Archive for Kasım, 2015

Kedi Mabedi

Salı, Kasım 17th, 2015

kmm1

Bilmem ki nasıl anlatsam, derdimi?

Yaşadığım yerin adını kedi mabedi koyduklarına aldanmayın. Gerçekte bütün dünya kedilerin mabedidir. Burada, bu kafede 6 kedi bir arada yaşarız. Arada sayımız artıp eksilse de mabedimiz kedisiz kalmaz. Bulunduğumuz ülkede sahipsiz hayvan yasak olduğu için sokağa dahi çıkmamız yasak. Gerçi bizim de dışarıda gözümüz yok. Burada rahatımız yerinde.

En küçüklerimiz şu siyamlı ikizler.  Aramıza en son katıldılar. En yaşlımız ise sarılı beyazlı tüyleri, buruşuk bıyığı ile genellikle miskince oturup yerinden kalkmayan şu köşedeki iri olanımız.

km3-1

Burası kedilerin olduğu kadar kediseverlerin de buluşma noktası. Hal böyle olunca kedilerden haz etmeyen insanları tanımak fırsatım pek olmadı. Tanıdığım kadarıyla insanları anlatmak ve derdimi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle bize sokak hayvanı olmayı yasaklayıp sokakları kendinin sananları hiç anlayamadım. Onların da bizlerden hoşlandıklarını sanmıyorum. O tipler hatır gönül için arkadaşlarının sürüklemesiyle gelir ve kendilerince en korunaklı köşeye geçip her hangi bir kedi yaklaşmasın isterler. İlginç ve hayli çekici kokuları vardır. Arada şaka yapmayı sevdiklerimiz bunlardır.

Bir de onlar kadar olmasa da temizlik takıntısı yüzünden bizlerden uzak durmaya çalışan hatunlar vardır ki aslında hiç ilgimizi çekmezler. Kendileri saç veya kıl dökerken iğrenmezler de bizim tüyümüz pis gelir rahatsız olurlar. Yalanıp temizleniyor olmamıza ise hiç tahammülleri yoktur. Neymiş kıçımızı yaladığımız dilimizle her yerimizi yalıyormuşuz. Çok pis olmalıymışım. Yahu biz size tuvalette ne halt ettiğinizi veya ellerinizin kirine bakmadan bizi okşamanıza laf ediyor muyuz? Hem şu temizlik işinde anlaştığımızı da söylemek pek doğru olmaz. Görünür kirlere sözüm yok ama görünmediği halde varlığı tahmin edilen kirler konusunda takıntılı çok insan gördüm. Oturacağı sandalyede veya kahvesini içip gazetesini okuyacağı masada kedi yürümüş, hatta çişini yapmış olabilir mi diye düşünmeden edemeyenlerle işimiz var. Yaptıklarımız tamam da yapmadıklarımızı nasıl ispat edeceğiz. Nedir bu evham? Çatalı bıçağı peçeteyle silince temizlenmiş mi oluyor? Dertliyiz diyorum inanmıyorsunuz.

km3-2

Bir diğer grup daha var ki, onlar da zor insanlar. Yapışır bırakmaz öyle cıvık sever okşarlar ki başınız döner. Utanmasalar yalayacak, alıp içlerine sokacaklar. Bu kadar sevgi de iyi gelmez, zorlanırız. Mıncıkladıkça gıdıklanır tırmalamak zorunda kalırız bu kez nankör olduğumuzu sevgiye karşılık vermediğimizi düşünürler. Yahu durup dururken gelip seni gıdıklasam hiç mi tepki vermezsin. Anlamak mümkün değil. Böyle bir kedi düşkünü ile temizlik takıntılı olanlar yan yana geldiğinde ise şenlik başlar. Birinin kucağına yatıp kuyruğumu ötekinin dizine vurdukça hayli komik olaylara şahit oluruz.

Bir de çok daha kalabalık bir grup vardır ki ciddi sorular sorarak işe başlarlar. Kendileri için değil yanındakiler için sorduklarını özellikle vurgular ve aşılarımızın tam olup olmadığını, kısırlaştırılmış olmamız gerektiğini sorup, aç olup olmadığımıza kadar bilgi isterler. Daha önce müşteriler ile sorun yaşanıp yaşanmadığı bile gündeme gelir. Onlar hep korku ve kuşkuları ile yaşıyor gibidir. Kendilerinin gerçekçi olduklarını iddia etseler de korkuları ile yaşayıp hayatları hep kontrol altında olsun isterler. Duyguları bile kontrollüdür. Böylece kontrol altında tuttukları bir hayat yaşadıklarını sanıp. korkuları yüzünden pek mutlu olamasalar da huzurlu olduklarını düşünür, avunurlar. Aslında neredeyse tüm enerjilerini korkularından alıyor, onlarsız yapamıyorlar. Kahvesini kekini alıp kitaplarına gömülmüş huzur içindeyken bir anda kafalarını kaldırıp yakında tehdit unsuru olabilecek bir şey olup olmadığını araştırırlar. Huzurlu görünseler de rahatsız tiplerdir.  Bunlar kontrolleri dışında bir olayla karşılaşacaklarından ve utandıran bir tepki vereceklerinden endişe edip kafalarında kurup dururlar. Kalabalık bir grup oldukları için hallerinin normal olduğunu düşünürler. Biri üstlerine yürüse hemen yelkenleri indirir, her daim korkularını dile getirip evham ederler, arkadaşları “yeter abartma” dediğinde kabahat işlemiş gibi susuverirler.

Dedim ya insanları anlamak çok zor. Kafeye uğramayanları veya uzak duranları bilemem ama en büyük grup şu korkularıyla yaşayanlardan oluşuyor, sanırım. Nedense, korkuların hayatlarını yönetmesinde huzur buluyorlar.

Bir de değişken grup var ki evlere şenlik. Bazen temizlik takıntılı olup sonra boş verebiliyorlar. Tedirginlikleri devam ediyor ama neden tedirgin olduklarını kendileri de açıklayamıyorlar. Kendileri öylece dursalar da içlerinde ne varsa değişip dönüşüp durur. Dedim ya evlere şenlik.

km6km5-1

Biz kediler çok renkli farklı türlere bürünsek de huylarımız birbirine benzer. Günden saate rengimiz huyumuz değişmez. Bir de sayıları çok az olsa da kedi kılıklı olan insanlar tanıdık. Bizler severiz ancak başkaları için zor insanlardır. Bilirsiniz biz kediler tüm dünyanın ve yaşadığımız hayatın bize sunulmuş armağan olduğunu düşünür o yüzden biraz tepeden bakarız. Sahibimiz olduğunu düşünenler olsa da yaşadığımız ortama bağlanırız. Bu yüzden nankör diyenler de çok olur. Karakterli görünmek, yaltaklanmamak nankörlükse bırakalım desinler. Kedi kılıklı olan insanlar da biraz böyle oldukları için pek hoş karşılanmazlar. Pek konuşmaz konuştukları zaman net ve açık olurlar. Duruşları kolay değişmez. Kedi gibi sakin ve munis tiplerdir. Kavga filan da çıkarmazlar. Hani biraz daha samimi olsak konuşasımız gelir. Mesafeli ve üstten bakan halleri yüzünden içten pazarlıklı oldukları düşünülür. Onlarınsa umuru bile değildir.

Bu kadar değişken tipler olunca kedi kafenin sakinlerine uyum sağlamak kolay mı sanıyorsunuz? Bir yerden sonra insanları anlamaya çalışmak yerine idare etmek ve az buçuk yönetmek daha kolayımıza geliyor. Aynı insanın tipten tipe bu kadar çabuk nasıl değişebildiğine hayret edersiniz. Kız arkadaşıyla geldiğinde onun gibi temizlik takıntılı olan ancak yalnız geldiğinde hiçbir şeyi umursamayan tipler için iki yüzlü demek yerine uyum göstermeye çalışıyor demiyorlar mı? Kuduruyorum…

Derdim büyük dostlar. Kendileri arasında bu kadar sorunlu tip varken onlara hiçbir şey yapmayıp sahipsiz hayvanları sokaklarda istemiyor kısırlaştırıp kontrol altında tutmak istiyorlar. Sanki kendi aralarında sokak hayvanı gibi yaşayan, kaba saba dengesiz tipler yokmuş gibi her fırsatta kabahati biz kedilerde arıyorlar.

Evcilleştirilmiş olduğumuzdan söz edenlere de birkaç lafım var. Kimin kimi evcilleştirdiğini zaman gösterir. Sizleri bilemem ama biz kediler ne olduğumuz ve ne yapıp yapmayacağımıza kendimiz karar verebiliyoruz. Sizler hiç öyle değilsiniz. Yanınızda başkaları varken edepli dursanız bile yalnızken yapmayacağınız muzurluk yok. Yeter ki gören duyan olmasın.

km5-2

Dedim ya derdim büyük. Belki insanların da bizler hakkında farklı düşünceleri dertleri tasaları vardır. O kadarını bilemem. Gün olur kedi mabedi isimli bir kafeye yolunuz düşerse camın önünde oturup meraklı gözlerle sıkılmadan dışarıyı izleyen siyahlı beyazlı kedi ile göz göre gelirseniz çekinmeyin. O benim. Penceremiz küçük, tanıdığımız insanlar sınırlı olsa da biz kediler insanları evcilleştirmede kararlıyız. Onları anlamaya çalışmanın zor olduğunun farkındayız. Hatta kendilerinin bile tam olarak anladıkları konusunda hayli kuşkuluyuz.

Her ne olursa olsun burası bizim mabedimiz. Buradayız ve bekliyoruz. Gördüğünüz gibi gelenleri tanımaya da başladık. Bundan sonrasını yaşayıp göreceğiz. Her şeye rağmen burada olmanın insanları tanımaya çalışmanın heyecan verici bir deneyim olduğunu düşünüyorum.

Maaauuuv…

Mehmet Uhri

Nefes Hayattır

Salı, Kasım 3rd, 2015

diver05

Yaşlı doktor abimiz katılması gereken bir cenazesi olduğunu, öğleden sonra mesaiye gelemeyeceğini söyleyip randevulu hastalarıyla ilgilenmem için ricada bulundu. İş yükümün yoğun olduğunu ve artacak hasta yükü yüzünden hayli sıkıntılı bir gün yaşayacağımı bilmesine karşın sözleri ricadan çok bir emir gibiydi. Yeri geldiğinde hepimize destek olan doktor abimizin  çok nadiren böyle taleplerde bulunduğunu göz önüne alarak itiraz etmedim. Hastalarıyla ilgileneceğimi söyleyip baş sağlığı dileğinde bulundum. Meslektaşımın camiden ve cenazeden özellikle uzak duranlardan olduğunu bildiğimden ölen hayli yakın olmalıydı.  “Başınız sağ olsun. Yakınınız biri olmalı, öleni bizler de tanıyor muyuz?” diye sordum.

- Sizler tanımazsınız ama yakındı. Hem de bir nefes kadar yakındı. O benim su altı öğretmenimdi. Denizlerin derinliklerini, oradan hayata bakmayı hep o öğretmişti. Aynı yaşlardaydık ama onun hayat deneyimi benden çok daha fazlaydı.

- Dalış yaptığınızı, su altını sevdiğinizi işitmiştim ama bu kadar tutkuyla bağlı olduğunuzu bilmiyordum.

- Aslında hastamdı. Yüksek tansiyon sorunu nedeniyle takip ediyor ara sıra hastaneye yatırmak zorunda kaldığımız bile oluyordu. O hasta ben doktor iken tanışıklığımız ilerledi, bir baktım ki o hoca ben öğrenci oluvermişim. Bir nöbet akşamı sohbet sırasında su altı merakından ve dalgıç eğitmenliği yaptığından söz edip su altı dünyasını öyle güzel anlatmıştı ki kısa sürede kendimi su altında buluverdim.

- Nasıl yani, alıp başınızı denizlere mi açıldınız? Aileniz bir şey demedi mi?

- Yok, o kadar değil. Eşim pek heves etmese de bana eşlik ediyor, tatillerimizi su altı programı da dahil olacak biçimde birlikte yapıyorduk. Sonraları büyük kızım pek bulaşmasa da küçük kızım ekibe katıldı. Her tatil fırsatında dünyanın farklı denizlerinde dalmaya gider olduk.

Daha da konuşacaktık ama acelesi vardı. Çıkmadan serviste yatan hastalar ile de ilgilenmesi gerektiğini söyleyip aceleyle odadan çıktı. Biriken hastaların da etkisiyle hayli yorucu geçen günün akşamında telefonum çaldı. Arayan doktor abimizdi. Hocalarını toprağa veren dalış ekibi olarak akşam bir yemek organize ettiklerini, kabul edersem beni de davet etmek istediğini, hayli yorucu ve can sıkıcı bir günün ardından herkese iyi geleceğini söyledi.

11990429_10153499953223444_7413016886193204736_n

Sabah güne nasıl başlar ve ne planlarsanız planlayın hayat size sürprizler sunabiliyor. Birbirinin benzeri sıradan günlerden biri olarak evden çıkmış ve kendimi, hiç tanımadığım dalış tutkunları ile birlikte daha önce gitmediğim bir meyhanede gün batımını izleyip tanımadığım merhum sualtı dalış eğitmeni için kadeh kaldırır halde bulmuştum. Herkes son derece samimi biçimde ölenle olan anılarını paylaşıyordu. Aralarında daha yaşlıca ama yaşına göre hayli dinç duran saçı sakalı ağarmış olanı kadehini eline alıp ayağa kalktı;

- Bir gün onunla yine böyle batan güneşi izlerken hayatımızdan bir gün daha eksildiği gibi klişe bir şeylerden söz edip günlerin de dipte ağzımızdan çıkan hava kabarcıkları gibi yitip gitmekte olduğundan söz etmiştim. Güneyde bir yerlerdeydik. Olmaz öyle şey diye lafı benden alıp hayatın sırrının nefeste olduğunu anlatmıştı. Herkesin iyi kötü hayata dair bir bakışı veya sorgulaması olduğunu, hayatı dağda, bayırda, adrenalin aktivitelerinde arayanların dönüp dolaşıp su altında huzura erdiklerinden söz etmişti. Hayatın nefeste olduğunu ve bir tek su altında nefesin görünür hale geldiğini anlatmış “nefesimizle çıkan her kabarcık aslında bir insan ömrü gibi yükselip basınçtan kurtuldukça büyür gelişir özgür hale gelir ve kaybolur. Nefes hayattır” demişti. Kadehimi “bir nefes hayat” için kaldırıyorum. Ruhu şad olsun.

Benim için sıradan başlayan gün giderek ilgi çekici hale geliyordu. Hepsi farklı mesleklerden ve farklı sosyal statülere sahip dalgıç ekibi ile son derece içten bir muhabbetin ortasında kalmış, böyle bir ekibi daha önce tanımamış olmaktan dolayı kendimi eksikli hissetmeye başlamıştım. Ölen hocalarının sağlık sorunları nedeniyle 2 yıla yakın bir süredir dalış yapmayı bırakıp dalış takımlarını masadaki en genç “delikanlıya” bıraktığından söz edilince bu kez delikanlı kadehi ile ayağa kalktı;

- İlk derste “nefesini tutma” demişti. Nefesin hayata bu kadar yakın olduğunu ondan öğrenmiştim. İş ortamında nemrut ve çekilmez biriydim. Her işi kendim yapmak ister, birinin yardım ediyor olmasını acizlik sayardım. Öyle bir eğitim ortamından geliyordum. Her şey kişisel başarı üzerine kuruluydu. Su altı beni başka bir şeye dönüştürdü. Orada değil yalnız olmak birlikte daldığınıza muhtaç olunduğunu ve bunun hiç de utanılacak bir durum olmadığını gördüm. Benim için su altı; rekabetin anlamsız kaldığı, dayanışma ve yardımlaşmanın kişiliklerin de önüne geçtiği masal dünyası gibiydi. “Dışarısı ne kadar gerçek görünse de aşağıda daha çok kendin olduğunu göreceksin” demişti. Kadehimi onun bir zamanlar yaptığı gibi nefesini tutup telaş ve heyecanla yaşayanlara inat nefesini sakınmayanlara kaldırıyorum.

10409214_10153822585315348_2695219527590156547_n

Cenazenin ardından matem içinde geçecek bir gece hayal ederken hayli dolu, keyifli ve samimi konuşmaların geçtiği bir ortamdaydım. Dalgıçların ilgisini çekenin su altındaki yaşama ait izler olduğunu düşünürdüm. Halbuki onlar su altında olmaktan orada geçirdikleri zamandan büyük mutluluk duyuyor görünen görünmeyen ne varsa onlarla yetiniyordu. “Uzayda olmak gibi” dedi yanımda oturan meslektaşım. Su altının uzay gibi yerçekimsiz ve hemen tümüyle sessiz bir yer olduğunu kurallara uyulunca son derece güvenli ve ilgi çekici olduğunu anlattı. Bir ara bizimki de ayağa kalktı;

- Onunla tanışıklığımız hastane ortamında başlamıştı. Sağlığa bakış açımı onun sayesinde değiştirdim. Vücuda parça veya organ bazında bakmak kadar bütün olarak bakmanın ne denli önemli olduğunu ondan öğrendim diyebilirim. “Bedeni iyileştirmekle o bedenin içindeki hayatı tümden iyileştirmiş olmuyorsunuz” diye söylenmişti bir kez. Hayat nefesle bu kadar ilişkiliyken elimizdeki tahlillere bakıp hastaya bakmamamıza her seferinde serzenişte bulunurdu. Nöbetçi olduğum bir akşam hastanede uyku tutmamış odama muhabbete gelmişti. Hayatın tüketilen bir enerji veya bir akış olduğunu zannedip sınırları zorlamak için çırpınanları veya sürekli bir şeyler tüketerek telaş içinde yaşayanları anlayamadığından dem vurup, “hiç de öyle komplike bir şey değil hayat. Aldığın verdiğin nefesten ibaret. O kadar.” demişti. “Düşünsene sualtında hayat nefesle içine giriyor ve derinlere indikçe aldığın hava sıvılaşıp damarlarına karışıyor, kendi nefesinle demleniyorsun. Yeter ki ölçüyü kaçırma. Acele edersen hızlı parlayıp sönen pek çoğu gibi vurgunu yersin, demini ayarlayamazsan bu kez geri gelemez derinlik sarhoşluğu ile kaybolursun. Hayat bu. Aceleye gelmez.” Demişti. Kadehimi kendi nefesiyle demlenenlere, bizlere kaldırıyorum.

Gerçekten unutulmaz bir gece olmuştu. Gecenin sonunda böylesine bir geceyi paylaştığı için doktor abimize tekrar tekrar teşekkür ettim. O ise cevap bile vermeyip gülümsemekle yetindi. Ekipteki diğer bir dalış hocası telefonunu verip “gün gelir nefesini görmek, bizimle uzaya yolculuk yapmak istersen ara. Su altında herkes birbirine bir nefes kadar yakındır.” dedi.

Ertesi gün ve daha sonraki günlerin aslında öncekilerden hiç farkı yoktu. Hiç tanımadığım bir insanın ölümü ve ardından yaşananların hayata bakışımı bu denli değiştirebileceğine söyleseler inanmazdım. Ara sıra doktor abimizle koridorda karşılaştığımızda “nefesimi tutmuyorum” diye takılıyorum. Gülümseyip kafa sallayıp geçiyor. Nefesimizi görebilmek ve ilk su altı deneyimini yaşamak için ise ailecek havaların ısınmasını bekliyoruz.

Dr. Mehmet Uhri

Not: Bu anlatı kullanılan fotoğraflar ve katkıları için sayın Çetin Hepbir’ e teşekkürlerimle ithaf olunmuştur.