Archive for Ekim, 2016

Söyleyin Onlara…

Çarşamba, Ekim 12th, 2016

img_2603Rüya bu ya; derin bir uykudayken 1984 yılında yitirdiğim babam İhsan Uhri çıkmış gelmiş, beni sarsarak uyandırmaya çalışıyordu. “Söyle onlara! Onlara söyle! Çocuklara söyle, onların bir suçu yok. Yaşananlardan kendilerini suçlu hissetmesinler. O yaşta kendini nedensiz yere suçlu hissetmeyi öğrenirlerse hep suçluluk duygusu içinde ezik yaşamak zorunda kalırlar. Birinin çocukların suçunun olmadığını söylemesi gerekiyor. Söyle onlara!” diye bağırıyordu.

Babam rahmetli matematik öğretmeni İhsan Uhri İzmir Bornova Anadolu lisesinin kuruluşundan itibaren emekli olduğu 1977 yılına kadar görev yapmıştır. Eski adıyla İzmir Maarif Koleji ve günümüzdeki adıyla Bornova Anadolu Lisesi’nin “Baba İhsan” lakaplı kült hocalarındandı. Okulda yaşadıklarını ev ortamında pek paylaşmadığı için babamın okulda nasıl biri olduğunu vefatından sonra mezun ettiği öğrenciler ile zaman içinde karşılaşıp konuşarak öğrenmiş, bir anlamda onu yeniden tanımıştım.

Rüyaların önemini ve görülen rüyayı paylaşmayı da babamdan öğrenmiştim. Sabahları kahvaltıda gece nasıl bir rüya gördüğümü anlatmamı isterdi. İşte o gece babam yıllar sonra rüyama girmiş benden bir şeyler yapmamı istiyordu. Rüyanın devamında uyanıp yatağımda doğrulmaya çalışıyorum ancak o omuzlarımdan tutup sarsmaya ve “söyle onlara!” diye haykırmaya devam ediyordu. Sıkıntı içinde uyandım bir bardak su içip rüyayı anlamlandırmaya çalıştım. Sonra babamı özlediğimi fark edip tekrar görürüm umuduyla uyumaya çalıştım. Bu kez rüyada babamla bir deniz kıyısındaydık. Çocukluğumda yaptığımız gibi sahilde midye kabuğu seçiyor yürüyüş yapıyorduk. Çocukça aklımla sorular soruyor o ise her zaman yaptığı gibi önce soruyu kendince daha anlamlı hale dönüştürüp sonra yanıtlamaya çalışıyordu.

- Okulların eski öğretmenlerinden ne istiyorlar, onları neden gönderiyorlar, baba?

- Soruyu şöyle sormaya ne dersin? “Okulların kıdemli öğretmenleri neden bu kadar önemli?”

- Olabilir. Neden bu kadar önemli?

- Çünkü o öğretmenler okulun hafızasıdır. Bir anlamda yeni gelen öğretmenlerin kıblesidir. Yeniler eskilere bakıp okulun havasını, geleneklerini, öğrenciye yaklaşımını koklar kendilerine ayar verip adapte olurlar. Yabancı bir yerde camiye gidildiğinde görünüşte hiç farklılık olmayacağını bilse de caminin kıdemlilerine bakıp kendine ayar verir ya insan, işte öyle.

- Hepsi mi?

- Hepsi değil, elbet. Farkında olanı var, olmayanı da. Ancak öğrenci onların kim olduğunu bilir. Bir öğretmene iyi ya da kötü lakap takılıyorsa o okulun hafızasında yer etmeye başlamış demektir.

- Peki sana neden “baba” lakabını takmışlardı?

- Matematik gibi korkulan derslerden birini veriyor olmanın yanı sıra 12- 13 yaşında ailesinden ayrılıp yatılı okula gelmiş öğrencilerin yurtlarından sorumluydum. O çocukları dinleyip korkularını paylaşmak yüzünden o lakabı taktıklarını düşünüyorum. Başlangıçta biraz kaba bulmuş pek hoşuma gitmemişti. Sonra gerçekten baba olunca “o kadar da kötü değilmiş” diye düşündüm.

- Peki okulun hafızası olan öğretmenler okuldan uzaklaştırılırsa kötü mü olur?

- Düşünelim. Okul hafızasının bir kısmını yitirince ne olur? Birbirini pek tanımayan, ortak kültür ve anlayış birliği oluşturmak için zamana gereksinimi olan öğretmenler ile yeni yapılanmakta olan diğer okullara benzemeye başlar. Hafızadaki eksikliği doldurmak, okulun hafızası işlevini görmek de öğrencilere düşer. Öğrenciler kendilerini geliştirmek, kişiliklerini bulmakla uğraşacaklarına okul ile uğraşmak zorunda kalır. Herkes için zaman kaybı olur ve sanırım zor bir süreç yaşanır. Öğrencilerin haksız yere kendilerini cezalandırılmış hissetmeleri de cabası. Ayrılan öğretmenler ise tayinleri cezalandırma olarak görmez, küskünlük veya kırgınlık yaşamazsa gittikleri okula burada edindikleri deneyimleri de götürürler. Gittikleri okullar değerini bilirse kazanç bile olabilir. Yine de çok umutlu olmamak gerekir.

img_26075Rüyanın burasında sahilden eline aldığı yassıca bir taşı denize fırlatıp suyun üzerinde sektirdi. Küçüklüğümde olduğu gibi hiçbir zaman onun kadar iyi taş sektiremeyeceğimi düşündüm. Elimdeki taşı fırlattım. İlk gelen dalganın üzerinden hafifçe sekip başarısız bir atış olarak denizin dibini boyladı. Dönüp baktığımda babamı göremedim. Topladığım deniz kabuklarını denize doğru savurup “soracaklarım bitmedi, geri dön baba” diye bağırdım. “Bir çocuğun babasına soracağı sorular hiçbir zaman bitmez ki. Sor bakalım” diyen sesiyle arkamda belirdi. Elini tutmak istedim ama ulaşamadım. O ise ıslak kumun üzerine bir şeyler çiziyordu.

- Eğitim her yerde aynı değil mi? Okul ve öğretmen neden bu kadar önemli?

- Şöyle desek; Okullar topluma eğitimli ve yetişmiş bireyler kazandırmayı amaçlıyor ve bunu toplum geneline sistemli biçimde yaymaya çalışıyorsa öğretmen değişikliğinin ulaşılmak istenen amaç için önemli olmaması gerekmez mi?

- Peki öyle soralım. Amaç öğrencilerin yetişmesi ise öğretmenlerin yer değiştirmesi neden bu kadar sorun oluyor?

- Özellikle liseler insanları ilk gençlik yıllarında edinmesi gereken bilgiler ile donatırken kimliğin ve kişiliğin gelişmesine de katkıda bulunur. Bir arada yaşama kültürünü, uyum göstermeyi, takımın parçası olmayı okulda öğreniriz. İlk kimlikler de o yaşlarda şekillenir. Taraftarı olduğun takım da bir kimliktir, siyaseten yakın durduğun insanlarla birlikte edindiğin kimlik de. Üstelik edindiğin kimlikler karakterine de yansır. O yaşta insan hem arkadaşlarına benzeyip onlarla kaynaşmak hem de farklı olmak ister. Aradaki dengeyi kurma çabası karakterini ortaya çıkarır. Karakter dediğin birbiriyle uyumlu veya uyumsuz bir sürü bileşenin bir arada olduğu parçalı bir yapıdır. Onları bir arada tutup dengeli kişiliğe ulaşmak için gereken özgüveni de büyük oranda okul ortamında ediniriz. İşte o deneyimli öğretmenler bunu bilir, çocukların kimliklerini bulmasında ve kazandırdıkları özgüven ile karakterlerinin şekillenmesinde yol gösterici olurlar.

Kumun üzerine çizdiği irice ev resminin ortasına küçük çakıl taşları yerleştirmişti. “Bu kez ben bir soru soracağım” dedi babam. Eliyle çizdiği resmi gösterip “Bu bina okul olsa çakıl taşları neyi simgeliyor olabilir?” diye sordu.

- Öğrenciler herhalde

- Değil?

- O zaman öğretmenler.

- O da değil.

- Peki ne o zaman?

- Okulda yaşanmış ve unutulmamış anıları simgeliyor. Her okulda bu çakıl taşları gibi iyi kötü benzer olaylar yaşanır. Kimliğin ve karakterin şekillenirken o anıları da yanına alır gidersin. Zaman geçer geri dönüp okuluna baktığında bina ile birlikte o anılarını görürsün. O anki ruh haline göre bir anına ait çakıl taşını alıp cebine atar yanında taşırsın. O anılarda yer etmiş, okul ile birlikte anılan kült öğretmenlerin o yaşanmışlıkların parçası olduğunu, o kasvetli binalara ruh kazandırdıklarını fark edersin.

Arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. İçimi hüzün kaplamıştı. “Az önce söyle onlara diye bağırıyordun. Benden ne yapmamı istiyorsun?” diye seslendim. Durup bana baktı. O sıcak gülümsemesini ne kadar özlediğimi fark ettim.

- Birileri çocuklarla konuşmalı. Okulu bilen, tanıyan, ruh kazandıran öğretmenleri uzaklaştırırsan öğrencileri o kasvetli okulda korkularıyla baş başa bırakırsın. Korkarlar ve neden korktuklarını da bilemezler. Bir suç işlediklerini ve cezalandırıldıklarını düşünürler. O yaşta işlemedikleri bir suçun cezasını kabullenmeyi öğrenirlerse hayat boyu her olayda kendilerini suçlar, ezik yaşamayı normalleştirirler.

- Yani?

- Özgüvenlerini kazanamazlar. Velilerin, idarecilerin, eğitimcilerin herkesin konuşup tartıştığı bir ortamda kimse öğrencilerin cezalandırılıyor hissine kapılacaklarını görmüyor. Onlara kabahatleri olmadığını, suçluluk duymamaları gerektiğini söylenmeli. Öğrencilerin suçu yok. Bu onların beceriksizliği değil…

Sözlerini tamamladıktan sonra gözden kayboldu. Arkasından seslenmek, yetişip konuşmak istedim ama olmadı. Rüyanın devamını hatırlamıyorum.

Sabah sıkıntı ile uyandım. İlk işim geceden hatırladıklarımı yazıya dökmek için bilgisayarımın başına geçmek oldu. Yazdıklarımı gözden geçirip arkama yaslandığımda masamın üzerinde kenarda duran irice çakıl taşını fark ettim. Taşın ne zamandan beri orada olduğunu ve nereden geldiğini çıkaramasam da belki rüya devam ediyordur diye elime almaya çekindim. Öylece bıraktım…

Mehmet Uhri

NOT 1: Babam İhsan Uhri’nin anısına saygı ile…   Haklıydın baba; bir çocuğun babasına soracakları hiç bitmiyor.

.

NOT 2: İhsan Uhri kimdir?

İhsan Uhri İzmir 1922 doğumludur. Babası ve Annesi bugünkü Makedonya sınırları içinde Ohri’de dünyaya gelip Balkan savaşı öncesi Anadoluya göç etmek zorunda kalanlardandır.  İzmir’e yerleşirler. Soyadı kanunu çıkınca ufak bir harf hatası olsa da doğdukları şehre atıfla “Uhri” soyadını alırlar.

Tütün tüccarı olan babasının varlık vergisi uygulaması nedeniyle iflas etmesi üzerine ailenin geçim sıkıntısını hafifletebilmek için İhsan Uhri Edirne Öğretmen okuluna yazdırılır. 18 yaşında öğretmen olup ilk görev yeri olan Mardin Midyat’ta ilkokul öğretmenliği yapar. 1942 yılında Kars Sarıkamış’ta başladığı askerlik hizmeti II. Dünya savaşı nedeniyle uzar ve 37 ay ( 3 yıl ) askerlik yapıp 1945 te üsteğmen olarak terhis olur.

1946 – 51 arası Ankara Hasanoğlan ve Kars Cılavuz Köy enstitülerinde öğretmenlik İzmir Kızılçullu Köy enstitüsünde müdürlük yapar. 1952 – 56 yılları arasında İngiliz yönetimi altındaki Kıbrıs’ta Magosa Namık Kemal Lisesinde öğretmenlik görevini sürdürür.

1956 yılında Ege kolejinden dönüştürülen İzmir kolejine müdür yardımcısı olarak atanır. Fullbright burs sınavını kazanıp 1958- 60 yılları arasında Amerika’da Wisconsin üniversitesinde (Milwaukee) matematik masterı yapıp doktoraya başlar. 60 İhtilali nedeniyle yurt dışında okuyan herkesin ülkeye geri çağrılması üzerine İzmir’e geri döner. Dönerken yanında teslim edemediği doktora tezi de vardır. Ege Üniversitesi astronomi bölümüne öğretim üyesi olarak kabul edilse de burslu okuduğu ve devlete borcu olduğu gerekçesiyle Maarif vekaleti muvafakat vermez.

1960 tan itibaren “İzmir Maarif kolejinde veya günümüzdeki adıyla Bornova Anadolu Lisesinde” matematik öğretmeni olarak görev yapıp 1977 yılında emekli olur.

İhsan Uhri 1984 yılında geçirdiği enfarktüs ile kaybedilmiştir.