Archive for Şubat, 2010

Varoluş Şenliği

Çarşamba, Şubat 10th, 2010

demeterBugünkü bilgilerimize göre günümüzden 12 bin yıl önce biraz da doğa şartlarının zorlaması ile insanoğlunun avcı toplayıcı olmayı bırakıp yerleşik tarım toplumlarını oluşturmaya başladığını biliyoruz. Bin yıllara yayılan bu dönüşüm Mezopotamya’da başlayıp yeryüzünün farklı köşelerinde farklı zamanlarda yaşandı. İnsanoğlunun göçebe kabile hayatını bırakıp işbölümü üzerine kurulu tarım ve hayvan yetiştiriciliğine dayalı toplumları oluşturması hayli sancılı oldu. Göçebelikten gelen alışkanlıkları, özgürlüğü yitirmenin zorluğunun üzerine tarım toplumu olmanın şartı olan mülkiyet kavramını herkesin kabul etmesinin sağlanması insanlığın zor ve acılı dönem yaşamasına yol açtı.

Bu süreç insanın doğa ile tek taraflı anlaşma yapmasını da gerektirdi. O günkü bilgisiyle doğayı yorumlamaya ve anlamlandırmaya çalışan insanoğlu göçebeliği, avcı toplayıcılığı bırakmanın karşılığı olarak sonbahar ve kış aylarıyla yeryüzünden eksilen bolluk ve bereketin bahar aylarıyla geri geleceğinden ve soyunun devam edeceğinden emin olmak istiyordu. Bu tek taraflı pazarlık ve beklentiyi kültürüne yansıtıp doğanın uyanışını, baharın gelişini kutlamaya yönelik törenler düzenledi. Doğa uykusundan uyanmazsa kıtlık ve açlıkla yüz yüze kalacak, çocukları olmazsa soyu devam etmeyecek ve tarım toplumunun gereksinimi olan iş gücü yaratılamayacaktı. Yaşanılan kuraklık kıtlık ve salgın hastalıklar doğanın insanoğlunu cezalandırma biçimi olarak da yorumladı.

Yunan mitolojisinde mevsimlerin bolluk ve bereketin tanrıçası Demeter’dir. Kızı Persephone’un her yıl 4 ayını geçirdiği yer altından yeryüzüne çıkışı ile Demeter’in yüzünün gülüp neşelendiğine böylelikle kışın geride kalıp bahar ile birlikte bolluk ve bereketin geldiğine inanılırdı. Demeter adına bahar şenlikleri düzenlenirdi. Roma mitolojisinde ise Demeterin karşılığı yine bir tanrıça, Februato Juno’ydu. Latin dillerinde Şubat ayına ismini veren bu tanrıça için Roma takvimine göre Şubat ayının ortasında kışın bitip baharın başlamasını temsilen tanrıça Juno adına şenlikler düzenlenirdi. Şenlikte kızlar isimlerini yazdıkları kağıtları bir küp içinde toplamakta, kentin genç erkekleri ise küpten çektikleri isimlere göre o günü birlikte kutlayacakları ve ileride hayatı paylaşacakları kızları   belirlemektedir. 15 Şubat’a karşılık gelen bu günün öncesi 14 Şubatta ise Kurt tanrı Lupercus adına Roma’nın kurucusu olduğuna inanılan kurt yavrularının anıldığı şenlikler düzenlenirdi. Anadolu pagan kültüründe havaların ısınmasını ve baharın başlangıcını simgeleyen Cemrelerin ilkinin 19 Şubat’ta havaya düştüğüne inanılması da rastlantı değildi, elbet.

junoTüm bu şenliklerde insanoğlunun varoluş kaygılarının izlerini görüyoruz. Açlık, kıtlık yanı sıra soyunu devam ettirememe, üreyememe kaygıları yerleşik tarım toplumlarının temel kaygıları olarak üst kültürü etkilemiştir.    

Roma, Hıristiyan kilisesinin merkezi haline geldikten sonra eski pagan törenleri yasaklar. Bunların arasında bolluk bereket ve doğurganlığın devamı üzerine kurulu varoluş kaygılarını yansıtan Juno ve Lupercus törenleri de vardır. Ancak gelen tepkiler üzerine M.S. 496 yılında Papa Galasius törenleri yasaklamak yerine Hıristiyan festivaline dönüştürür. Bu amaçla ölümünden yaklaşık 200 yıl sonra 14 Şubat’ta idam edilen Rahip Valentine’i Aziz ilan eder ve bu güne “Aziz Valentine Günü” adı verilir. Bundan böyle kilise festival günü yapılacak çekilişlerde genç erkekler genç kızların isimleri yerine Hıristiyan azizlerinin isimlerini çekmelerini ve bir yıl boyunca onlara rehberlik edeceklerine inandıkları azizlerin hayatını ve yaptıkları iyilikleri kendilerine örnek alarak yaşamalarını ister. Fakat gençler bu günü aşkın ve sevginin günü olarak kutlamaya birbirlerine sembolik hediyeler vermeye devam ederler.

Her ne kadar Aziz Valentine günü 1969 yılında Roma Kilisesi’nin özel günler listesinden çıkarılmış olsa da sevgililerin birbirlerine hediyeler verip günü özel kılma geleneği tüketim toplumunun ticari başarılarından biri olarak anılmaya devam etmektedir.

Doğaya hükmettiğine kendini giderek daha çok inandıran insanoğlunun doğa ile yaptığı o tek taraflı pazarlığın günümüzde pek önemi kalmamış görünse de varoluşa ait kaygıların sürmediğini iddia etmek zor görünüyor. Özellikle insanların kalabalıklar içinde kaybolmuş yok olmuş hissine kolaylıkla kapıldığı günümüzde, sevgilinin bir çift ışıltılı bakışında, sevgi dolu gülümseyişinde kendini bulabilmenin varoluş şenliğine dönüşmediğini hangimiz iddia edebilir?