Archive for Mayıs, 2014

Özgür Periler

Pazartesi, Mayıs 26th, 2014

muzik2

Emekli öğretmendi. Uzun yıllar ilköğretim okullarında müzik öğretmenliği yapıp emekli olduktan sonra küçük bir dükkan açıp müzik kitapları, notalar ve aksesuarlar satıyordu. Müzikten hiç ayrılmamıştı. Zaman içinde dükkanı müzikseverlerin buluşma noktası olmuştu. Hastanede işi olduğu zaman önceden telefon açıp uygun olup olmadığımı sorar, hastane ortamının keşmekeşinden ürktüğü için yardımcı olmamı rica ederdi. Sıra önceliği veya öncelikli muayene gibi bir şey değildi, aradığı. Pek çok hastamız gibi hastane kalabalığından ürküyor, elinden tutup yönlendiren olmasını istiyordu. O gün düzenli kullandığı ilaçları için süresi biten raporunu yenilemeye gelmişti.

İlgili dahiliye uzmanı doktor arkadaşımla görüşüp yarım saat kadar sonra yanına gitmek üzere randevulaşınca odama davet ettim. Çalışma ortamımı işgal edip vaktimi alıyor olmanın tedirginliği içindeydi. Dostça muhabbetle tedirginliğini gidermek için “Bildim bileli müzikle uğraşıyorsunuz. Sizin için müziği özel yapan nedir? Başka sanat alanları ilginizi çekmiyor mu?” diye bir soru yönelttim. Muhabbet erbabı olduğunu bildiğim için günün sıradanlığı içinde keyifli bir sohbet için fırsat kovaladığımı da itiraf etmeliyim. Sorduğum soru üzerine bir süre düşündü. Hafiften gülümseyip kafasını salladı.

- Bu konu üzerinde konuşup tartıştığım çok dostum oldu. Onlar da hep aynı soruyu sordular. Hatta müziğin şiirle yakınlığına işaret edip hiç olmazsa sözleri olan müziğe yakın durmam gerektiği üzerinden yüklendiler. Benim aradığım ise sanatın özgür olması, özgür kalmasıydı. Onlara müziğin ele gelmeyen şekilsiz halinin gerçek özgürlük olduğunu, özgürce sanat yapabilmeyi müzikte bulduğumu anlattım. Yine de pek anlaştığımız söylenemez.

- Anlamadım. Diğer sanatlar size yeterince özgür gelmiyor mu?

- Yazılı anlatım, şiir, öykü, roman sözcük ve cümle kalıplarıyla sınırlıdır. Seçtiğiniz sözcüğe veya cümle kuruluş yapısı içine hapsolursunuz. Heykel, resim gibi plastik sanatlarda ise kullandığın malzemenin izin verdiği kadarını ortaya çıkarabilirsin. Müzik ise kulağa ulaşan bir ezgidir. Özgürce uçar gelir kulağına konar. Onu içeri alıp almamak sana kalmıştır. Müzikte işittiğini anlat deseler sözcüklerle anlatamaz oturur yine çalar, seslendirirsin.

- Müzikte de kullandığınız enstrümana bağlı değilmisiniz?

- Enstrüman aracıdır. Müzik önce kafada başlar. Beethowen meşhur 9. Senfoniyi sağır haliyle bestelemiştir. İşitmediği halde beyninde üretmiş sese ve notaya dökmüştür. Hatta en geniş anlamda içinde bulunduğumuz evren bir sanat eseri ise evrenin başlangıcını anlatan kutsal kitapların “önce söz veya ses” vardı”  diye başlaması çok anlamlıdır. Veya kıyamet gününün İsrafil’in Sur’unu öttürmesi ile başlayacağı inancı müziğin özgünlüğüne işaret etmiyor mu?

Çayların gelmesi ile konuşmaya ara verdik. Bizimkinin mütavazı da olsa klasik müzik alanında çalışmaları olduğunu biliyordum. Besteleri pek ilgi görmese de umurunda olmamıştı. Şimdilerde bir bale süiti yazmaya çabaladığından söz etti. Çayının şekeriyle uğraşırken az önce söylediklerini düşünüyordum. İkna olmamıştım.

- Müziğin en özgür sanat olduğunu iddia ediyorsunuz. O zaman sanatlar içinde en ileri olanın müzik olması gerekmiyor mu?

- Öyle zaten. Diğer sanat alanları egemenlerin baskısı altında kalıp sansüre uğrarken müziğin ele avuca gelmez yapısı onu hepsinden ileriye sıçratmıştır. 250 sene önce avrupa monarşilerle yönetilip tek ses iradesi altındayken müzisyenler çok sesli müzik yapıyordu. İçinde bulundukları toplumun 250 sene ötesinde günümüzün çok sesli, çok renkli, çok kültürlü toplumunu ve yönetim modelini bir senfoni içinde gösterebiliyorlardı. Her bir enstrümanın kendi özgün kimliğini koruyarak çalınan esere katıldığı senfoninin günümüzün demokratik toplumlarından ne farkı var? Dahası iktidara rağmen farklı sivil toplum önderlerinin ortaya çıkıp toplumları etkileyebilmelerine olanak sağlayan yönetim sistemi 250 sene hayal bile edilemezken müzisyenler konçertolarını yazıyordu. Bilirsin keman, piyano, obua her neyse her hangi bir müzik aleti için yazılmış olan konçertolar bir sivil toplum önderi gibi orkestrayı peşine takar birlikte muhteşem müzik eserlerine dönüşürlür. Günümüzün sivil toplumunun gücünü ve anlatımının karşılığını zamanın müzisyenleri eserleriyle işaret ediyordu. Egemen otorite zamanında fark edebilse sanırım sansür uygulamaktan kaçınmazdı. Örnekleri çoğaltabilirim. Ama müzik bu, ilham perilerinden ismini alır ve ele avuca sığmadan şekilden şekle girerek özgürce salınır. Duygular gibi akışkan ve özgürdür, müzik.

Bu sözleri sözlerken gözlerindeki heyecanı, inanmışlığı ve enerjiyi görmenizi isterdim. Ortamı, günü, mekanı unutmuş gibiydi. Çayını soğutmamasını hatırlatınca tekrar o çekingen haline döndü.

- Sanırım o nedenle müzik eserlerinin söz ile birleşmesine pek sıcak bakmıyorsunuz. Müziğin anlatmak istediğini sözlerle kısıtlayıp sınırlamak istemiyorsunuz. Doğru mu?

- Şiir de sanatların en eskilerindendir. Ancak şairin seçtiği söz ve nükteler anlamlı olsa da hep bir şeyler eksik kalır. Okuyucusuna o eksik sözcüklerle ulaşan şiir, zihinlerde anlama ve nükteye dönüşürken iyiden iyiye aşınır. Müziğe bulandığında sözler çoğu kez ezgiyi baskılar, ardındakini gizler. Sözlere takılıp müziğinden uzaklaştığımız pek çok güzel beste sayabilirim. Fahir Atakoğlu’nun bestelediği sözlerini Sezen Aksu’nun yazdığı “Lal” isimli parça çok iyi bir örnektir. Sözler o kadar anlamlı ve içtendir ki, müziği örter bastırır. Halbuki şarkının müziği sözlerinin çok ötesindedir.

ozgur-periler

Çaylarımızı bitirip. Rapor işlemi için birlikte dahiliyeci arkadaşımın yanına giderken hastanenin kalabalık koridorlarına yöneldiğimizde tedirginliği arttı. Koridorlardaki kalabalığa bakıp “buradakilerin hepsi mi hasta?” diye sordu. Artık her yerde, her ortamda konuşacak konu bulamayanların birbirine hastalıklarından söz ettiğini ve böyle giderse sağlıklı olduğunu düşünen insanların muhabbet konusu bulamayıp yalnız kalacağından endişelendiğini söyledi. Tedirginliğini biraz olsun yatıştırmak için az önceki ilgi çekici konuya dönmeyi seçtim.

- Müziğin çağının yüzlerce yıl ilerisinde olduğunu söylemiştiniz. O zaman günümüzde yapılan müzik geleceğin toplumu için de ipucu veriyor olmalı. Bugünkü müziğe bakıp geleceğin toplumunu hayal etmeye çalışabilir miyiz?

- Çok zor. Geçmişte hayal edebilselerdi, önlem almaktan çekinmezlerdi. Yine de müziğin elektronikle birleşip enstrüman bağımlılığından kurtulması çok daha özgür bir topluma doğru ilerlediğimizi düşündürebilir. Dahası rock müzik veya klasikteki karşılığı olduğunu düşündüğüm atonal müzik örneklerine bakıp bireyin kimlikler ve etiketlerinden kurtulup çok daha özgürce kendini ifade edebildiği bir toplum düşleyebiliriz.

muzik3

Koridorda durup sağına soluna bakındı. Sonra sesini alçaltıp bunları yüksek sesle söylememek gerektiğini, duyan bilen olsa önlem almaktan çekinmeyeceğini, müzik perilerinin özgür olması ve öyle kalması gerektiğine inandığını söyledi. İşlemlerini kısa sürede yapıp raporunu ve reçetesini hazırladık. İşimiz bitmişti. Gerek olmadığını söylese de tedirginliğini bildiğim için hastane kapısına kadar eşlik ettim. Teşekkür edip ayrılırken “Şimdi dükkana gidip hastanenin uğultusunu kulaklarımdan atlatabilmek için ölüp gitmiş kemikleri bile kalmamış birinin 350 yıl önce yazdığı kantatlara, Bach’a sığınacağım. Müziğin özgürlüğüne bırakacağım kendimi” dedi. Hastane bahçesine çıktığımızda az önceki tedirginliğinde eser kalmamıştı. Ağır adımlarla bahçenin kalabalığına karışıp sessizce uzaklaştı.

Dr. Mehmet Uhri

Not: Bu anlatı fotoğrafını gördüğünüz 91 yaşındaki müzik insanına; Sayın Necdet Levent’e ithaf olunmuştur.