa olsun mutlu olurlar. Parası çok olup yatırım olsun veya çocuklara kalsın diye mülk satın alan zenginleri de iyi tanırım. Aile hep bir arada kalsın torun olursa yakınlarında olsun uzaklara gitmesin derdiyle evleri yakın veya yan yana alırlar. Parası olmadığı halde olanaklarını zorlayarak ev sahibi olma çabasında olanlar genellikle bekâr tiplerdir. Onlar da evi olana kız vermezler korkusuyla konut kovalar. Ha bir de zamparalık için ev alan bekârlar vardır ki alım satımda aracılık yaparken en büyük sıkıntı bunlar yüzünden çıkar. Malının mülkünün fiyatını merak edip ne kadar zengin olduğunu öğrenmek için evini satılığa çıkarıp vazgeçen ilginç tipler bile tanıdım. Ancak imrenilecek bir ev ve muhite sahip olduğu halde satıp yer değiştirmeye kalkan o rahatsız tipleri ben de baştan anlayamamıştım. Sonra bizim sektörün emektarlarından abimizle ortak bir alım satım için bir araya geldiğimizde sizin az önce sorduğunuz soruyu ben de ona sordum.

bk1

Yürüyebilecek kadar dinlendiğinde tekrar yürümeye başladık. Merakla sözlerine devam etmesini beklediğimi görmesine karşın asansöre kadar ses etmeden yürüdü. Bu arada saatine bakıyor ilaç dağıtan hemşire hanıma mahcup olmak istemiyordu. Asansör kapısında beklerken emektar emlak komisyoncusunun insanların evlerine hayatlarından daha çok önem vermesinin bir anlamı olması gerektiği ile söze başladığını anlattı. Dediğine göre evler ve hayatlar birbirine çok benziyormuş. Ne kadar alımlı olursa olsun hayatlar gibi evler de eskimeye yaşlanmaya başladığında daha genç evlere yönelmek, daha hareketli ilgi çekici muhitlere gitme çabasıyla özellikle kadınların genç kalma çabası arasında paralellik olduğunu düşünüyormuş.  Dahası evlerin  giysi veya kabuk gibi olduğuna içlerinde yaşayanlar sayesinde kimliğe ve ruha kavuştuklarını anlatmış. O sözünü ettiğimiz insanların kendileri gibi evlerini de açılmamış bir bisküvi paketi gibi tuttuklarını, eskimesin diye özen gösterdiklerini ama kendileri de hiç yaşamadıkları için evlerin ruhu olamadığını, bunun yalnızlığı ile oradan oraya savrulduklarından söz ederek sorusunu yanıtlamış.

- Evin ruhu olmayınca, ev yuvadan çok kabuğa benzeyince oradan oraya ev veya muhit değiştirip ne aradığını bile bilmeden dolanırlar. Yine de en iyi müşterilerimizdir. Onlar olmasa elimiz para yüzü görmezdi diyebilirim.

- Peki ya diğer binalar, söz gelimi hastaneler sizin gözünüzde nasıl görünüyor?

Konuşmayı gelen asansöre binerek sürdürdük.

- Bence hastaneler bedeni yıpranmış, hatta bir kısmı benim gibi ekonomik ömrünü doldurmuş binalara benzeyen insanların elden geçirilip makyajlanıp tekrar hayata sunulduğu mekânlar. Her türden insanı barındırıyor. Yaşlanmış bile olsa yıpranmadan kalabilmek için yaşanacak onca şeyden uzak durmayı başaranlar da burada ama çoğunluk yarısı yenmiş bisküvi paketi gibi “keşke hiç açmasaydım da eksilmeye başlamasaydı” kaygılarıyla elde yumuşayıp bayatlayan hayatlar barındırıyor.

bk2

Servise ulaştığımızda hemşire hanım hastamızın ilaç saatinde yerinde olmadığı için serzenişte bulunacak oldu kabahatin bende olduğunu söyleyip konunun uzamasını önledim. Şu kadarlık yürüyüş ile bile hayli yorulmuştu. Odasına girerken doktor hanıma verdiği moral için tekrar teşekkür edip servisten ayrıldım. Merakımı yenemeyip dosyasına göz attığımda durumunun hayli kritik olduğunu gördüm. O gece va daha sonraki günlerde hastamız ile bir daha karşılaşmadım. Açıkçası unuttuğumu sanıyordum.

Bir sabah o geceki nöbetçi doktor hanım elinde gazeteyle odama geldi. Gazetede kısa süreli de olsa bizlere moral veren hastamızın ölüm ilanı yayınlanmıştı. Meğer hastamız o geceden sonra hastanede yattığı uzunca süre gücü yettiğince acil servis çalışanlarına bisküvi dağıtır moral verirmiş.  İlanı veren emlak komisyoncusu meslektaşları  ise “Hayatı herkesle paylaşan bilge dost” nitelemesi ile arkadaşlarına veda ediyorlardı.

Dr. Mehmet Uhri

Leave a Reply