Bir başka sefere

Sayın okuyucu bu anlatıda söz edilen müzik parçalarına aşağıdaki Chat Baker linklerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

chat-baker-1

chat-baker2


O sabah Fransız ilkokul çocukları ile karşılaşmasam hiç tanıyamayacaktım Mösyö Michel’i. Mesleki toplantı için Fransa’nın Lyon kentindeydim. Gün boyu süren toplantılardan şehri ve insanlarını tanımaya fırsat bulamamıştım. O sabah toplantı öncesi erkenden kentin sokaklarına vurmuştum. Güneşin güzel doğduğu, bir türlü gitmek bilmediği aydınlık kentlerdendi, Lyon. İnsanları da öyleydi, aceleleri yoktu. Meydana bakan cafede sabah kahvemi içiyordum. Birden onlarca ilkokul çocuğunun bulunduğum meydanı kapladığını fark ettim. Çocuklar başlarında öğretmenleri, ellerinde resim defterleri eski Lyon sokaklarını dolaşıyor, beğendikleri binaların, heykellerin resimlerini çiziyorlardı. Ortalık çocukların cıvıltıları ile dolmuş, biraz önce meydanda şakıyan serçeler gözden kaybolmuştu.Çocukların başında “sırayı bozmadan yürüyün” komutları veren öğretmen terörü de yoktu. Özgürce dolaşıyorlar resmini yapmak istediği binanın önünde sokakta yere oturup özenle çalışıyorlardı.

Dünya umurlarında değildi. Fotoğraflarını çekebilmek için peşlerine düştüğümde dar sokak aralarında keşfettim Mösyö Michel ve onun müzik dükkanını. Meydana açılan dar tenha sokağın sonunda karanlık bir dükkandı. Çocuklardan biri dükkanın kapısında durmuş, içerinin resmini yapmaya çalışıyordu.

img_1503

Mösyö Michel orta yaşı hayli geçkin ancak dinç, bakımlı tipik Fransız hatları ile masasının başında çocuğa poz veriyor gibiydi. O küçük dükkan tabandan tavana eski longplayler ve kullanılmış CD ler ile doluydu. İstanbul’un sahaflarında iz sürmekten keyif alan biri için böylesi müzik sahafı ile karşılaşmak büyük şans diye düşünürken Mösyö Michel gelip kendini tanıttı. Fransızca bilmediğimi söylemem üzerine pek istekli olmasa da bozuk İngilizcesiyle aradığım bir şeyler olup olmadığını sordu. Yıllarıdır aradığım az bulunan iki caz CD si sordum. Raflara uzun süre bakındı ve elinde olmadığını söyledi. Yerine oturup müzik setine koyduğu plak eşliğinde sabah kahvesini yudumlamaya başladı. Yaptığı işten keyif aldığı mutlu ve huzurlu olduğu her halinden hissediliyordu. Zamanım daralmıştı, toplantıya yetişmek için çıktım.

Gün boyu yoğun gündemli toplantının ardından kimseye takılmadan tekrar aynı dükkana koştum. O binlerce eski plak arasında saatlerce bakınmayı planlıyordum. Garip bir huzur vardı o dükkanda. Hani bazen olmayan bir şeyler sizi çeker ya. Anlatılası değil yani.

Akşamın gölgeleri ortalığı kaplamıştı. Derinden gelen caz nameleri sokağa taşıyordu. Mösyö Michel ise yine masasındaydı. Gözlüklerinin üstünden belli belirsiz selam verip işine döndü. İçeride kaç saat kaldığımın farkında değildim. Daha çok klasik, caz ve rock türü eserler vardı.

img_1500

Bir kenarda kutular içinde yığılı halde zarf içinde satışa sunulmuş CD ler gördüm. Ne olduklarını sordum. Amatör gruplar ve üniversite öğrencilerinin bir araya gelip doldurdukları birkaç yüz basılan CD ler olduğunu, çoğunun avangart, rock ya da caz formatında olduğunu anlatmaya çabaladı, bozuk İngilizcesiyle. Seçtiği bir ikisini dinletti. Sonra yine işine döndü. Ne ile uğraştığını merak etmiştim. Masasına eğilip baktığımda eski longplaylerden birinin kabındaki resmi karakalemle çizmeye çalıştığını gördüm. İlgilenmemden rahatsız olmuş gibiydi. Ayağa kalkıp raftan çıkardığı cdyi müzik setine koydu. Dükkanda keşfe devam ediyordum. Çalmaya başlayan cd ile birlikte muhteşem trompet sesi kapladı ortalığı. Çalan caz standartlarından biriydi sanırım ama yorum olağanüstüydü. İkinci parçada ise müziğin içinde yüzüp kaybolduğumu hissetmiştim. Sanırım ağa düşmüş yakalanmıştım. Yavaş yavaş masaya yaklaşıp çalan cd’yi sordum. Gülümsedi. Gözlüklerinin üzerinde bakarak;

- Sabah Orsted Pedersen’i sormuştunuz. Bu cd den de hoşlanacağınızı düşündüm.

- Evet çok güzel, kim bu çalan?

- Chat Baker çalıyor. Ama arkasında piyano, perkusyon ve bas çalan üç Fransız var. Fransa’da kaydedilip basılmıştır, bu cd.

Bir sonraki parça piyanonun trompetle tatlı sert atışması biçiminde yine olağanüstüydü. Bozuk İngilizcesiyle Chat Baker’ın Miles Devis ile birlikte gelmiş geçmiş en iyi trompet virtüözlerinden olduğunu Fransa’da turnedeyken bateristinin kaldıkları otel odasından gözlerinin önünde atlayarak intihar etmesi üzerine ABD’ne dönmeyip müziği bıraktığını, 11 yıl kaldığı Fransa’da bu cd’yi doldurduğu Fransız meslektaşları sayesinde müziğe döndüğünü biraz da övünerek aktardı.

Cd’yi satın almak istedim. Üzerinde 12 Euroluk etiket vardı. Cebimden 50 Euro çıkarıp uzattım. Paraya ve bana baktı, Mösyö Michel. Kasa niyetine kullandığı çekmecesini açıp parayı bozamayacağını, sabahtan beri o kadar satış yapmadığını anlatmaya çalıştı.

img_1496Dışarı çıkıp para bozdurup geri döndüm. Sabahtan beri 50 euroluk satış yapmamış olmasına, dükkanın ayak altı olmaması nedeniyle zaten pek iş yapma olasılığı bulunmamasına yani ticari anlamda yaptığı işin, iş olmamasına karşın mutluydu, huzurluydu Mösyö Michel.

Cd’yi çantama attım. Çıkmadan geri dönüp bana dinletmek istediği başka cd olup olmadığını sordum. Belli belirsiz gülümsedi. Elini raflardan birine attı. Sonra durdu, geri döndü. “Var ama, bir başka sefere” dedi. Selamlaştık. Yapmakta olduğu resim ile ilgilenmeye devam etti.

Sokağa çıktım. Lyon’da güneş batmıştı ama hava kararmamakta direniyordu. O daracık sokak daha geniş görünüyordu gözüme. Sokağa taşan cazın nameleri az ilerideki Rhone nehrinin dinginliğine karışıyordu.

O cdyi her dinleyişimde Mösyö Mişel’i ve olmak istediği yerde, yaşamak istediği hayatı her şeye rağmen huzurla sürdüren insanları düşünür, imrenirim. Satabileceği onca albüm dururken “bir başka sefere” diyerek uğurlamıştı.

Mehmet Uhri

One Response to “Bir başka sefere”

  1. Naile Kalender diyor ki:

    olağanütü duygulu bir o kadar özgün bir yazı daha kutlarım Mehmet’cim bizle paylaştığın için de teşekkürler..

Leave a Reply