Archive for Ocak, 2015

Patologun Ruh Halleri

Pazartesi, Ocak 26th, 2015

Duygu durum ( mood ) içinde bulunduğumuz iç ve dış koşullara uyum gösterme çabasının sonucu olup yaşam dediğimiz olgunun bizdeki yansıması, görüntüsüdür. İklimler nasıl insanların yaşam biçimleri üzerinde etki ederse ruh iklimi olarak benzetebileceğimiz duygu durum da bizleri o iklime uyma yönünde değiştirip geliştirir. Bulunulan çevre, ortam ve algıda seçiciliğe göre kişiden kişiye değişiklikler gösterir.

Ruh hali ise ( affect ) içinde bulunulan ruh ikliminde ( duygu durum ) yaşanılan ruhsal dalgalanmalardır. Her mesleğin kendine göre ruh iklimi vardır ve zamanla insanları etkiler, değiştirir. Sözgelimi hukukçuların özellikle savcı ve hakimlerin empatiden yoksun “mahkeme duvarı” gibi ruh hali içinde görünmeleri mesleğin gerektirdiği ruh ikliminden kaynaklanır. Hekimliğin pek çok alanı de çalışanlar üzerinde bir ruh iklimi oluşturur ve bu iklime uyum göstermeye çabalayanlar arasında farklı ruh halleri görülse de genellikle mevsim normalleri içinde kaldığı için anormal olarak algılanmaz. Ancak mesleğe dışından bakanlar için durum hiç de normal görülmeyebilir. Psikiyatri uzmanlarının genel ruh hallerinin halk arasında pek de normal kabul edilmeyişi bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Patoloji uzmanlık alanı da hekimliğin pek çok alanı gibi kendine özgü bir ruh iklimi yaratır ve patologlar da bu iklimin gerektirdiği ruh hallerine bürünürler. Ekşi sözlükte patoloji başlığı altında “Madde 20: Klasik müzik gibi bir şeydir patoloji. Yaş kemale erdikçe sevilir, anlaşılır” biçimindeki açıklama mesleğin zamanla insanı değiştirdiğine de vurgu yapmaktadır.  Her alanda olduğu gibi mesleğin gerektirdiği ruh halinin farkında olup yüzleşilebildiği ölçüde sorun yoktur.

resim1

Dışarıdan bakış her ne kadar nerede durulduğuna ve önyargılara göre değişkenlik gösterse de atasözü gibi ortak kabul gören ve aktarılan söz, nükte, şaka gibi unsurlar ortak akla dair ipuçları barındırır. TUS’a hazırlanan tıp öğrencilerinin kariyer belirlemek için kullandığı biraz da esprili algoritmanın barındırdığı ortak akıldan yararlanacak olursak patoloji uzmanlık alanının çalışkan ve ağırbaşlı tıp öğrencilerinin daha çok seçtiği veya seçmesi önerilen bir branş olduğu görülmekte. Gerçekten de anestezi uzmanlığı gibi underground yaşamaya mahkum gibi görünse, preklinik bir branş olduğu sanısı yaygın bir kanaat olsa ve genellikle istenilen zamanda tahlil sonucunun hiç alınamadığı gibi genel bir önyargıyla muhatap olsa da patologlar Prof. Dr. Nadir Paksoy’un anlamlı benzetmesiyle takım oyunu olarak görülebilecek bir organizasyonda tıbbın kalecileridir.

Mesleğin getirdiği ruh iklimi ( duygu durum ): Kaleci psikolojisi

resim2Bilirsiniz; takım oyununun yalnız kahramanlarıdır, kaleciler. Gözler hep diğer oyuncuların üzerindedir. Gerideki yalnız adam olmak da yetmez, duruşunuzla güven vermeniz de gerekir. Başarınız takım arkadaşlarının performansıyla ilişkilidir. Yeterli klinik bilgi ve destek alamadığımız durumlarda hata yapma-gol yeme olasılığınız yüksektir. Defans hata yapsa da çoğunlukla kaleci suçlanır. Yenilen gol kaleciye atfedilir. Her kaleci gibi ne kadar iyi kurtarışlar yapsa da yediği gollerle hatırlanmaktan kurtulamaz. Patolojinin de sağlık hizmeti üreten takım oyununun içinde en geride yalnız adam olarak yer almak, takım için güven verici olmak gibi zor bir yükü vardır. Zordur kaleci psikolojisi. Takımdan uzak, oyun boyunca pek kimseyle konuşmadan dikkatli bir izleyici olmak ve defansın da yardımıyla gol yememeye, en azından hata yapmamaya çalışmak zor ve yıpratıcıdır. Seyirci açısından pek dikkat edilmeyen bir yerde görev yaparlar. Kaleci psikolojisi takımdan izole olmayı, yalnız olmayı ve ne olursa olsun takımın gerideki son adamı olarak güven verici olmayı gerektirir. Takım gol atıp çılgınca sevinirken de kaleci bir kenarda yalnız başına sevinmekle yetinir. Dahası çok başarılı bir reflekse golü önlediği doğru teşhis verdiği zamanda da sanki hiçbir şey olmamış gibi tevazu içinde topu oyuna sokması beklenir.

Kaleci psikolojisi biçiminde özetlediğimiz patoloji uzmanlık alanının ruh iklimi ( duygu durum ) çalışanları da uygun ruh hali içinde olmaya zorlar. O iklimin gerektirdiği ruh haline uyum gösterebilmek için her meslek çalışanlarını zaman içinde değiştirir ve dönüştürür. Bu değişim ve dönüşüm Adaptasyon, Formasyon ve Deformasyon şeklinde üç aşamadan geçer ve genellikle ilk iki aşamadan sonra durması beklenir.

İlk aşama Adaptasyon aşamasıdır. Mesleki uygulamalara adapte olmaya çalışmaktır. Cerrahi branşlarda olanların daha az uyku ve daha çok fizik güç sahibi olmaları el becerilerinin artması mesleki adaptasyona iyi bir örnektir. Patolojinin gerektirdiği adaptasyon özenli, düzenli, temiz ve titiz çalışma alışkanlığı ile başlar. Her patoloji asistanı tıbbın diğer alanlarına göre “kirli” kabul edilen patoloji laboratuarının temizlik ve düzenini öğrenerek işe başlar. O yüzden eğitim “en kirli” yerden “makroskopiden” başlar. Patolojinin kazandırdığı özenli, düzenli, temiz ve titiz çalışma alışkanlığına zaman içinde bilgi ve deneyim arttıkça dikkat artışı ve detayları gözden kaçırmama alışkanlığı da eklenir. Bilginin mikroskop başında yeniden yeniden kullanımı ve detayları gözden kaçırmama çabası bir kaleci titizliği ile oyunu izlemeyi gerektirir. En ufak detay için klinik bilgi almaya çabalamak saatlerce kitap karıştırmak başlangıçta gereksiz zaman kaybı gibi görünse de oyunun kurallarından biridir.

qqq

Uzmanlık eğitiminin sonlarına doğru mesleğin gerektirdiği adaptasyon çalışma alışkanlığına dönüşür ki biz buna ikinci aşama yani mesleki formasyon diyoruz. Patolog uzmanlığını alıp gittiği yerde edindiği formasyon gereği aynı titizlik, özen ve dikkat gerektiren çalışma ortamını sağlamaya çalışır. Diğer klinik branşlara göre mesleki uygulamalarına yönelik gösterdikleri titizlik hastane yönetimlerince zorluk çıkarma biçiminde algılansa ve hatta yaptığı işi fazla abartmakla suçlansa da taviz vermezler. Mesleki adaptasyon ve formasyon patologun bir kaleci soğukkanlılığı ve güven verici tutumunu sağlamalıdır. Tıp fakültesine giren ve beyaz önlüğü içinde hekim olma, hastalara şifa dağıtma hayali kuran, kanı kaynayan genç bir hekim adayına “ömrün dört duvar arasında bir mikroskoba bakmakla geçecek” denilse çoğunlukla alınacak olumsuz tepki düşünülürse patoloji alanındaki mesleki adaptasyon ve formasyon ve onun kazandırdığı ruh hali daha iyi anlaşılabilir. Üçüncü aşama ise edindiğimiz mesleki formasyonun yavaş yavaş yaşam biçimimize girmesi ve tüm yaşam alanlarımıza etki etmesiyle başlar ki bizler buna mesleki deformasyon diyoruz. Psikiyatri uzmanlarının halk arasında diğer hekim ve insanlardan farklı ruh hali içinde olduklarına yönelik genel kanı bunun iyi bir örneğidir. Ruhen ve bedenen sağlıklı görünseler de psikiyatrlara bakışta bir şeyler hep endişe konusudur. Bir diğer örnek cerrahi branşlarda yaşanır. Hastanın tüm operasyonel sorumluluğunu üstlenen, ameliyatı yaparken bir yandan da tüm ekibi yöneten ve giderek ekip yönetmeye alışmış mesleğine iyice adapte olmuş genel cerrahi uzmanlarının yöneticilik ruhu iş dışı yaşamlarına da yansıyıp “cerrah kişiliği” tanımında yer bulmaktadır. Günümüzde cerrahi branşlarda görev yapanların sorumluluktan kaçmayıp her alanda inisiyatif kullanma ve ekip yönetir gibi davranması nadir bir durum değildir.

Hekimlik mesleğinin gerektirdiği çok çalışkan ve sabırlı olmanın üzerine patoloji uzmanlık dalının kazandırdığı formasyonlar kabaca dört başlık altında toplanabilir;

1- Düzenli, titiz, temiz çalışma alışkanlığı

2- Detayları gözden kaçırmama ( Spontan dikkat artışı )

3- Tevazu sahibi olma ( kaleci psikolojisine alışma )

4- İzole ve içe kapanık çalışma alışkanlığı

Düzenli, titiz, temiz çalışma alışkanlığını iş dışı hayatına da uygulayanlar için sorun yok. Hatta öğrencilik yıllarında düzensiz ve dağınıklığı ile tanınan meslektaşlarımızı tanıyanlar geçirdiği dönüşüm nedeniyle hayretle bakıyor bile olabilir.

Tıbbın diğer alanlarına göre tevazu gerektiren bir branştır patoloji. Gazetelere haber olan veya magazin yanı güçlü branşlardan değildir. Yaptığı bilimsel çalışmalar ile parlayan patologları bilim dilini kullanmadan haberleştirmek zor olduğu için genellikle “Türk bilim insanının büyük buluşu, bilime katkısı” biçiminde milli yanı abartılan haber olmaktan öteye gitmez. Tevazu sahibi olmak da düzenli, temiz ve titiz çalışma alışkanlığı gibi toplumca kabul gören beğenilen bir davranıştır ve iş dışı hayata yansıyor olması yadırganmaz. Ancak herkesten daha fazla detaylardaki kusurları görme, spontan dikkat artışı iş dışında birlikte yaşanılan insanlar için sorun teşkil edebilir. Evde veya başka bir ortamda başkalarının üzerinde durmadığı kusurlara dikkat kesilme ve üzerinde durma çabası küçük sorunları dert eden biri izlenimi veriyor olabilir. Bipolar kişilik bozukluğu olanlarda manik faz için tanımlanan özellikler arasında tanımlanan “spontan dikkat artışı” mesleğin patologlara kazandırdığı formasyonlardandır ve iş dışına fazla yansırsa sorun oluşturabilir. Yine izole ve içe kapanık çalışma alışkanlığı da mesleğin kazandırdığı formasyonlardandır. Dört duvar arasında hep aynı oyuncağıyla aynı oyunu sıkılmadan oynayan, bazen yemek yemeği bile unutan, pek konuşmayan, sınırlı duygusal tepkiler veren ancak ilgi duyduğu alan ile soru sorulduğunda saatlerce en ince detaylarına kadar anlatabilen zeki bir çocuk için çocuk psikiyatrları atipik otizim veya bilinen adıyla Asperger sendromu yönünden ileri inceleme yapmak isterler. Böyle bir hastalığı olmasa da mesleğin formasyonu patologları bu tür bir görüntünün içine çekebilmektedir. Bu durum ile yüzleşmek iyi bir başlangıç olabilir.

tmb_1086_480

Patch Adams filminde tıp fakültesine yeni başlayan öğrencilere insanın hata yapabilir, yanılabilir, kandırılabilir, yorulup bitap düşebilir, kolaycılığa kaçabilir kısaca güvenilmez bir canlı olduğunu hatırlatan dekan içinizdeki o güvenilmez insanı çıkarıp sizlerden doktor yapacağım diye haykırır. Öğrenciler de alkışlar. Filmin ana teması özündeki insani yapıyı yitirmenin mesleği de bitireceği yönündedir. Ancak dekan bir konuda haklıdır. İnsan pek çok zayıflıkları olan bir canlıdır. Patoloji gibi karar noktasında görev yapıyorsa zayıflıklarıyla yüzleşmek zorundadır. Özellikle sitopatoloji ile uğraşıp smear taramaları yapanlar için bu yüzleşme zorunludur. Sözgelimi; taranan 50 civarı smear için yaklaşık % 2-3 ünde sorun olacağı yönündeki istatistiki bilgi patologu etkileyebilir. Taramanın sonuna doğru hiç anormal sonuç bulunmaması kalan birkaç preparat için fazla tanılama riski doğurabildiği gibi tersine ilk 7-8 preparatta fazla sayıda sorunlu birkaç olgu saptandığında kalan preparatlar için eksik tanılama riski söz konusudur. Hata yapmamak için bu ruh hali ile yüzleşmek zorunludur.

Smear taramaları uzun yol sürücülüğüne benzer. Birbirine benzer görüntülerin aktığı bitmek bilmeyen bir yolda araç kullanır gibi smear taranır. Kurallara uyulunca sorun yokmuş gibi görünür. Ancak bitirmek için acele etmek, dikkatin dağılmasına karşın preparat bakmayı sürdürmek, önceki olgularla diğer olguları kıyaslamak tarama sürecinde doğru tanı konulması için risk oluşturabilir. Sitopatolog otomatik tarama cihazı değildir. Otomatik tarama cihaz her olguya sıfırdan bakar, önceki olgularla kıyaslama yapmaz, yaptığı işin anlamı ve doğuracağı sonuçlar konusunda da hiçbir fikri yoktur. Patolog ise Patch Adams filminde dekanın sözünü ettiği gibi zayıflıkları olan bir canlıdır. Zayıflıkları ile baş etmek ise her şeyden önce mükemmel olmadığını kabullenmeyi ve zayıflıklarıyla yüzleşmeyi gerektirir.  Bu konuda uzun yol sürücülerinden öğreneceğimiz çok şey var gibi görünüyor.

Tüm bunlara ek olarak tıp uygulamalarında yaşanan değişim ve dönüşüm de patoloji uzmanlık alanının ruh iklimini etkilemektedir. Tıp uygulamalarının küresel anlamda piyasa beklentilerine göre yeniden şekillendiği bir dünyada patolojinin eklektik kaldığından söz edilebilir. Tıbbın farklı disiplinleri tarafından defalarca incelendikçe sisteme para kazandıran hastalar için patolojinin kesin tanı koyması ve inceleme süreçlerini sonlandırıp tedavi sürecini başlatması kazanç dinamikleri açısından hiç de istenilen bir durum değildir. Patoloji kesin tanı koyamadığı sürece hasta incelemeye devam edilecek ve böylelikle sisteme para kazandıracaktır. Tıbbın pek çok alanı günümüzde uzay teknolojisi ile yarışıyor olmasına karşın patolojinin 300 yıllık Löwenhook’un icadı mikroskopu ve 160 yıllık mikrotomu kullanıyor olmasını patolojinin bu ekletik duruşuna bağlayabiliriz.

Bilgi Hiyerarşisi ve Patoloji

Piyasalaşan sağlık sistemi patologun iki gözüne mahkum olmaktan fazlasıyla rahatsız görünüyor ve bu durum mesleğin ruh iklimini de olumsuz etkiliyor. Türkçede hepsini “bilgi” sözcüğü altında etiketlesek de bilginin kendi içinde bir hiyerarşisi vardır. Bilgi hiyerarşisi, data-veri ile başlar ( tıpta biz buna semptom diyoruz ) information- malumat ile devam eder (tahliller) konwledge- bilgilenme eldeki ( tahlil ve filmlerin okunması ) ve wisdom- hikmet ile (bilgi ve verilerin mesleki deneyim ile yorumlanması) sonuca ulaşılması biçiminde akar. Hekimliği özü wisdom- hikmettir. Hikmet sahibi kişiyi ifade eder. Piyasalaşan tıp uygulamaları ise bilgi hiyerarşisinin ilk 3 basamağını ( data- information ve knowledge) kendince yeterli görüp hekimlik mesleğinin barındığı yorum gücünü (wisdom- hikmet) devre dışı bıraktığı ölçüde hastanın sürekli incelenmesi ve sisteme para kazandırmasını ilke edinen tutum içine girmektedir. Bu durum deneyimli hekimden çok sürekli araştıran deneyimsiz hekimlerin tercih edilmesine veya hikmet sahibi hekimlerin bile gereksiz tahlillere yönelmesine yol açmaktadır.  Patoloji ise ıslak imzalı rapor örneklerini saklamayı dert etmeyen, digital çağa bile kuşkuyla bakan klasik tıp paradigması içinde kalarak eklektik duruşunu ortaya koymaktadır. Patolojiye gelen örnek ve istem belgesi datadır. Örneğin işlenip preparat haline gelmesi information, okunması ise knowledge olup kesin tanı için patoloğun hikmetini de konuşturması gerekir. Patoloji kesin tanı vermenin gerektirdiği biçimde bilgi hiyerarşisinin 4 basamağını da uygulamaktan kaçınmayıp piyasa beklentilerine inat tanılama süreçlerini durdurabilme gücüne sahiptir.

resim3

Piyasalaşan tıp uygulamaları hekimleri piyasa beklentilerine yönelik ruh iklimi içine soksa da patoloji bu alana uymamaktadır. Ancak, ne kadar eklektik kalıyor olsa da patoloji tıbbın hafızasıdır. Her şey unutulur patoloji arşivi unutmaz. Piyasa başka öncelikleri dayatsa da patolojiyi uzak tutmaya çalışan tıp kabahatini gizlemeye çalışan çocuk gibi er veya geç yakayı ele verir. Her şey unutulsa da devasa arşivi ile patoloji unutmaz.

Patolojinin özgün ruh iklimi yanı sıra modern piyasa tıbbının içinde klasik tıp paradigması ile var olmaya çalışan eklektik görüntüsü diğer uzmanlık branşlarına göre olumsuz bir ruh iklimi yaratmakta ve bu durum bir süre daha böyle devam edecek gibi görünmektedir. Her şeye rağmen patoloji uzmanlık alanının ruh iklimi ve bu iklim içindeki ruh halleriyle yüzleşebilmenin “iyi kaleci” olarak anılmak için doğru ve yeterli bir başlangıç olacağı unutulmamalıdır.

Mehmet Uhri

Not: 19-23 Kasım 2014′te Trabzonda gerçekleşen 24. Ulusal Patoloji Kongresi’nde verilen konferanstan kısaltılarak kaleme alınmıştır.

GDO’lu Kimlikler

Cuma, Ocak 9th, 2015

images

Bilindiği gibi; 17. Yüzyılda başlayan sanayi devriminin getirdiği üretim patlaması yeryüzünde yaşam biçimlerine kadar yansıyan kökten değişikliklere neden oldu. Üretim ve daha fazla üretim üzerine kurulu büyüme stratejileri kimi zaman savaşlara neden olsa da ticari kapitalizmin küreselleşmesinin önünü açtı. İnsanlığın son 400 yılı artan üretimi karşılayabilmek ve büyüme stratejilerine yanıt verebilmek için tüketim odaklı olarak yeniden kurgulandı. Bu yeni yapılanmada insan özne olmaktan çıkarak tüketim paradigmasının nesnesine dönüştürülmeye çalışıldı. Hayli de yol alındı.

Kurulu kapasitenin sürdürülebilirliği insanların ne olursa olsun tüketime devam etmesine bağlıydı. İnsanları tüketime zorlamak için gereksinimleri hatırlatan gayet insancıl görünüşlü reklam kampanyaları giderek korkular ve kaygılara yönelik daha saldırgan tanıtımlara dönüştü. Ama tüm bunlar günün birinde insanların tüketimden vazgeçme riskini ortadan kaldırmıyordu. Tüketim paradigmasının gerektirdiği ruh haline sahip bireyler oluşturulması yönünde bir şeyler yapılmalıydı.

Antropologlar günümüz insanını Homo sapiens sapiens olarak tanımlar. Kendi varlığının farkında olduğunun farkında olan canlı anlamına gelir. İnsanoğlu kendi varlığının farkında olduğunun farkında olabildiği için varlığını sorgulayabilme, anlam çıkarabilme ve çabalayarak benliğini dönüştürebilme yetisine sahiptir. Tüm bunlar için tanım gereği benlik algısına gereksinim vardır. Her benliğin ise kendini tanımlayabilmesi, anlamlandırabilmesi ve sosyal alanda konumlandırabilmesi için kimliğe sahip olması zorunludur.

İşte, tüketim dünyasının nesnesi olması istenen, tüketimden vazgeçmeyi aklına bile getirmeden günebakanlar gibi arzu nesnelerinin peşinden giden bireyleri oluşturabilmek için korku, kaygı, öfke, endişe veya sevgi gibi alt bilinç alanlarına yönelik reklam çalışmalarına ek olarak çok daha gerideki benlik ve kimlik algısı üzerinde de çalışılmaya başlandı. Benlik ve bu benliği tanımlayan kimlik algısına iliştirilecek tüketim alışkanlığı ile paradigmanın arzuladığı tüketim odaklı yaşayan yeni toplum yoluna girildi.

Bu amaçla; kimliği oluşturan içsel (astrolojide tanımlanan burç özelliklerinin çoğu bunlardan oluşur ) ve dışsal (aile, topluluk, cemaat, milliyet, din, ırk vb) bileşenlerin benliği tanımlamaya yetmediği yönünde son derece başarılı algı yönlendirmelerine tanık olduk. Dışarıda bambaşka ve renkli bir hayatın olduğuna inandırılarak o hayatı “yakalamak” için kimlik algısının eksikliklerinin yerine konması gerekiyordu. Sorun ise kimlik algısının içinde olduğu ileri sürülen hayali eksikliğin aslında hiçbir zaman doldurulamayacak olmasıydı. Kimliklerinde eksiklik olduğu algısının marka kültürü, tüketim alışkanlıkları ve yaşam biçimleri ile doldurulacağı sanısı insanları her daim tüketici kılmak için yeterliydi. Öyle de oldu.

kimlik-ve-bagimlilik

İnsanlar, benliklerini tanımlarken kullandıkları kimlik bileşenlerinin içinde hep bir eksiklik olduğuna inandırıldılar. Bu eksikliği kapatabilmek için markalaşan kimliklere, kalıplaşmış yaşam biçimlerine ve birbirine giderek daha çok benzeyen tüketim alışkanlıklarına sahip bireyleri daha çok görür olduk. Alan ve satan razı olduğu sürece pek sorun yokmuş gibi görünse de benlik algısının genetiği değiştirilmiş oldu. Kendi benliği ile dengeli, doygun ve yeterli olmak yerine kimliğindeki eksikliği gidermek için çırpınan bireylerin bağımlılık eğilimli bireylere dönüşmesi de kaçınılmazdı. Her gün her ortamda reklamlar ve tüketim alışkanlıkları dayatmasıyla karşılaşan ve hayatlarındaki eksikliği vurgulayan bu mesajlar yüzünden hep bir şeyler tüketme gereksinimi içinde kıvranan bireylerin bağımlılık yapıcı maddelere yönelmesi ile de daha sık karşılaşır olduk. Başlangıçta sigara ve alkol bağımlılığı gibi bağımlılıklar tüketim paradigmasının içine yedirilmeye çalışılsa da sorunun büyümesi kaçınılmazdı.

Benliğinde bir türlü tanımlayamadığı ve eksiklik algısı olarak yaşattığı canavarı doyuramayanların bir kısmı için bağımlılık yapıcı maddeler (uyuşturucu, uyarıcı vb.) arzu nesnesine dönüştü. Özellikle benliğin ortaya çıktığı ve kimlik algısının şekillendiği genç erişkin dönemindeki kafa karışıklığı, dayatılan bu eksiklik algısı ile birleşince uyarıcı, maddeler ile kendinden kaçma veya uyuşturucu maddelerin içe dönme yönünde ürettiği çözümler ile talep gördü. Her ne kadar yasaklanıp üretim ve satışı kontrol altına alınmaya çalışılsa da bağımlılık yapıcı maddelere olan ilgi tüketim alışkanlıklarının yaşam biçimine dönüşmesiyle artmaya devam etti. Markalaşan ve birbirine benzeyen kimlikler arasında kendini arayan benlikler için bu tür maddeler arzu nesnelerine dönüştü.

Geldiğimiz noktada; tüketim odaklı dünyanın nesnesine dönüşmüş, tüketerek yaşamayı kimliğinin parçası ve yaşam biçimi olarak gören bir anlamda “ruhsal genetiği değiştirilmiş” bireylerin kimlik sorununa odaklanılmadığı sürece, sistem bağımlı kişiler üretmeye devam edecek gibi görünüyor. Bağımlı kişileri tedavi çabası ise bataklığı kurutmadığımız sürece konunun uzmanı sağlıkçılar için “müşterisi” giderek artan hayli karlı bir piyasadan öteye geçemeyecektir.

kimlik-ve-bagimlilik-1Her ne olursa olsun gidilen yol insanlık için çıkmaz sokaktır. Kimliklerinde bir türlü tanımlayamadıkları eksiklik algısı yüzünden özgüveni eksik bağımlılık eğilimli toplumların değişime dönüşüme kapalı, biat kültürüne yatkın tüketime programlanmış halleriyle sonuçta kendilerini de tüketecekleri açıktır. Madde bağımlılıklarının geometrik oranda artıyor olması da bunun işareti olarak görülmelidir. Gerek yeryüzü kaynaklarının yetersizliği ve çevre kirliliği, gerekse de içine düşülen kimlik bunalımı ile insanlığın yüzleşmesi er veya geç gerçekleşecektir. Kimliklere konumlandırılmış eksiklik algısı ve onun doğurduğu bağımlılık eğilimleriyle yaşanacak ve hayli sert olacak yüzleşmede yol gösterici olma görevi ise tüketim paradigmasının dayatmalarının farkında olup direnen, benlik algısı ile barışık ruh sağlığı çalışanlarına düşecektir. Umalım ve dileyelim ki insanlık bu karanlık evreyi de olabildiğince az hasarla atlatır.

Dr. Mehmet Uhri

( Çocuk Akıl Sağlığı ve Rehberliği Derneği - ÇAREDER Yönetim Kurulu Başkanı )