Archive for Ağustos, 2009

Müziğini Bulabilseydik

Pazartesi, Ağustos 17th, 2009

Aynı masayı paylaştığımız iyi giyimli beyefendi öfkelenmişti. “Önemsemiyoruz. Dünyanın geri kalanını önemsemiyoruz. Dünya küçülüp herkes birbirinden haberdar olunca kimsenin kimseyi önemsemediği dünyada yaşadığımız fark ettik. Şimdi kendimizi de önemsemiyoruz. Bu yüzden kendini önemseyenlerden hiç haz etmiyor, önemsiz olduklarını anlamaları için uğraşıp duruyoruz” diye söyleniyordu.

Yağan yağmurun giderek şiddetlenmesi nedeniyle Beyoğlu istiklal caddesine açılan Cafelerden birine sığınmıştım. Yağmurdan kaçanların kalabalığı masaların ortak kullanımını zorunlu kılmıştı. Masasını paylaştığım iyi giyimli beyefendi gelen delikanlılara da yer açmış, delikanlılardan biri sigara yakınca beyefendi kapalı mekanlarda uygulanan sigara yasağını hatırlatıp söndürmesini rica etmiş söndürmeyince sorun büyümüştü. Delikanlı bardaktan boşanırcasına yağan yağmuru gösterip dışarıda sigara içemeyeceğini söyleyip diklenmiş, beyefendinin sigara dumanından rahatsız olduğunu söylemesi üzerine iş ağız dalaşına dönüşmüştü. Mağaza sahibinin araya girip delikanlıya dışarıda ıslanmadan sigara içebileceği yer göstermesinin ardından delikanlının arkadaşları araya girip tarafları yatıştırmıştı. Yağmurun sürmesi nedeniyle masayı zorunlu paylaşımımız devam ediyordu.

Delikanlılardan biri saçak altında sigarasını tüttürmekte olan arkadaşını gösterip “bu günlerde kafası pek iyi değil. Kız arkadaşından ayrıldı, işler kesat ve bir şeylerin hep ters gittiğini düşünüyor” dedi. Diğer arkadaşı beyefendiye bakarak “haksız da sayılmaz hani” diyerek biraz imalı da olsa arkadaşına destek verdi. Konuşmanın tatsız bir yerlere gitmemesi için beyefendinin yanıtı beklemeden araya garip delikanlıya üzerinde garip desenler olan koyu renk gömleğini işaret ederek anlamını sordum. Siyah gür uzun saçlı olan diğer delikanlı beyefendiden gözünü ayırmadan “Heavy metalciyiz. Özgürlüklerin olduğu daha iyi bir dünya istiyoruz. Bizi anlamanızı beklemiyoruz. Kendimize zarar verebilmenin bile özgürce yaşanabildiği dünya düşlüyoruz. Dedim ya, metalciyiz” diye cevap verdi.

Beyefendi gülümseyerek delikanlılara baktı ve “tadınızı kaçırmak istemezdim, gerçekten sigara dumanından rahatsız oluyorum sizlere birer kahve ısmarlayabilir miyim?” diye sordu. Beklenmeyen bu barış ilanı delikanlılar kadar beni de şaşırtmıştı. Bu arada yağmur şiddetini yitirmeden yağışını sürdürüyordu. Gelen kahvelerin kokusu delikanlıları masaya yaklaştırdı. Bu arada beyefendinin de zamanında rock müzik tutkunu olduğunu öğrendik.

- Ben de sizler gibi özgürlüklerin daim olduğu dünya arzulamış, özgür bir dünyanın müziğini çalıp dinlemeye çabalamıştım. İdeolojisi olmayan müziklerin toplumda yer edinemediği gibi müziğini bulamayan ideolojilerin de kalıcı olamadığını geç fark ettim. Yani o iş hiç kolay değilmiş.

- Ne ideolojisinden söz ediyorsunuz? Biz özgür dünya istemeye devam ediyoruz, sizler gibi yılıp pes etmeye niyetimiz de yok. Bunun müziğini yapmaya devam edeceğiz. Hem sonra müziğin ideolojisi mi olurmuş?

- Bakın gençler, rock müzik neden II. Dünya savaşından sonra doğdu sanıyorsunuz. Düşünün savaşın acımasızlığı ve yaşanan soykırım yanı sıra şehirlerin üzerine atılan atom bombaları insanları insanlığından utandırmıştı. Üstüne iki kutuplu yeni dünya düzeni dayatması tüm bunları reddeden daha insancıl ve özgürlükçü beklentilerin tohumlarını yeşertti. Tüm bunlar 1968 de zirvesine ulaşan sosyal hareketleri başlattı. İşte rock müzik bu yeni anlayışın, beklentinin ve özlemin müziğiydi. Tüm müzik türlerinden farklı özgürlük çağrısı yeni bir arayıştı, rock müzik. İnsana hak ettiği değeri veren yücelten ve özgürleştiren yeni dünya arayışı ideolojisinin müziğiydi. Üstelik teknolojik ilerlemeler insanların kendilerine daha fazla zaman ayırabildiği, daha özgür bir dünyayı müjdeliyordu. Dünyayı daha özgür ve insancıl hale getirmeye çalışan abiler ideolojik kavga verirken rock müzik tutkunu yeni yetmeler ve gençler bu arayışın taze güçleri olarak yetişiyordu.

- Peki ya metal müzik?

- Sabırlı ol, oraya da geleceğim. 60 yılların sonunda teknolojik ilerleme aya ayak basılması ile zirve yaptı. Ancak 70’lerin başında yaşanan ekonomik gerileme ve çöküş ile birlikte iyimserlik beklentileri de gerilemeye başladı. Onca teknolojik ilerlemeye ve insanların ısrarlı taleplerine karşın beklenen özgürleşme gerçekleşmediği gibi artan işsizlik karamsarlığı arttırdı. İki kutuplu dünyada gerilim tırmandıkça insanlar kutuplar arasında seçim yapmaya zorlanıyor, insanlığın nükleer bir savaş ile yok olabileceği olasılığı teknolojik gelişmeye olan umut ve beklentilerin de yitirilmesine yol açıyordu. İşte metal müzik o işsiz, umutsuz ailelerin çocukları arasından teknoloji karşıtı hareket olarak İngiltere’de doğup yayıldı. İdeolojisi olmayan ve daha çok karşı çıkış, reaksiyon hareketinin müziğiydi. Yaşanan petrol krizi ve ekonomik çöküş ile birlikte karamsarlığın ve başkaldırının müziği olarak taraftar buldu. Ancak rock müzik gibi ideolojisi olmadığı için kısa sürede punk müziğe dönüşüp daha marjinal kaldı.

Metal müzik hakkında söyledikleri gençlerin hoşuna gitmese de susturmaya veya karşı çıkmaya çalışmadılar. Bu arada dışarıdaki delikanlı sigarasını bitirmiş olmasına karşın yağan yağmura rağmen içeri girmemeye kararlı görünüyor, beyefendi ile aynı masayı paylaştıkları için arkadaşlarına kızgın bakışlar gönderiyordu. “Peki ya sonra, sonra ne oldu metal müziğe, insanlar neden bizlere hortlak görmüş gibi bakıyor ve çekiniyorlar?” diye sordu uzun saçlı olanı.

- O yıllarda metal ve punk müziğin taraftarı çoktu. Sistem bunu ticarileştirmek için punk müzikten popüler müziğe transfer yapıp Madonna’yı, Michaeal Jackson’u çıkardı. Kalanlar ise marjinal gruplar olarak toplum dışı gibi görülsün istendi.

- Tüm bunları metal müziğin ideolojisi olmamasına bağlamak biraz insafsızlık değil mi? Deneyip başarısız olduğunuz için sizden sonra gelenleri biraz küçümsediğinizi düşünüyorum. Kaldı ki tüm bunlar metal müziğin halen yaşadığı ve dinleyicisi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

- Haklısın delikanlı. 70’lı yılların başında yaşanan sıkıntılar her ekonomik kriz gibi en fazla çalışan kesimi hırpaladı. Yaşanan karamsar iklim o ailelerin çocuklarının rock müzikten daha sert ve dikkat çekici hatta rahatsız edici metal müziğe yönelmelerine neden oldu. Krizin yarattığı ezilenlerin başkaldırısıydı, metal müzik. Fark edilmeyi amaçlıyordu. Üstelik bu isyan yalnız müzikle sınırlı da değildi. Giyim kuşam aksesuar ve davranışlarda da kendini gösterdi. Dönemin karamsar iklimi Hollywood’un korku filmleri furyası ile çakışırken o filmlerin kötü adamlarına, anti kahramanlarına özenen bir nesil doğurdu. İşsizlik ve karamsarlık ile çalışan kesimin kazanılmış haklarının hemen tümünün yitirilmesinin üzerine 80’li yıllarda ekonomik toparlanma ile birlikte dünyada iyimserliğin tekrar yükselmeye başladığını gördük. Üstelik tüketimin cazibesi ile insanları ikna etmek de zorlaşmıştı. İşte bu ortamda İron Maden, Motorhead gibi toplumca reddedilen metal müzik grupları kötülük simgeleri üzerinden kendilerini fark ettirmeye çalıştıkça daha da marjinal kaldılar. 80’lerin sonunda Metallica, Megadeath gibi marjinal gruplar ise toplumun reddettiği yaşam biçimleri ile muhafazakar ailelerin tepkisini çekti.

- İyi ama metal müzik yapan ve dinleyenlerin sayısı günümüzde hiç de az değil. Bunu nasıl açıklayacaksınız?

- 2000’li yıllar ile birlikte ekonomik iyimserlik yerini giderek karamsarlığa bırakıyor, sizler de görüyorsunuz. Yükselen karamsarlık metal müziğin tepkiselliği ile örtüşüyor. Ancak ideolojisi olmadığı ve reaksiyoner olmaktan öteye gidemediği için kitleselleşmesi zor görünüyor.

Dışarıda sigara içmeyi bitiren diğer delikanlı yanımıza gelip yağmurun dindiğini, kahveleri bittiyse gitmeleri gerektiğini söyleyip arkadaşlarını da alıp yanımızdan ayrıldı. Uzun saçlı olan delikanlı ayrılırken “Her şeye rağmen metalci olmaktan memnunuz ve sanırım aradığımız özgürlüğü toplumun dışladığı o marjinal görüntümüz veriyor. Kahve için teşekkürler” dedi. Yağmurun dinmesini fırsat bilip ayrılanlar ile cafe kısa sürede boşaldı. Beyefendinin ayrılmaya niyetlendiğini görünce “bu kez kahveler benden” dedim. Cevap vermedi. Dünyada tüm bunlar yaşanırken ülkemizin bunlardan neden nasiplenmediğini sordum. Bir süre cevap vermekte tereddüt etti. Sonra kafasını önüne eğdi.

- Bizimkiler de bir şeyleri değiştirmek istedi ama devrimin müziğini bulamadılar. Türkülere sığınıp geri çekildiler. Devrim diye yola çıkanlar geçmişin türkülerinden medet umdu. Olmadı. Olamazdı elbet. Halbuki ortam o kadar açtı ki; Ali Rıza Binboğa’nın Eurovizyon için yazdığı “Yarınlar Bizim” şarkısına dört elle sarıldılar. Onu bile kullanamadık, bırakmadılar.

- Devrimin müziğini bulabilselerdi başarma şansları var mıydı?

- Belki yine olmayacaktı ama en azından unutulmayacaklardı. Abiler ideolojileri kucaklayıp peşinden giderken yeni yetmeler, gençler duygusal ortama o müzik ve görüntü ile katılacak o ortamdan beslenecekti. Biraz beceriksizlik biraz da fırsat verilmemesi nedeniyle koca bir kuşak harcanıp unutulduğu ile kaldı.

Derin iç çekip gazetesini çantasına yerleştirdi. Ayağa kalkıp gelen hesap için yaptığı ödemeyi kontrol etti. “Bugün olmadı ama gün gelir bir kahvenizi içerim. Beni mazur görün, çıkmalıyım” dedi. Başıyla selamladı. Yağmurun hafiflemesi ile artan İstiklal Caddesi’nin telaşlı kalabalığı arasında gözden kayboldu.